Siirtliler; Ülkenin Sorun Çıkartmayan, Sıkıntı Yapmayan Halkı…

ofarukhelvacioglu

 

Ömer Faruk Helvacıoğlu

Kimlik taleplerimiz yok! Memlekete iyi işler yapılırsa amenna, yapılmazsa hayırlısı…

İsmet İnönü; Siirt’i ziyaretinde, Türk olmayan isteyen bir Arap şehri olarak tarif ediyor. Baraj için Siirt bu kadar yatırıma değmez diye reddetmiş. Siirtliler, Arapça kültür birliği çimentosunu bırakmış. Sistemin uyguladığı saçma ve haksız asimilasyonu benimsemiş sakin insanlar topluluğu…

Ancak Siirtliler devamlı devamlı “bize ne oluyor? Niye kolektif başarı gösteremiyoruz? Ne yapmalıyız? Ne yapabiliriz?” gibi soruları meşgul ediyorlar. Öncelikle belirteyim; Siirtlilerin ezici çoğunluğu bu konuda kayda değer bir çalışma içinde bile değiller. Zikredilen sıkıntılar adeta tatlısu aydınlarının entel sohbetleri gibi… Bu konularda ciddi çalışmalar yapan yok gibi.

Siirtlilerin en merak ettikleri konularda bu sitede yazılan yazılara bile kayda değer yorumları yok. Engelleyen birşey var mı? Yok! O halde niye bu ilgisizlik? Federasyon fikri için bile yazılan 5-10 tane yazı…

Şöyle düşünülebilir mi? Madem öyle Siirtliler zaten bireysel başarılarıyla yetinen, kolektif başarılara ihtiyaç duymayan insanlar. Ülkedeki yönetim erkinden talepleri yok. Öyle de değil. Herkeste bu anlamda beklenti var. O halde bu pasiflik, bu sessizlik neden?

SİİRTLİLER;KOLLEKTİF BAŞARI HASRETİ YAŞIYOR..

Bireysel başarıları pek çok olan, ama kolektif başarıları yok denecek kadar az bir halk… Niye böyleyiz? Malum bir insan hasta olunca doktorlara gider ve ilmin ışığında gerekli müdahaleler yapılır. Bireysel her problem için değişik uzmanlar ve çözümler varken, topluluk zafiyetleri için ilme, tecrübelere, sağduyuya müracaat etmek lazım.

Siirtliler; Siirt ve Siirtliler konusunda çok pasifiz. Bu konulara ilişkin yorum azlığı bile önemli gösterge. Niye Böyleyiz? Bugün ülkemizde alt kimlik-üst kimlik tartışmaları had safhada. Ancak Siirtlilerin Arap kesimi bu konuda katkısızlığını sürdürüyor. Kürtler bu konularda çok heyecanlı ve canlı. Araplar ise çok sessiz ve katkısız. Niye?

Kürtler, devlet talep edenleri var, özerklik talep edenleri var, tam demokrasi talep edenleri var. Ancak tamamı kimlik ve kültürlerinin bir şekilde korunması konusunda hemfikirler. Ama Arapların sesi, istekleri, heyecanları yok. Siirtliler, derken de maalesef Kürtleri değil, Arapları kastediyoruz. Oysa, Siirt’te daha 70 yıl önce bayağı kalabalık sayıda Ermeni toplumu da var. Keldaniler de varmış… Şimdi gündemimizde Siirt’in Arap kesiminin meselesi var.

Öncelikle belirteyim; Siirtlilerin bu acaip durumu, apolitik bir halk olmasındandır. Politik kesim ise yakın geçmişe kadar CHP’lidir. Yani cari rejimin her türlü kültürel hedeflerini savunmuşlardır. Siirt Araplarındaki bu savrulma, lisan-kültür birliğini ve hedeflerini yok etmiştir. Geçmişlerinde zaten devlet kurucu toplumlardan olmayan Siirtliler, Cumhuriyet döneminde apolitik bir toplum, olanlar da CHP-Rejim sularında yıkandıkları için sosyolojinin yasaları çalışmış ve Siirtliler öncelikle lisan-kültür birliklerini kaybetmişler ve dolayısıyla ortak toplumsal amaçlarını sıfırlamışlardır.

SİİRT AKTÜEL HABER

49 Comments on "Siirtliler; Ülkenin Sorun Çıkartmayan, Sıkıntı Yapmayan Halkı…"

  1. Ö.Faruk abimiz.büyük ve bir o kadar yitik bir değer…Etnsiteye dayanan fikirlerinden sıyrılmamış gördüm.ona saygım vefam daimdir.bilinmeli…

  2. ömer faruk helvacıoğlu | 26 Şubat 2011 at 23:24 | Cevapla

    ÖNCELİKLE KATILIM,KATKI,PAYLAŞMA..

    SİİYAD,
    SİDER,
    SİDAV,
    DİĞER DERNEKLERİN ÜYELERİ GÖRÜŞ AÇIKLASINLAR,FAYDALI OLSUNLAR.

    siiyad,sider,sidav ve diğer siirt derneklerinin üyeleri hepsi bir kıymet.

    tecrübeli,donanımlı vasıflı hemşehriler..

    siirt,
    siirtliler,
    türkiye,
    islam alemi
    insanlık-dünyaya ilişkin
    hatta mesleki veya uzmanlaşştıkları her konuda
    bu sitemizde veya başka medya organlarında görüş açıklamalıdırlar.

    özellikle siirtliler siteleriyle beraber 24 saaat bir aradayız.
    ataleti bırakıp herkes gayretlı olmalıdır.

    mutlaka çok
    yararlı projeler ve görüşler çıkacaktır.

    selamlar.

    not:faik kaynak bey kardeşime selamlar,sevgileri

  3. ömer faruk helvacıoğlu | 26 Şubat 2011 at 23:39 | Cevapla

    SİİRTLİLER NELER YAPMALI?

    ….
    BİRLİKTELİĞİN ASLI-ESASI;İNANÇ-KÜLTÜR BİRLİĞİDİR.
    BİRLİKTELİĞİN ESASI;İNANÇ-HAYAT TARZI VE DEĞERLER ORTAKLIĞIDIR.
    BİRLİKTELİĞİN ESASI;KÜLTÜR-LİSAN VE MİLLİ KARAKTERLERDİR.
    BİRLİKTELİĞİN ESASI;ORTAK DEĞERLER VE ORTAK FAYDALARDIR.
    BİRLİKTELİĞİN ESASI;ARZETTİĞİM HUSUSLARIN ŞUURUNDA LİDERLER ORGANİZESİNDEDİR.
    …..
    siirtliler,arada bir araya gelmek gibi hasretleri gidermek çabası gösterirler.
    yine;ülkede bir milyon siirtli var,her yerde varız ama niye etkili değiliz,hakkımızı alamıyoruz gibi serzenişler var..
    ..
    ancak bu iş bu kadar basit değil.
    sözkonusu siirtliler,arapça konuşanlardır tabii.
    kürtler ve araplar artık ve maalesef her konuda ayrışmış gibiler.
    husumet yok çok şükür ama herhangi bir birliktelikte yok..
    ..
    siirtliler;müslüman-arap ve şafii.tarikat itibariyle genellikle nakşibendi.
    ,,ancak türk modernizmi!,siirtliler’in öncelikle türk olduklarını kabule,sonra ideolojık-felesefi akımların da tesiriyle
    islam’ı epey azalmış bir toplum üretme çalışmaları önemli başarılar kazandı…!..

