YAKAD "Çocuk Bakanlığı Kurulsun"

Türkiye gündemine oturan ve gerçek anlamıyla gündemi sarsan çocuk cinayetleri ve çocuk kayıpları meselesini yıllardır büyük zorluk ve imkansızlıklarla gündemde tutmayan çalışan Yakad (Yakınları Kaybolmuş Aileler Derneği) Başkanı hemşehrimiz Zafer Özbilici’nin çalışmaları ulusal basında geniş yer aldı.

Sabah Gazetesi’nin haberine göre, çocuk istismarı ve kayıplarına karşı Türkiye’de ciddi anlamda bir mücadele eksikliği olduğu kesin. Dolayısıyla hemşehrimiz Zafer Özbilici’nin önerisini bizler de destekliyor ve gündemde kalarak sonuçlanmasını arzu ediyoruz.

Rahmetli İsmet Özbilici’nin yaşadığı derin acı, çocuğunu kaybetmesi ve hayatını kaybolmuş çocuklara adaması mücadelesini büyük özveriyle devam ettiren Zafer kardeşimize Hükümet tarafından ciddi katkılar verilmesini ve bu tür kuruluşların desteklenip yaygınlaştırılmasını istiyoruz.

YAKAD Kurucusu (Rahmetli) İsmet Özbilci

 

Çocuk Bakanlığı’nın kurulması büyük zarurettir. Çocuk istismarlarına karşı Hükümetin son atağı, yani cezaların daha da ağırlaştırılması olumlu bir gelişme olsa da, Toplumsal Bilincin arttırılması, çocuk istismarlarına karşı eğitimin başta okullar olmak üzere tüm toplum katmanlarına etkili bir şekilde yayılmasını hayati öneme sahip bir konu olarak görüyoruz.

Tüm sokakların, parkların, oyun alanlarının kameralar ile donatılmasını, uyuşturuculara ve satıcılarına karşı daha etkili çalışmalar yapılmasını gerekli görüyoruz.

Çocuk tecavüzleri ve cinayetlerine karışanlara, suçu sabit olanlara idam cezasının verilmesini insani bir hak olarak görüyoruz.

Gidenler mi kayıp geride kalanlar mı?

Çocuk cinayetleri kadar büyük bir kanayan yara daha var. O da kayıp çocuklar. Kimi bulunuyor, kimi vicdanı kara ellerde kaybolup gidiyor. Geride kalanlar asla umutlarını kesmiyor. Çocuklarını kaybeden aileleler anlattı.

Kayıp yakınlarıyla birkaç gündür süren görüşmelerim sonrasında, insanın ölümler, ayrılık ve kayıplar karşısında ne denli çaresiz olduğu daha iyi anladım. Bir kayıp annesi “Ölüm bu çaresizlikten daha iyidir oğlum” deyince ben, “Ama henüz ölüsü bulunamadıysa az ya da çok bir umut vardır” diye onu teselli etmeye çalıştım. Ve tabii hemen cevabımı aldım: “Umutla çaldığın her kapıdan ellerinin boş dönmesi ve bunun da yıllarca ve yıllarca sürmesi ne demektir bilir misin? Bir filozofun dediği gibi; bazen umut işkencelerin en kötüsüdür…” Aslında haksız da sayılmaz çünkü uzmanlar da ölüm sonrasında insanın reddediş, yas ve kabullenme şeklinde üç aşamalı bir süreçten geçtiğini söylüyor. Ama kayıplarda durum değişiyor. Bunun sebebi ise yaranın ve acının bir türlü kapanamamış olması. Kapıya her vurulduğunda kapıdan o girecek diye beklemek, her telefon çaldığında ondan bir haber geleceğini umut etmek… Kalbinizin hiç küllenmeyen bir ateşle sürekli yanması… Ölüsü olan üç gün ağlıyor, bir yakını kaybolanlar ise hergün… Gazeteci olarak bugüne kadar çok sayıda kayıp yakınıyla görüşmüştüm ama bunlar daima aralıklarla olmuştu. Son birkaç gün içinde peş peşe 9-10 kişiyle görüştüm. Bunların bir kısmıyla telefonla konuştum, üçüyle ise söyleşi yaptım. Böylece olayın vehametini daha iyi anladım. Bu insanlardan biri ağabeyini bundan 22 yıl önce kaybetmiş dertli genç bir adam, diğeri kızını kaybedip dört yıl sonra bulan şanslı bir baba, bir diğeri de kızını kaybetmiş, onun tokası ve saç telleri polisler tarafından bulunup kendisine getirilmiş ama üç buçuk yıldır yavrusunun sesini bir kez bile duyamamış acılı bir anne. Şimdi size onların hikayelerini anlatacağım.