    siirtliler’de;
    din-hayatgörüşü-hayattarzı birliği yok oldu.
    dil birliği yok oldu.
    kültürel esas temeller gidince birkaç şarkı-türkü-yemek ve adettten ibaret basit ortak değerler kaldı.
    ..
    beyLer bu işin şakası yok.
    bu işin ilmi ve gerçek tarafıdır.
    din-dil-kültür-gaye birliği olmayan toplumlar,lider ve teşkilatlanma konularında oldukça sığ kalırlar.
    ..
    lider,teşkilat ve önemli hedeflerden yoksun toplumlarda ahlaki erozyon had safhadadır.
    ..
    dedikodu,kibir,haset,basıtlık alır yürür.
    ..
    herkes bulunduğu topluma kendini beğendirmeye,adapte olmaya çalışır.
    ..
    kürtler;hernasılsa şimdilik soyut kürt kimliğini kurtarmış gözüküyorlar ama
    seküler-laikçi-sol dünya görüşleriyle gerçek kürt kimliğini korumaları mümkün değildir..
    ..
    yani,kısacacası…
    önce ARAPÇA DİL VE KÜLTÜRÜNÜ İHYA,
    sonra islam-şafii birliği,
    sonrada ciddi liderlik-teşkilatlanma ve
    ciddi gayelere yönelebilen ahlak..
    ..
    bir ihtimal ama,
    siirtliler,din-dil-kültür birliği yolunda biraz mesafe alsalar,
    TÜRKİYE ÇOK DAHA ÇABUK GELİŞİR VE DEĞİŞİR.
    ..
    SİİRTLİLER;ORTAK DEĞERLERE VE AMAÇLARA GÖRE DERNEK-VAKIFLAR ŞEKLİNDE BİR ARAYA GELİYOR.
    DAHA BÜYÜK ORGANİZASYONLAR;
    DAHA BÜYÜK DEĞERLER,DAHA BÜYÜK AMAÇLAR,DAHA BÜYÜK LİDERLERLE OLABİLİR?!.
    ..
    ÇİNLİLER NE DEMİŞ?EN UZUN YOL KÜÇÜK BİR ADIMLA BAŞLAYARAK BİTER.
    ANCAK BÖYLE BİR YOLCULUK VARMI?!….

    SELAMLAR.

  4. ömer faruk helvacıoğlu | 8 Mart 2011 at 21:15 | Cevapla

    siirtliler,artık gece tertiplemeyi bir başarı olarak algılamayı terketmelidir.

    siirt,siirtliler için ne gibi ciddi ve kalcı kararlar alınıyor,uygulanıyor bu önemli..
    ..
    muhterem işadamı fadıl akgündüz her zamanki gibi çok hayırhah !..ama hala ev-arabasını alamayan siirtliler var.
    ..
    bence hak-hukuk herşeyden önemlidir.
    öğrencilere burs vermek güzel bir şey,ama esas güzellik doğruluk ve hakkanıyet.
    ..
    geceye katılnların çoğuda bilirki,
    fadıl akgündüz ve adamları birçok gerçeği örtbas ediyor.
    ..
    çok basit bir istekte bulundum.
    gel,
    siirtspor’da yetkilerimi iptal eden belgenin sahte olduğunu,yetkili olarak itiraf ve beyan et.
    birçok kimse mahkemelrde sebebinizle sürünüyor.
    bu kadar basit bir gerçeği bile ikrar etmiyorlar.
    ..
    iri-yarı gövdesiyle yüzbinlerce lirasını götüren şahıslarlarla yanyana.
    ben bu kadar yağmacılardan hoşlanan ve dürüstlerden uzak duran bir işadamı görmedim.

    gerçekler çok ama çok kötü.
    ..siirtliler sadece kullanılıyor.
    istismar ediliyor.
    ,işin ilginci ezici çoğunluk bunu çok ama çok iyi biliyor.
    ..
    hayretki hayret.
    siirtliler nasıl bu hale geldiler?!..

  5. ömer faruk helvacıoğlu | 13 Mart 2011 at 11:15 | Cevapla

    BÜTÜN ADAYLARI KUTLARIM,HAYIRLI OLSUN.

    akp;aday bolluğu var.
    chp’de büyük durgunluk var.iktidar partisinden beklenenin aksine ana muhalefet partisi kargaşa içinde.
    bdp,sakin ve emin.ama değişim ve vizyon dinamikleri yeni dengelere oluşturabilir.
    diğer partilerde kayda değer ne rağbet var nede aday.
    ..
    akp’nin aday bolluğu iyi bir gelişmedir.
    genliğimiz döneminde birkaç demirbaş aday vardı,diğer insanlar hayal bile edemezlerdi…!
    şimdi denilyorki;insanlar birşeyler koparmak için aday oluyorlar..
    birkaç kuruşu olan,bir kaç taraftarı olan kişiler aday oluyor.
    adaylık işi sulandı,ciddiyetini kaybetti..!
    ..
    aday bolluğunun iyi tarafları da çok.
    çevre artık merkeze iyice talip.
    halk egemenliğinin önündeki barikatlar birbir yıkılyor.
    artık çevrenin çevresi bile merkze yürümek istiyor.
    rekabet çok iyidir.
    demokratik taleplerin çıtasının yükselmesi çok iyidir.

    parti genel merkezleri önseçim yapsalardı çok iyi olurdu ama he rparti değişik metodlarla,
    en vasıflı ve en fazla oyu getirecek adayı bulmaya çalışıyorlar.
    bazen isabet ediyorlar bazen isabetsizlik.

    adaylar medeni cesareti yüksek şahsiyetler.
    tamamının ve bütün parti adaylarının memleket için ellerini taşların altına koyduklarını kabul ederim.
    ben varım diyen adam eyi adamdır,yararlı adamdır.
    ..
    bana ne diye adamdan oldum olası korkarım!
    ben karışmam,kimse yaramıyor,kime ne hizmet edeceksin diyen adamlar,nezdimde itibarsızdır.

    değerli adayların hepsini kutlarım,hayırlı olsun.
    ….
    selamlar,başarılar,saygılar,sevgiler..
    devam edecek…

  6. ömer faruk helvacıoğlu | 14 Mart 2011 at 21:11 | Cevapla

    BÜTÜN MİLLETVEKİLİ ADAYLARINI KUTLARIM,HAYIRLI OLSUN.
    ….
    ….
    akp;aday bolluğu var.
    chp’de büyük durgunluk var.iktidar partisinden beklenenin aksine ana muhalefet partisi kargaşa içinde.
    bdp,sakin ve emin.ama değişim ve vizyon dinamikleri yeni dengelere oluşturabilir.
    diğer partilerde kayda değer ne rağbet var nede aday.
    ..
    akp’nin aday bolluğu iyi bir gelişmedir.
    genliğimiz döneminde birkaç demirbaş aday vardı,diğer insanlar hayal bile edemezlerdi…!
    şimdi denilyorki;insanlar birşeyler koparmak için aday oluyorlar.. birkaç kuruşu olan,bir kaç taraftarı olan kişiler aday oluyor. adaylık işi sulandı, ciddiyetini kaybetti..!
    ..
    aday bolluğunun iyi tarafları da çok. çevre artık merkeze iyice talip. halk egemenliğinin önündeki barikatlar birbir yıkılyor. artık çevrenin çevresi bile merkze yürümek istiyor. rekabet çok iyidir.
    demokratik taleplerin çıtasının yükselmesi çok iyidir.

    parti genel merkezleri önseçim yapsalardı çok iyi olurdu ama he rparti değişik metodlarla, en vasıflı ve en fazla oyu getirecek adayı bulmaya çalışıyorlar.
    bazen isabet ediyorlar bazen isabetsizlik.

    adaylar medeni cesareti yüksek şahsiyetler.
    tamamının ve bütün parti adaylarının memleket için ellerini taşların altına koyduklarını kabul ederim.
    ben varım diyen adam eyi adamdır,yararlı adamdır.
    ..
    bana ne diye adamdan oldum olası korkarım!
    ben karışmam,kimse yaramıyor,kime ne hizmet edeceksin diyen adamlar,nezdimde itibarsızdır.değerli adayların hepsini kutlarım,hayırlı olsun.
    ….
    selamlar,başarılar,saygılar,sevgiler..
    devam edecek…

  7. ömer faruk helvacıoğlu | 14 Mart 2011 at 21:41 | Cevapla

    ADAYLARI TANIYALIM—1–
    HAYREDDİN ÇAKICI..
    ..
    çok değişik yerlerden,
    çok değişik amaçlı kişiler,
    beni çeşitli vesilelerle arayarak;
    adayları ,parti genel merkezlerine ve kamuoyuna tanıtımı için özel bir çalışma ve bilgilendirme yapmamı istediler.
    ..
    öncelikle bu konularda benden bilgi ve çalışma isteyenlere teveccuhleri dolayısıyla müteşekkirim.
    ..
    bendeniz aday olmadığıma göre,bari bu hizmeti ifa edeyim.
    ..
    bütün adaylar hakkındaki görüşlerimiz,peyderpey yayımlanacaktır.

    çok iyi tanıdıklarım var,az-eksik tanıdıklarım var,hiç tanımadığım yok…!

    adaylara davetimdir.
    yazılarımız ,parti seçici kurullarına ve kamoyunun önderlerine ayrıca gönderileceğinden,
    bilgilerimizi arttırmak isterlerse,kendi cihetlerinden;
    bana hususen e-mail gönderirlerse daha fazla katkı yapabilirim..

    öncelikle hayreddin çakıcı bey..
    niye?….
    ..
    hayreddin çakıcı bey,araştırmacı ve bilgi-tecrübe iştahı çok yüksek bir siyaset adamımızdır.
    ..
    kendisiyle tanışıklığımız 2 sene olmadığı halde,en fazla görüştüğümüz hemşehrimiz.
    ne görüşüyoruz?
    devamlı arar,,
    siirt,
    siirtliler,
    güneydoğu-doğu,
    türkiye,
    bölge,
    islam alemi,
    dünya’ya ilişkin konular sorar,
    not alır ve kendi tespitlerini sorgulatır.

    bilgi-tecrübe ve vizyon ve ufuk cihetlerinden,diğer cihetlerden de olduğu gibi,
    bu kadar istekli,samimi-ciddi ve gayretli çok az insan gördüm.
    ….
    millete,devlete,memlekete faydalı olmanın ilk yolu doğru bilgi ve çözümlere sahip olmak şart.
    işte bu konuda yetersiz olduğu gibi gayreti olmayanların nelerle vakit geçirdikleri ortada…!

    ben bir ilim-irfan denizi değilim tabii..
    ama bunu benden daha donatımlı kişilerle de yaptığını biliyorum.
    ayrıca bendeniz de şahsen bu konularda çok ciddi çalışmaları olan bir insanım ve herşey ortada..

    dünyayı isteyen ilme sarılmalı,
    ahireti isteye ilme sarılmalı,
    hem dünyayı hem ahireti isteyen de ilme sarılmalı..
    ..
    değerli hemşehrimiz sn.hayreddin çakıcı bey bu konuda emsaline az raslanır bir kabiliyet ve samimiyet.
    ….
    selamlar.
    devam edecek…

  8. ömer faruk helvacıoğlu | 16 Mart 2011 at 06:59 | Cevapla

    ADAYLARIMZI TANIYALIM–2-BEN TARAFIM.
    ..
    BEN TARAFIM.TARAF TUTARIM,TUTACAĞIM.
    ..
    BİTARAF OLAN,BERTARAF OLUR.
    ..
    medyada genellikle tarafsızlık modası var.
    ben bu modaya uymuyorum ve açıkça taraf olacağımı beyan ediyorum.
    nasıl tarafsız olabilirimki?
    bir tarafta vasıflı,şuurlu,özellikleri müspet kişiler var,
    bir tarafta karşıt özellikli şahıslar var.

    ben kesinlikle tarafım ve müspet gördüklerimi savunur,aykırı gördüklerimi deşifre ederim.
    ..
    bu konuda yapacağımız çalışmalar için,
    adaylar,
    taraftarları,
    sevenleri,
    gerekse bu köşeye gerekse e-mail ile bilgilerimizi arttırmak için her türlü katkıyı yapabilirler.
    ..
    yapacağımız çalışmalar,
    parti seçici kurullarına,
    parti merkezi kademelerine,
    toplum dinamik rehberlerine,
    devlet yöneticilerine
    gönderilecektir.
    bu şekilde kamuoyu da gerçekçi olarak bütün adayları en iyi şekilde tanıma fırsatı bulacaktır.

    yapacağımız çalışma bir ilk tir.
    ..
    hamama giren terler,kaldiki seçim meydanı saunadan beterdir….!
    er meydanına çıkıldığına göre,kimse de eleştirilmekten korkmasın.

    kişilik haklarına hakaret,tecavüz gibi eleştiriler yayımlanmayacaktır.

    BEN TARAFIM.
    OLUMLU,İYİ,GÜZEL,FAYDALI
    İLE
    YETERSİZ,ÇIKARCI VE UFUKSUZ
    KİŞİLER ARASINDA TARAFIM.
    MEMLEKET İÇİN GEREKLİ VE YETERLİ ŞARTLARI HAVİ OLANI HER ZEMİNDE SAVUNACAĞIZ.

    herkesin ,herkes hakkındaki görüşünü alenen beyan etmesini beklemiyorum.
    ancak birileri de bunu yapmalıdır.
    işte bu konuda örnek olmaya çalışacağız.

    devam edecek.
    ..
    selamlar,başarılar.

  9. ömer faruk helvacıoğlu | 17 Mart 2011 at 20:57 | Cevapla

    ADAYLARIMZI TANIYALIM–1-HAYREDDİN ÇAKICI–2


    ADAYLARIMIZA İLİŞKİN YAZILAN VE ÖNEMLİ BULDUĞUMUZ YORUMLARI AKTARACAĞIZ.
    ….
    SİİRTLİLER.NET SİTESİ EDİTÖRÜ SEVGİLİ EYÜP GÜZEL KARDEŞİMİZ BAKIN NELER YAZMIŞ?.
    ..
    2009 seçimlerinde Siirt İl Genel Meclis üyesi adayı idi.
    Oldukça başarılı ve yüksek performanslı bir seçim süreci geçirmişti.
    O tarihte seçimin her aşamasını dolu dolu geçirmişti.
    Attığı her adım Siirt kamuoyunda çabuk yer buluyordu.
    Seçimden birkaç ay sonrasına kadar aynı heyecanı sürdürmeyi başardı.
    ..
    Çakıcı’nın başarısında en önemli etken kişi sayısı fazla olmayan ve kendi içinde uyumlu bir ekipten söz edilebilir.
    Ekibi muhafaza edemeyen Çakıcı’nın daha sonra gün geçtikçe Siirt kamuoyundaki ismi eskisi gibi kuvvetli bir şekilde geçmemeye başladı.
    ..
    Referandumda uçakla gökyüzünden “Evet” oyları dağıtması, Rizeliler Federasyonunu Siirt’e getirmesi gibi aslında vitrin açısından son derece önemli faaliyetler bile kamuoyundan hak ettiği karşılığı bulmasına yetmedi.

    Konuşmasını, cicili-bicili cümlelerle edebiyat yapmasını hem sevmez, hem de bu konuda çok yetenekli olduğu söylenemez. Daha çok iş yapmayı, hizmet etmeyi, icraatı sever.
    ..
    DEVAM EDECEK.

  10. ömer faruk helvacıoğlu | 18 Mart 2011 at 21:07 | Cevapla

    AKP;TİTRE VE KENDİNE DÖN.
    ..
    AKP;CHP-MHP VE BDP’YE DESTEK VERMELİDİR…1
    ..
    AKP;SİSTEM RESTORASYONUNU ,SİYASİ MİSYONUNUN ANA HEDEFİ KABUL ETMELİDİR.
    BASİT SİYASİ REKABETE,KENDİNİ KURBAN ETMESİN.
    ..
    AK Parti CHP’ye yardım etmeli…1..
    ..
    Türkiye’de bazı şeyler var ki, bunlarda parti hesabını aşmak gerekir.
    Mesela, sistemin normalleşmesi böyle bir meseledir.