Umuda yolculuk mucizesi

İsmet Özbilici küçük yaşta İstanbul’a gelip çalışmaya başlıyor. Eşiyle dördü erkek ikisi kız altı çocukları oluyor. Büyük çocuk Abdülhamit otistik, onun bir küçüğü olan Özgür ise zihinsel engelli. Birbirleriyle çok iyi anlaşıyorlar. Ağabeyi evden çıktığı zaman Özgür pencerenin önünde oturup onu bekliyor. Abdülhamit büyüyüp 22 yaşına geliyor ama zeka seviyesi yedi yaşındaki bir çocuğunki kadar. 1992 yılında bir gün İsmet Bey, evin yakınlarındaki pazara alışverişe gidiyor. Evden çıkarken, “Oğlum” diyor Abdülhamit’e, “Ben bir şeyler alacağım, onları eve taşımama yardım et.” Baba sokağın başındayken dönüp bakıyor ve oğlunun evden çıkışını görüyor. Arkasını dönüp pazara doğru ilerliyor. Bu oğlunu son görüşü oluyor.

YAKAD Başkanı ZAFER ÖZBİLİCİ

BİR DERNEK DOĞUYOR 
Polise başvurduktan sonra birkaç ay bekliyor İsmet Özbilici. El ilanları bastırıp mahalle mahalle dolaşıp dağıtıyor. Bu sırada Özgür pencerenin önünden ayrılmıyor. Sürekli abisini soruyor ve çoğu zaman yemek yemiyor. Ve abisinin kaybolmasından tam bir yıl sonra babası onu pencerenin önündeki sedirde ölü buluyor. Çocuğunu defnettikten sonra “Lanet olsun böyle kadere” deyip yollara düşüyor Bilici. Gittiği her şehirde, kasabada pek çok kayıp vakası olduğunu öğreniyor. Ve iki yılın sonunda bu insanları bir araya toplayıp Yakınlarını Kaybetmiş Aileler Derneği’ni (YAKAD) kuruyor. Dernek çok kısa sürede toplumun her kesimine ulaşarak kayıplar konusunda muazzam bir etki ve duyarlılık oluşturuyor. Abdülhamit kaybolduğu günlerde ailenin üçüncü çocuğu Zafer henüz 15 yaşında. Lisede okuyor. Çok da başarılı bir öğrenci. Ama önce büyük ağabeyin ardından okulu bırakıyor.

ZAFER’İN EĞİTİM ZAFERİ 
Zaman zaman Anadolu’ya da gidiyorlar. Bunun için de bir otobüs kiralamaya ve onun da üzerini kayıp resimleriyle donatıp dolaşmaya karar veriyorlar. Böylece dünyada ilk kez bir Kayıp Otobüsü ortaya çıkmış oluyor. Böylece yüz binlerce insana ulaşıp yüzlerce kayıp insanı buluyorlar. Bu arada Zafer liseyi bitiriyor ve üniversiteye giriyor. İsmet Özbilici kayıplara, ölümlere, yollara dayanamayıp kanser oluyor. Ve 1999’da vefat ediyor. Dernek üyeleri Zafer’e, “Sen geç derneğin başına” diye bir öneri getiriyor. Önceleri reddediyor ama bakıyor ki bir efsane çökecek, geçiyor derneğin başına. Olanaksızlıklar içinde varlığını sürdürmeye çalışıyor dernek. Bazen mazot parası bulamadıkları için otobüsleri yollarda kalıyor. Kimi zaman araçlarının bozulan parçalarına güçleri yetmediğinden dolayı haftalarca garajda bekliyor. Sonunda eskiyen otobüs sefere çıkmaz hale geliyor. Bunun üzerine Ataşehir Belediyesi onlara bir midibüs tahsis ediyor. O küçük araçla misyonlarını sürdürmeye çalışıyorlar.