    Ve mesela CHP’nin normalleşmesi böyle bir meseledir.

    Bence AK Parti’nin sistemi normalleştirme gibi bir meselesi varsa, bunun için yasal,
    anayasal düzenlemeler yapılması, toplumsal katmanlarda zihniyet değişimi gereğine inanıyorsa,
    CHP’nin normalleşmesini bunun içinde değerlendirmelidir.

    Bunları, son zamanlarda CHP adına atılan adımlar ve AK Parti adına ortaya konan refleksif tepkilere bakarak söylüyorum.

    Belli ki CHP, klasik CHP’yi aşan bazı adımlar atıyor. Mesela:

    -Cemaatlerle ilişkiyi normalleştirmek istiyor.

    -Faili meçhullerin araştırılması için girişimlerde bulunuyor.

    -Askerlik konusunda tüm sistemi başkalaştıracak olan öneriler geliştiriyor.

    -Aile sigortası gibi girişimlerle, toplumun sistem tarafından ezilmiş kesimleriyle ilişki kurmaya çalışıyor.

    -Aleviler yanında Sünni kesimin inanç özgürlüğü problemi olduğunu kabul ediyor.

    Hemen söyleyeyim:

    Bunların gerçekleşebilirliği,
    reel karşılığının bulunup bulunmaması, siyasi hesapla ilgisi falan bir yana, sonuç itibariyle,
    toplumla daha çok buluşan bir politika çizgisi olduğu açıktır.

    Peki bunlar karşısında takınılacak tavır ne olmalıdır?

    Ben, AK Parti adına sergilenen refleksleri, “parti rekabeti” saikiyle ortaya çıkan tavırlar olarak görüyorum.

    Tabii ki, CHP önerilerinde siyasi bir hesap vardır.

    Ve tabii ki, bu önerilerin ayağının yere basıp basmadığı konusu önemlidir.

    Muhtemel ki CHP, henüz ufukta iktidar görülmediği için,
    ayağı yere bassın basmasın fazla da hesaba girmeden,
    bir soruna parmak basıyor gözükmeyi, seçim sürecinde parlak bir fikir olarak sunmayı tercih etmiştir.

    Bence, şu anda AK Parti’nin “tepkiselliği” CHP’nin seçim stratejisine uygundur.

    Yani CHP, “Bakın, halkın sorunlarına dokunan bir CHP ortaya çıktı, iktidar telaşlandı” gibi bir söylemle ortaya çıkabilme imkânına kavuşmuştur.
    Bu söylemin CHP sempatizanı medyada şu anda bolca tüketildiği görülüyor.

    Şöyle bir soru sorsam:

    -Gerçekleşebilecek bir şey olsa, AK Parti aile sigortası yapmak istemez mi?

    -AK Parti faili meçhullerin ortaya çıkarılmasını istemez mi?

    -AK Parti, askerlik konusunda arayışlar içinde değil mi?

    -AK Parti’nin, cemaatleri, tarikatları kapsayan, Aleviler’i, Sünniler’i mutlu edecek bir inanç özgürlüğü çerçevesi, yeni bir laiklik yorumu arayışı yok mu?

    -Ve AK Parti, bir yerde tüm bu konularda bir sistem direnişi, onunla paralel bir CHP direnişi, onunla paralel bir Ergenekon direnişi ile karşı karşıya, o dirençleri aşma çabasıyla yol almaya çalışmıyor mu?

    Uluslararası zorlu müzakerelerde taraflar, birbirinin attığı ve kendi hesaplarına uygun adımları “not ederler.” Yani onlar “elde bir” olur.

    Diyorum ki;

    -AK Parti neden CHP’ye yardım etmeyi düşünmez?

    -CHP’nin “seçim hesabı” saikiyle de olsa, dönüşme istikametinde attığı adımları cesaretlendirmez?

    AK Parti mesela “CHP’nin önerileri hayal mahsulü” demek yerine,
    “CHP’nin bu açılımlarını önemsiyoruz, CHP’nin yenilenmesi yolundaki tüm hamleleri takdire değer buluyoruz” gibi bir yaklaşım sergilese…

    AK Parti mesela, tıpkı CHP parti Meclisi üyesi Muhammet Çakmak gibi “CHP normalleşirse Türkiye de normalleşir” yaklaşımı ile “CHP’nin normalleşme girişimlerini ilgi ile izliyoruz” dese…

    İtirazı varsa gene yapsın, “İyi güzel de, şu projenin şu problemi var, şu proje bizim de gündemimizde ama reel çözüm şudur, CHP şu alanda çok geri, asıl sorun şurada…” gibi hem reel çözümler önerse hem ufuk çizgisini daha da büyütse…

    Yani CHP’yi, madem yola çıkmış gözüküyor, daha uzun vadeli bir koşuya yönlendirse…

    AK Parti bilmeli ki, CHP’nin “dönüşüm” işi kolay değil.

    Henüz “Yeni CHP” kendi dünyasında sorgulanmaya başlamadı.

    Eğer o sorgulama başlarsa, şu andaki CHP yönetimi kadrosunun, “AK Parti’den daha tehlikeli, CHP’yi başkalaştırıyorlar” gibi oklarla vurulacağını adım gibi biliyorum.
    ..
    CHP’nin okları, en çok içeriyi vurur, bu unutulmamalı.

    AK Parti kadrolarının, CHP’nin “dönüşüm” noktasında attığı her adımı, “Bravo, bravo, haydi bir adım daha ileri” gibi alkışlarla motive etmesi, bence tam da AK Parti’nin kendisine hizmettir.
    Bu, bir anlamda organlarını hayata uyuma zorlayan bir kişiye fizik tedavi uygulamak gibi bir şeydir.

    Son söz: AK Parti, kendi misyonunu bir kere daha gözden geçirmeli. Türkiye’nin sistem restorasyonu hedefi, küçük hesapları çok aşan bir meseledir.AHMET TAŞGETİREN-BUGÜN

    AKPARTİ,OLUMLU HHER GÖRÜŞÜ DESTEKLEMİLİDİR.
    UNUTMAYALIM;
    İLİM ,MÜ’MİNİN YİTİK MALIDIR,NEREDE BULURSA ALSIN.
    ..
    AKP’NİN SON REFLEKSLERİ ŞIK DEĞİL.
    AKP!
    TİTRE VE KENDİNE DÖN.

  11. ömer faruk helvacıoğlu | 20 Mart 2011 at 20:02 | Cevapla

    SİİRTLİLER;NİYE SÜPERMAN ARIYOR?!::

    ZATEN YOK ÖYLE BİRİSİ…!
    ….
    BEKLENTİLERİ DÜŞÜRELİM DE RAHATLAYALIM..

    siirtliler,milletvekiliolacak kişiden olağanüstü başarılar istiyor.
    adeta süperman lazım,ama yok…

    ama niye böyle bir tip arıyoruz?
    doğrusu akp hukumeti elinden geleni aypıyor ve çokta süper milletvekiline ihtiyaç yok!…
    zaten hukumet proğramında olmayan bir hususta başarı sağlamak zor.
    ..
    akp merkezi iradesi,kendi siyasetine aykırı düşmeyecek,devamlı problemsiz bir kişilik yeter artar bile.
    ama hükümetin yapamadığı veya akıl edemedeği,ama hükümetin de hoşlanacağı başarılı icraatlar için vasıflı pek adam olmadığı da açık.

    röportajlardan ve şifahı görüşmelrden anlaşılacağı gbi süperman da yok,
    badman’de yok…!
    iyi kötü vasa-altı-üstü ama takriben denk adaylar çoğunlukta.

    bence artık çıtayı düşürelim,adaylara fazla takılmyalaım,
    kim olursa başüstüne ne yapalım.
    ..
    tabi asla olmaması gerekenler var,veya olmasında göreceli fayda sağlayacaklar var.
    daha önce söyledik.
    biz tarafız,taraf tutacağız.
    yanlış adamlara karşıyız.selaml

  12. ömer faruk helvacıoğlu | 21 Mart 2011 at 00:09 | Cevapla

    ARTIK YERYÜZÜNE İNİVERELİM.

    biz siirtliler;aday meselesini çok abarttık.
    süperman yok,badman(kötü adam)yok.
    adayların çoğu,vasat denk.
    birkaçında vasat altılık var,birkaçında da birkaç önde vasuf var.

    tekrar ediyorum.
    önmeli olan ahlak,karakter ve kişilik.
    kendini,partisini satmasa yeyer.çoğuda böyledir ümidindeyim.

    artık yeryüzüne insek.yani gerçekleri hatırlsak iyi olur.
    ..
    herhangi bir adayın oy dengesinde önmeli bir müspet etki yapacağını zaanetmem.
    siirt il bazında fifti-fifti,akp ve bdp var.
    bdp çok önemli hatalar yapmazsa iki şansi daha yüksek.

    halk zannedildiğden daha bilinçli.
    para dağıtandan da parasını alır ama yine bildiğini okur.
    1999-2002 seçimlerinden çok iyi biliyorum.
    2007’de malum bağımısz aday trilyonlar sarfettide oyların yüzde doksanını kaybetti.

    mhp,chp ve diğer partilerin şansı çok az.
    seçim akp ve bedp arasında geçecek.

    artık adayları bırakalımda,akp-bdp siyasetini tartışalım.
    ..
    akp ve bdp-bağımsızı zaten birer garanti gibi.bütün yarış bir için.
    SELAMLAR.

  13. ömer faruk helvacıoğlu | 24 Mart 2011 at 20:59 | Cevapla

    …..
    KÜRT,TÜRK DERKEN;
    AİLE ÇÖZÜLÜYOR.

    büyük bir kargaşa,keşmekeş içindeyiz.
    aşırı siyasallaşma,ideolojık kaos,
    bizleri çok önemli bir kuruma,yeterli ihtimam gösteremiyen insanlar haline getiriverdi…

    ..ekonomık gaileler,sosyal ve kültürel değişim,
    günlük ihtiyaçlar,
    sağlık problemleri gibi hergün zamanımızın büyük kısmını meşgul eden uğraşlar,
    çok büyük bir değerin elimizin altından kaymasına sebep oluyorlar..

    devlet bakanı sn.aliye kavaf,aile’den sorumlu bakan.
    aile’nin kurtarılması için kolları sıvamış.
    değişik sivil toplum örgütlerinden bilgi
    ve destek istiyor.
    yakın arkadaşlarımın yönettiği bir vakfımızın sempozyumuna davet edilince,
    çok acı gerçeklerin hepimizi ne kadar tahrip ettiğini ilk defa bu kadar net bir şekilde anladım.
    ..
    aile çok büyük tehdit altında.
    aile tacize maruz.
    aile,milletin temel taşı çok aşınmış çok yıpranmış.
    kürt,türk,islam,demokrasi derken,
    her olumlu işin nuvesi ateş hattında.

    aile nedir?
    aile nasıl kurtulur?
    aile yok olsunmu?
    ailesiz nesil nasıl bir gelecek vaad ediyor?
    çok müşkül sorular,çok ciddi bir vahamet.

    kadın evden ısrarla dışarı çıkarılmak isteniyor.
    kadın istihdamı,,
    kadın özgürlüğü,
    kadının mevki-makam sahipliği,
    kadının ayakları üstünde kalması
    kadının illaki,
    eş-anne sıfatları en aşağı seviyelere düşürülmek isteniyor.
    ..
    feminist rüzgarlar,
    cinsel hedonistler,
    millet düşmanları,
    din düşmanları,
    bir sürü yamyam insanlığın fıtratını bozmak için her koldan saldırıyorlar.
    ..
    bu saldırılardan etkilenmeyen,
    zarar görmeyen tek bir insan yok.
    ..
    çok dinledik,
    çok okuduk,
    çok gözlemledik.
    ancak aile’nin kurtuluşunun ilk şartı
    KADINLARIN EVE DÖNMESİDİR.
    DEĞERLİ BİR ARKADAŞIM BUNU DİLLENDİRİNCE,
    İŞTE GERÇEK ÇÖZÜM BUDUR…
    ..
    EY KADINLAR.
    EY ERKEKLER.
    AİLE,KADIN VE ERKEĞİN KURTULUŞU,
    KADINLARIN EVE DÖNÜŞÜ İLE OLUR.
    ..
    EVE DÖNÜŞ PROJESİ ŞART.
    KADINLARIN EV DIŞINDAKİ MESAİLERİNİ MİNİMİZE ETMEK ŞART.

    KADINLARIN VE ERKEKLERIN HAYRI BU ŞEKİLDEDİR.

    kadınlarımızın en önemli işlevi,
    eş-anne gibi çok zaruri ,
    faydalı
    konumlarını herşeyin üstünde tutan bir anlayışın doğru ve gerçek olduğunu ispatlamalıyız.

    eş,anne,ev gibi hayati konuları devamlı dışlayarak,
    en önemli en zevkli ve en fıtrı gerçeklerden koparmaya çalışanlara karşı artık net ve kesin tavır alınmalıdır.

    AİLE KURTULMALIDIR.
    MİLLET KURTULMALIDIR.
    DEVLET KURTULMALIDIR.
    KADINLAR KURTULMALIDIR.
    ERKEKLER KURTULMALIDIR.
    ..
    İLK VE EN ÖNMELİ ADIM,
    KADINLARIN EVE DÖNMESİ VEDE
    KADINLARIN EV DIŞINDAKİ MESAİLERİNİN ASGARİYE DÜŞÜRÜLMESİDİR.
    KADINLARA İŞ SAĞLAMAKLA DEĞİL,
    ERKEKLERİN İŞ SAHİBİ OLMALARINA AĞIRLIK VERMELİYİZ.
    KADINLARIN GELİR SAHİBİ OLMALARI DEĞİL,ERKELERİN EKONOMİK PAYLAŞIMDAN PAYLARINI ÇOĞALTMALIYIZ.
    ERKEKLER NE KADAR RAHAT GÜÇLÜ VE SAĞDUYULU OLURA,
    KADINLARIN LEHİNE OLACAĞINI GÖRMELİYİZ,ANLAMALIYIZ.
    KADINLARIN GERÇEK HUZUR VE MUTLULUĞU,
    ERKEKLERİN GELİŞMİŞLİĞİYLE MÜMKÜNDÜR.

    KADINLARIN MUTLULUĞU,ATAERKİL TOPLUM YAPISININ İHYASIYLA MÜMKÜNDÜR.
    ..
    KADINLARIN DA,ERKEKLERİNDE DAHA FAZLA KANDIRILMASINA SON VERMEK ŞART.

    DEVAM EDECEĞİZ.

  14. ömer faruk helvacıoğlu | 31 Mart 2011 at 07:02 | Cevapla

    NİHAYET BURJUVAMIZ OLDU…!
    ARTIK SIRA İŞÇİ SINIFI VE İŞÇİ SINIFI DEVRİMİNDE….!

    Demokrasiyi Anadolu burjuvazisi kuracak

    Türkiye’de sadece hayatın sivilleşmesi, toplumsal barışın sağlanması için değil, ekonominin büyümesi için de yepyeni demokratik bir anayasanın yapılması gerekiyor.
    Mevcut anayasadaki askeri vesayeti ve yargı vesayetinin kaldırılıp, devletin yerine bireyi koyan sivil bir anayasaya, ekonomik gelişme için de acil bir ihtiyaç var.
    Aksi takdirde 2 trilyon dolarlık bir milli gelire ulaşmak bir hayal olarak kalacak.
    Bu noktada hemen aklınıza, “Uzak Doğu’daki despotik kalkınma modelleri nerede duruyor? Türkiye ekonomisi de o kaplanlar gibi kükreyemez mi?” sorusu gelebilir. Hayır, Türkiye ekonomisi bu yoldan şahlanamaz.
    ….
    Türkiye vesayet rejimleriyle daha öteye gidemez ve nitekim 200 milyar dolar civarında dolaşan bir ekonomiyi de aşamadı.
    En son 28 Şubat post modern darbesi de zaten böyle bir ekonominin sınırlarını bize gösterdi.
    İstanbul sermayesi, ‘pazarımıza giriyorlar’ diyerek Anadolu sermayesini 28 Şubat’ta askere dövdürüp pazardan kovalayınca, ekonomi 2001 krizini yaşadı.