Dört yıl bulunamadı

Sıhhi tesisatçı Erdal Şimşek, 56 yaşında. 1982’de çok sevdiği bir kızla evleniyor. İki yıl sonra bir kızları oluyor. Adını Serpil koyuyorlar. Evin neşesi oluyor. Serpil beş yaşındayken annesi evden ayrılıyor. Şimşek karısının eve dönmesi için elinden geleni yapıyor ama bir müddet sonra onun bir pavyonda işe başladığını öğreniyor. Boşanıyorlar, çocuğun velayeti babasında kalıyor. Serpil Fatih’te ilkokula başlıyor. İkinci sınıftayken bir gün okula gidiyor ama dönmüyor. Babası her yere başvuruyor ama ulaşamıyor kızına. Polise başvurduktan sonra köşe bucak kızını aramayı ısrarla sürdürüyor. İki buçuk yıl kadar sonra YAKAD’ı öğreniyor. Kendisi gibi yollara düşmüş acılı baba İsmet Özbilici ile tanışıyor. Onun kızının fotoğrafı da otobüse yapıştırılıp memleketi dolaşmaya başlıyor. Serpil’in annesine ulaşmaya çalışıyor. Karısının ailesi “bizimle teması kesti” deyince, o kapı da kapanıyor. Her yıl Serpil’in doğum gününde dernekte toplanıp gözyaşları içinde kutlamalar yapıyorlar, üstünde küçük kızın fotoğrafının basılı olduğu uçan balonları göklere salıyorlar. Çocuğun kayboluşunun üstünden dört yıl geçiyor. Günlerden bir gün derneğe bir telefon geliyor. Bir kadın, “Otobüsün üzerinde resmini gördüğüm bir kıza benzeyen birini gördüm Kadıköy’de” diyor. Polis, hemen ertesi sabah erkenden söz konusu adrese baskın yapıyor ve Serpil bulunuyor. Kaçıran annesiymiş. Bir apartmanın rutubetli bodrum katına kapatmış çocuğu. Okula da göndermemiş. Bir köpek yavrusunu besler gibi yemeğini, suyunu veriyormuş. Şikayetçi olmamış Erdal Şimşek. Çocuğunun bulunması ona yetmiş. Kendini kızına adamış. Serpil de kayıp çocukların bulunması için babasının yanında yer almış.19 yaşındayken sevdiği bir gençle evlenmiş. İki de çocuğu olmuş. Şimdi çok mutlular.

Neden ve nasıl kayboluyorlar?

 

YAKAD’ın yaptığı araştırmada kaybolma nedenleri 4 ana başlıkta toplanıyor: 
KAÇIRILANLAR 

Evlenme vaadiyle

Fuhuş amaçlı

Evlat edinmek amacıyla

Dilendirmek için

Organ ticareti için

Uyuşturucu işinde kullanmak amacıyla

 

Melike ölemez, o daha küçücük…

 

Melike’yi bulmak için polis Sincan’da bir eve baskın yapıyor. Çocuğun tişörtü, saç tokası ve saç telleri bulunuyor. Suçlular 22 ay yatıp çıkıyor. Melike hâlâ kayıp

 