    Yakın geçmişin bu en büyük krizinden sonra Türkiye halkı ilk seçimlerde Meclis’teki iktidar ve muhalefeti kenara süpürdü ve Ak Partiyi iktidara getirdi.
    Böylece Ak Parti’nin attığı demokratikleşme adımları, çetelere ve darbe planlarına karşı verdiği mücadele sonucunda milli gelir son sekiz yılda 230 milyar dolardan 730 milyar dolara yükseldi.
    İşte bu büyümenin devamı için demokrasi merdivenlerini daha da hızlı çıkmak ve demokratik hukuk devletini yeni anayasayla kurmak gerekiyor.
    Peki daha demokratik bir Türkiye’yi kim istiyor? Bu sorunun cevabını Türkiye’nin önde gelen sosyologlarından Nur Vergin veriyor. Dün Taraf’ta Neşe Düzel’in sorularını cevaplayan Vergin aynen şöyle diyor: “Burjuvazinin demokrasiye ve liberal ekonomiye ihtiyacı vardır.
    Yükselen burjuvazinin daima özgürlüğe ihtiyacı oldu tarihte. O, sınırsız özgürlük ister.
    Ekonomik özgürlük, hukuk ister.
    Biraz gürbüzleştikten sonra da entelektüel özgürlüğe, fikir hürriyetine ihtiyaç duyar. Fikir hürriyeti talebi sonra gelecek. Demokratik hukuk devletini Anadolu burjuvazisi kuracak. Daha özgürlükçü olan partilerin seçilmişlerinin insan profiline bak.
    Bir tek kalantor, monşer var mı aralarında? Nitekim Anadolu burjuvazisinin gerisine düşen bir siyasi partinin bu ülkede şansı da çok olmayacak. Onun gerisine düşen, bu seçimlerde değil ama sonraki seçimde geriler ve yerini daha yenilikçi bir partiye bırakır”diyor.
    TÜSİAD’ın geçen hafta açıkladığı anayasa taslağını hazırlayan ekibin içinde yer alan Prof. ..
    ..
    Dr. Nur Vergin, TÜSİAD’ın hazırlatıp arkasında 24 saat duramadığı anayasa taslağına ilişkin kendisine yöneltilen “Sizin hazırladığınız türden demokrat bir anayasa yapabilecek mi bu ülke?” sorusuna da şu cevabı veriyor.
    “Bence bu ülke demokratik bir anayasa yapacak.” diyor. Ve, devam ediyor: “Bunu, Anadolu burjuvazisi sayesinde yapacak.

    Çünkü Anadolu burjuvazisi bulunduğu illerde, toplumla bire bir ilişki içinde.
    Onlarla tavla oynuyor, güreşiyor, namaza duruyor. Onlardan biri o.
    Dolayısıyla toplumu etkileme ve toplumda dinamizm oluşturma gücü fazla.
    Ama şu anda Anadolu burjuvazisi bu noktada değil. O, hâlâ sermaye birikimi yapma, büyüme peşinde. Henüz kibarca oturup, arkadaşlar bir anayasa ortaya çıkaralım deme aşamasında değil.
    ..
    Ama şu kesin. Anadolu bu toplumun esası kaidesi. Demokrasi talebi ondan gelecek.”
    Anlayacağınız umutsuzluğa kapılmaya gerek yok.
    ( Bu ülkenin de sonunda gerçek bir burjuvazisi var. Anadolu sermayesi her türlü vesayete son veren demokratik anayasayı önünde sonunda hazırlayacak.
    Çünkü kendi varlığını sürdürebilmek ve geliştirebilmek için buna ihtiyaç duyacak.SÜLEYMAN YAŞAR)

    TÜSİAD BURJUVA DEĞİL,DEVLET BESLEMELİ ZENGİNLER KLUBU.
    DEMOKRASİ KİM TÜSİAD KİM?
    AMA ANADOLU BURJUVAZİSİ,ÜLKEYİ SÜRÜKLÜYOR.
    ..
    SELAMLAR.

  15. ömer faruk helvacıoğlu | 3 Nisan 2011 at 21:08 | Cevapla

    MİMAR-YAPI SİSTEMİ;BÜYÜK AİLE İNŞASINA UYGUN OLARAK YENİLENMELİDİR.
    ..
    ,adam öldürmüşüz gibi tepki yazılarına cevap vereceğim.
    ..
    yırtıcı yaratıklar gibi,
    tecrübe ve sağduyudan yoksun tenkitler,
    işin ne kadar vahim boyutlara geldiğini gösteriyor.
    ..
    nihayette bizimki tavsiye,fikir.
    bazılarına uymaz,bazılarına uyar.
    ama cevaplar,bazı bayanlarımızın ne kadar vahşileştiğini gösteriyorki,doğrusu
    ürktüm…!
    cahilin zulmu varsa,arifin ALLLAHI VAR…

    1-kadınlar eve dönmelidir.
    ev hapishane değil,
    hitlerin toplama kampı değil,
    diyabakır cezaevi değil!..
    ev cenettir,
    ev halkı cennet meyveleri,çiçekleridir.
    evi;karakol nezareti telakki edenler dönmesin …
    SABAHA KADAR SOKAKTA VEYA İŞYERLERİNDE KALSINLAR.
    ONLARA DA İHTİYAÇ VAR.
    MİLLETİN FEDAİLERİ HER ZAMAN KUTSALDIRLAR..!..

    2-bazı meslekler dışında,
    kızlar mendilmelidir.
    doktor,öğretmen,sosyal bilimler,edebiyat,
    psikolojı,sosyolojı,güzel sanatlar,
    dil eğitimi,islami ilimler,vsvb.
    ..
    3-bayanların mesaisi yarım güne indirilmelidir.
    anayasal -yasal düzenlemelerle hukuki huviyet kazandırılmalıdır.
    ..

    4-aile,sülale,aşiret gibi feodal !…,kurumlar ihya ve inşa edilmelidir.
    ..
    5-en az 3,vasati 5,üst hedef 7 çocuklu aile hedef olmaldır.
    aksi takdirde,nufus yaşlanacak ,çürüyecek ve millet ortadan yok olacaktır.
    çok çocuklu evler ,devletin her türlü teşvikine mazhar olmalıdır.
    ..

    5-çocuklar;
    nine-dede,büyükbaba-büyük anne görmeli
    onların şefkatlerini doya doya almalıdır.
    amca-hala,teyze-dayı çevresi,kuzenleri ve yakın akrabaları bol olmalıdır.
    bunun için mimarlar;
    büyük aile yaşantısına uygun yerleşim birimleri üretmelidir.
    maddi gücü olamayanlar,
    varlıklı müslümanların zekatlarından bu ihtiyaçları karşılanmalıdır.

    akrabalık,aile,sülale,aşiret gibi
    gerçek teşkilatlar yeniden inşa edilmeliki,
    devletin işi azalsın,
    zulmu azalsın,
    saçmalıkları azalsın.
    devletin adam olması bu yapılarla mümkündür.
    özgür bireylerin!..
    yani kimsesizlerin
    zavallıların,
    nefsinin esiri olanların,
    bol olduğu ülkede
    ancak despotlar egemen olur.
    ..
    devam edecek.

  16. ömer faruk helvacıoğlu | 3 Nisan 2011 at 21:10 | Cevapla

    KÜRT,TÜRK DERKEN;
    AİLE ÇÖZÜLÜYOR.

    KADINLAR EVE DÖNMELİDİR.
    DIŞARDAKİ İŞLERİNİ MİNİMİZE ETMELİDİR.
    EŞ-ANNE VASIFLARI SON İŞLERİ DEĞİL,EN ÖNEMLİ VE ÖNDE İŞLERİ OLMALIDIR.
    ….

    büyük bir kargaşa,keşmekeş içindeyiz.
    aşırı siyasallaşma,ideolojık kaos,
    bizleri çok önemli bir kuruma,yeterli ihtimam gösteremiyen insanlar haline getiriverdi…

    ..ekonomık gaileler,sosyal ve kültürel değişim,
    günlük ihtiyaçlar,
    sağlık problemleri gibi hergün zamanımızın büyük kısmını meşgul eden uğraşlar,
    çok büyük bir değerin elimizin altından kaymasına sebep oluyorlar..

    devlet bakanı sn.aliye kavaf,aile’den sorumlu bakan.
    aile’nin kurtarılması için kolları sıvamış.
    değişik sivil toplum örgütlerinden bilgi
    ve destek istiyor.
    yakın arkadaşlarımın yönettiği bir vakfımızın sempozyumuna davet edilince,
    çok acı gerçeklerin hepimizi ne kadar tahrip ettiğini ilk defa bu kadar net bir şekilde anladım.
    ..
    aile çok büyük tehdit altında.
    aile tacize maruz.
    aile,milletin temel taşı çok aşınmış çok yıpranmış.
    kürt,türk,islam,demokrasi derken,
    her olumlu işin nuvesi ateş hattında.

    aile nedir?
    aile nasıl kurtulur?
    aile yok olsunmu?
    ailesiz nesil nasıl bir gelecek vaad ediyor?
    çok müşkül sorular,çok ciddi bir vahamet.

    kadın evden ısrarla dışarı çıkarılmak isteniyor.
    kadın istihdamı,,
    kadın özgürlüğü,
    kadının mevki-makam sahipliği,
    kadının ayakları üstünde kalması
    kadının illaki,
    eş-anne sıfatları en aşağı seviyelere düşürülmek isteniyor.
    ..
    feminist rüzgarlar,
    cinsel hedonistler,
    millet düşmanları,
    din düşmanları,
    bir sürü yamyam insanlığın fıtratını bozmak için her koldan saldırıyorlar.
    ..
    bu saldırılardan etkilenmeyen,
    zarar görmeyen tek bir insan yok.
    ..
    çok dinledik,
    çok okuduk,
    çok gözlemledik.
    ancak aile’nin kurtuluşunun ilk şartı
    KADINLARIN EVE DÖNMESİDİR.
    DEĞERLİ BİR ARKADAŞIM BUNU DİLLENDİRİNCE,
    İŞTE GERÇEK ÇÖZÜM BUDUR…
    ..
    EY KADINLAR.
    EY ERKEKLER.
    AİLE,KADIN VE ERKEĞİN KURTULUŞU,
    KADINLARIN EVE DÖNÜŞÜ İLE OLUR.
    ..
    EVE DÖNÜŞ PROJESİ ŞART.
    KADINLARIN EV DIŞINDAKİ MESAİLERİNİ MİNİMİZE ETMEK ŞART.

    KADINLARIN VE ERKEKLERIN HAYRI BU ŞEKİLDEDİR.

    kadınlarımızın en önemli işlevi,
    eş-anne gibi çok zaruri ,
    faydalı
    konumlarını herşeyin üstünde tutan bir anlayışın doğru ve gerçek olduğunu ispatlamalıyız.

    eş,anne,ev gibi hayati konuları devamlı dışlayarak,
    en önemli en zevkli ve en fıtrı gerçeklerden koparmaya çalışanlara karşı artık net ve kesin tavır alınmalıdır.

    AİLE KURTULMALIDIR.
    MİLLET KURTULMALIDIR.
    DEVLET KURTULMALIDIR.
    KADINLAR KURTULMALIDIR.
    ERKEKLER KURTULMALIDIR.
    ..
    İLK VE EN ÖNMELİ ADIM,
    KADINLARIN EVE DÖNMESİ VEDE
    KADINLARIN EV DIŞINDAKİ MESAİLERİNİN ASGARİYE DÜŞÜRÜLMESİDİR.
    KADINLARA İŞ SAĞLAMAKLA DEĞİL,
    ERKEKLERİN İŞ SAHİBİ OLMALARINA AĞIRLIK VERMELİYİZ.
    KADINLARIN GELİR SAHİBİ OLMALARI DEĞİL,ERKELERİN EKONOMİK PAYLAŞIMDAN PAYLARINI ÇOĞALTMALIYIZ.
    ERKEKLER NE KADAR RAHAT GÜÇLÜ VE SAĞDUYULU OLURA,
    KADINLARIN LEHİNE OLACAĞINI GÖRMELİYİZ,ANLAMALIYIZ.
    KADINLARIN GERÇEK HUZUR VE MUTLULUĞU,
    ERKEKLERİN GELİŞMİŞLİĞİYLE MÜMKÜNDÜR.

    KADINLARIN MUTLULUĞU,ATAERKİL TOPLUM YAPISININ İHYASIYLA MÜMKÜNDÜR.
    ..
    KADINLARIN DA,ERKEKLERİNDE DAHA FAZLA KANDIRILMASINA SON VERMEK ŞART.

    DEVAM EDECEĞİZ.

  17. ömer faruk helvacıoğlu | 5 Nisan 2011 at 01:10 | Cevapla

    EŞİTLİK VE ÖZGÜRLÜK SAFASATADIR….3
    ..
    moda söylemler;
    kendi ayakları üzerinde durmak,
    kimseye muhtaç olmamak,
    bağımsız olmak,
    özgür olmak,
    hayat benim hayatım istediğimi yapabilirim,
    herkes kendinden sorumludur,
    hayatıma mudahele istemem,
    benim aklım,fikrim bana yeter….

    gibi,
    saçma,sapan,içi boş,anlamsız görüşler.
    maksat;insanları-aileleri-akarabaları-komşuları-cemiyeti birbirinden ayrıştırmak,
    atomize ederek,
    zayıf-sahipsiz-kimliksiz-dayanışmasız hale getirmek.
    ve böylece her türlü menfi egemenlık ve istİsmar yapmak…
    .
    baylar.bayanlar.
    yeryüzünde değil hiçbir insan
    hiçbir canlı özgür değildir.
    değil insan,hiçbir canlı kendi başına kendini idare edemez.
    karıncalara bakın,leyleklere bakın.
    herşeye bakın,hiç özgür bir canlı varmı?
    ..
    bütün canlılar gibi ,insanları ayakta tutan dayanışma -teşkilatlanma ve yönetimdir…
    ..
    iş hayatında özgürlük vaadiyle evlerine,evliliklerine,çocuklarına,eşlerine,akrabalarına hasım ve alternatif haline getirilen kadınlar,
    çok daha kötü şartlara-insanlara-torpillere muhtaç oluyor.
    ..
    evlerinde,eşlerinde,çocuklarında görmedikleri eziyetleri,sıkıntıları,kahırları
    mesai arakadaşlarından,amirlerinden,
    işverenden hatta idare ettikleri kişilerden çekiyorlar.
    ..
    özgürlük safsatadır.
    herkes,herkese bağlıdır.
    bazıları bazılarına daha fazla bağımlıdır.
    herkes muhtaçtır.
    herkes korunmaya,korumaya muhtaçtır.
    bu tür islamdışı,akıl dışı,ilim dışı safsataları bırakalımda gerçeklere dönelim artık..
    ..
    EŞİTLİK SAFASATADIR.
    yeryüzünde eşit olan canlı yoktur.
    insanların eşitliği sadece hukuki konularda da mevziidir.
    her insanın her cinsin kendine has müspet özellikleri
    avantajları ve dezavantajları var.
    EŞİTLİK SAFSATADIR.ASIL OLAN ADALETTİR.
    .
    ADALLET KALMAMIŞTIR.
    eşitlik saçmalığıya adalet yokedilmiş ve
    herkes bir şekilde zülmun pençesindedir.
    ..
    EŞİTLİK VE ÖZGÜRLÜK SÖYLEMLERİ;
    ADALETİN YOK OLMASI İÇİN ZALİMLER TARAFFINDAN UYDURULMUŞTUR.
    ..
    ÖZGÜRLÜK SAFSATA.
    ASLOLAN BAĞIMLIKLIK,SORUMLULUK,DAYANIŞMA,
    ADİL YÖNETİMDİR.
    ..
    her birim için,her ünite için aslolan budur.
    ..
    müslümanlar;islamın aslını-ruhunu kavramaya çalışacaklarına,
    ateist-pozitivist-materyalist-sekuler
    feminist zehirleri,saçmalıkları,cehaletleri,
    sapıklıkları,yanlışları,
    islama uydurmaya çalışıyorlar.
    ..
    YETER ARTIK UYANALIM.
    AKLEDELİM VE GEREĞİNİ YAPALIM.
    SELAMLAR.