Çankırı Ilgazlı Fatma Kırıcı, genç yaşında evleniyor, bir oğlu bir kızı oluyor. İlk eşinden geçinemeyip ayrılıyor. Birkaç yıl sonra Mahmut Toyguncu ile evleniyor. Ondan da bir kızı oluyor. Adını Melike koyuyorlar. Büyük kızı Şerife ile Melike arasında 11 yaş var. Melike böyle el bebek gül bebek büyüyor. Ama anne ve baba bir süre sonra ayrılıyor. Melike ilköğretim son sınıfta okurken 18 Ocak 2011 günü, Yükseköğretime Geçiş Sınavı’na girecek ablası Şerife için Sincan Lisesi’nden form almak için evden çıkıyor ve bir daha kendisinden haber alınamıyor. Anne kayıp bürosuna başvuruyor. Çeşitli yerlerden ve çok sayıda kişiden ihbarlar yağmaya başlıyor. Komşulardan biri Melike’nin kaçırılmadan sekiz gün kadar önce parkta kırmızı bir arabaya yanaştığını ve aracın içindeki bir adamla samimi bir şekilde konuştuğunu söylüyor. Başka bir kadın, aracın sol camından içeri sarkıp konuşan Melike’yi tişörtünden çekip “Kızım niye tanımadığın adamlarla böyle samimi konuşuyorsun?” diye uyarıyor. O sırada 14 yaşında olan Melike de, “Muharrem abi yabancı değil, bir aile dostumuz” deyince kadın sesini çıkarmıyor. Bazı görgü tanıkları da Melike’nin içinde üç kişi olan kırmızı bir arabaya binip gittiğini söylüyorlar. Bu bilgilerden yola çıkan polis, mahallede ve ailenin etrafında aynı isimde olan şahıslarla ilgili bir araştırma yapıyor ve sonunda Muharrem Aytekin’e ulaşıyor. Aytekin’in annesi yıllar önce Fatma Kırıcı’nın yakınlarında oturan bir komşusu. O tarihlerde Şerife henüz liseye gidiyor. Muharrem Aytekin de 16 yaşında falan. Aytekin’in annesi bir gün Fatma Hanım’a, “Bizim oğlan sizin Şerife’yi seviyormuş. İsterseniz bunları nişanlayalım” gibi bir şeyler söylüyor. Fatma Kırıcı sinirlenerek, “Benim kızım okuyacak” diye cevap veriyor. Konu kapanıyor.

DNA TESTİYLE ÇÖZÜLDÜ 
Bir yıl sonra Muharrem Aytekin, mahalleden birini öldürüyor. Üç buçuk sene yatıp çıkıyor. Sonra da askere gidiyor. Dönünce evleniyor. İki çocuğu oluyor. Ama demek ki insan olamıyor. Polis sıkı bir teknik takipten sonra Muharrem’in kaldığı adresi ve girip çıktığı yerleri tespit ediyor. Ve sonunda Sincan’daki bir eve baskın yapılıyor. Evde Melike’ye ait olduğu düşünülen bir tişört, tarak ve saç telleri bulunuyor. Annesinden alınan örnekle yapılan DNA testi sonucu saçların küçük kıza ait olduğu kesinleşiyor. Yapılan yargılama sonucu Muharrem Aytekin ile arkadaşları Cevat Yıldız ve Oğuzhan Mahmutoğlu cezaevine giriyor ve 22 ay hapis yattıktan sonra şartlı salınıyorlar. Fatma Hanım, suçları sabit olan bu üç canavarın salıverilmesine bir anlam veremiyor. Bunun nedeni de Muharrem ve arkadaşları hapisteyken, aynı koğuşta yatan bir mahkumun yaptığı ihbar. Savcılık bu iddiayı soruşturuyor. Sincan’daki Cimşit Mezarlığı’nda 15 mezar açılıyor. DNA testleri yapılıyor ama bir sonuca ulaşılamıyor. Böylece dosya kapatılıyor. Kırıcı bu adaletsizlik karşısında isyan ediyor. “Ben yavrumun yaşadığını düşünüyorum. Melike ölemez, o daha küçücük. Kızımın cep telefonu kaçırıldıktan birkaç gün sonra Muharrem tarafından birilerine satılıyor. Polis bu telefonu buldu. Ve kızımın kaybolduğu gün Muharrem’le 1080 saniye görüşme yaptığını tespit etti. Bunca bilgi ve bulgu varken bu nasıl karardır?” diye soruyor. (Haber: Sabah – ERSİN KALKAN)

 

SİİRT AKTÜEL HABER

About the Author

Vedat Saglam
2001 Yılında Fatih İlçesi Kadınlar Pazarı'nda 60'a yakın işadamı, akademisyen ve esnaf tarafından kurulan Siiyad, Ulusal ve yerel kanallarda Siirt tanıtım programları yaptı. Yüzlerce hemşehrimize nakdi ve ayni yardımları yaptı... Kurumsallaşma çalışmalarına devam ediyor...

Be the first to comment on "YAKAD "Çocuk Bakanlığı Kurulsun""

Leave a comment

Your email address will not be published.

*