  18. ömer faruk helvacıoğlu | 6 Nisan 2011 at 21:13 | Cevapla

    CHP;Yİ İKTİDARA,ODTÜ’LÜ PROF.LAR HAZIRLIYOR..
    ..
    KILAVUZU KARGA OLAN NE YAPAR?
    CHP;ODTÜ İŞBİRLİĞİ DOĞRU YOLA KAVUŞABİLİRMİ?
    ..
    CHP, ODTÜ modeliyle iktidar olabilir mi?
    ..
    CHP 12 Haziran seçimlerine ODTÜ öğretim üyelerinden oluşan bir ekiple hazırlanıyormuş.
    Milliyet’ten Fikret Bila’nın haberine göre, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na gerekli bilimsel verileri ve altyapıyı ODTÜ’den bazı öğretim üyeleri sağlıyor.
    Ve o öğretim üyelerine göre, London School of Economics (LSE) elemanları 1997’de nasıl İngiltere’de Tony Blair’i iktidara getirdiyse, Kemal Kılıçdaroğlu da benzer bir yolla iktidara taşınacak.
    Peki ODTÜ’lü öğretim üyeleri CHP’yi iktidara taşıyabilirler mi? Bize göre, bu biraz zor.
    ..
    Çünkü bugüne kadar ODTÜ’lü öğretim üyeleri örnek aldıkları LSE’nin Tony Blair’e hazırladığı 10 maddelik plandan henüz tek bir örnek bile sunamadılar CHP adına.
    1997’de İşçi Partisi lideri Tony Blair’e LSE’nin hazırladığı 10 maddelik planda neler vardı, Blair bu plana dayanarak İngilizlere neler vaat etmişti diye sorarsanız…
    ..
    Blair bu on maddelik plan uyarınca seçimlerde İngiliz toplumuna şunların sözünü vermişti:

    Vergileri artırmayacağını,
    rekabetçi bir ekonomi için paydaş toplumu kuracağını,
    özelleştirme yaparak hisse senetlerini çalışanlar öncelikli olmak üzere halka arz edeceğini,
    kamu hizmetlerinde kamu- özel ortaklığı (public private partnership) modelini uygulayacağını,
    eğitim,
    sağlık sorunlarını öncelikle çözeceğini, politik gücü merkezden mahalli idarelere kaydıracağını,
    çevreye duyarlı olacağını,
    güçlü bir aile yapısı oluşturacağını, suç oranını azaltacağını,
    250 bin işsiz genci işe alacağını
    ve İngiltere’yi Avrupa’nın lideri yapacağını söylemişti.
    ..

    Peki CHP yukarıda saydığımız temel hedeflerden hangisini şimdiye kadar söyleyebildi?
    CHP özelleştirmeye karşı durdu ve hâlâ ağzına özelleştirme kelimesini alamıyor. Bırakın KİT satışını, özel sektörün yapacağı yap- işlet- devret yatırımlarını bile mahkemeye götürdü…
    ..
    Yine CHP politik gücün merkezden yerele kaydırılmasına da karşı çıktı.
    .
    AK Parti’nin hazırladığı yerel yönetimler yasasına karşı durdu.
    Vergilere gelince…
    ..
    CHP, Blair gibi vergileri artırmayacağı taahhüdünü veremiyor.
    Tam aksine, eğer “her aileye en az 600 lira ödeyeceğiz” önerisini eğer iktidara gelir de uygularsa, bu vaadinin finansmanı için “servet vergisi”nin konulması ihtimalini güçlü bir biçimde akla getiriyor.
    ..
    Çünkü koşulsuz yardım ancak halktan servet vergisi alarak karşılanabilir.
    İngiliz profesörlerin Blair’e hazırladığı on madde arasında yer alan çevre konusuna gelince…
    ..
    Çevre duyarlılığı için de CHP’nin pek önerisi yok. .
    Doğu ve Güneydoğu Anadolu’yu kalkındırmak için Akdeniz’de petrokimya tesisi kurup, bu tesisin ürünleriyle Doğu ve Güneydoğu’da plastik sanayisi kurarak kalkındırmayı öneriyor. Böyle bir sanayi modeli çevreyi perişan eder. Doğu’nun temiz sularını ve topraklarını kimyasallarla kirletir. ..
    ..
    Kısaca CHP’nin önerdiği “doğu modeli” çevreyi kirletebilir ve tutarlı değil.
    Sağlık ve eğitim konusunda ise CHP’nin işi zor.
    .
    Zira AK Parti, Tony Blair modelini örnek alarak büyük ilerleme kaydetti. Kamu harcamalarını sağlık ve eğitime yönelterek savunma harcamalarını azalttı.
    .
    Ve Türkiye AK Parti iktidarı döneminde dünyanın sayılan ülkelerinden oldu.
    Son olarak Libya’da yapılan kurtarma operasyonları, Çetin Altan’ın kabuk devletinden teknik devlete geçilmekte olduğunu herkese gösterdi…
    ..

    Tekrar ODTÜ modeline dönersek…
    CHP’ye, ODTÜ sosyoloji bölümü başkanlığında bir heyet yardım ediyor. Bu ülkede yıllarca iç çatışma yaşandı, 50 bin insan öldü, Kürt sorununun en acılı ve yakıcı olduğu dönemlerde ODTÜ sosyoloji bölümünden Türkiye’nin Kürt sorununa, köy boşaltmalarına ilişkin hazırlanmış bir tek çalışma, rapor işitmedik. ..

    Yapmaları gereken araştırmaları en gerektiği zamanlarda “yapamayan”lar, bir siyasi parti kanalıyla şimdi Türkiye’nin temel sorunlarını çözmek için CHP’ye akıl verecekler. ..

    CHP’nin ODTÜ modeliyle işi biraz zor görünüyor.SÜLAYMAN YAŞAR-SABAH

  19. ömer faruk helvacıoğlu | 9 Nisan 2011 at 14:14 | Cevapla

    ALEVİLER-TARİKATLAR-CEMAATLER..

    ALEVİLER NE İSTİYOR?..
    KUM MİN TEHTİ İNPECEHKTU
    (ALTIMDAN ÇEKİL EZİLİYORUM..!)
    ..
    ülkede bazı konular için radikal kararlar ve radikal liderlik gerekiyor.
    alevi,kürt meselesi.
    din-devlet işleri,
    bürokrasi-siyaset ilişkisi,
    dış siyaset,
    kalkınma-gelişme-işsizlik
    gelri bölüşümü
    gibi hayati konular devamlı konuşulur
    fakat çözümler net değil.
    ..
    ülkede önemli bir tartışma,
    aleviler-tarikatlar-cemaatlaer konusu.
    özellikle alevi talepleri.
    ..
    ALEVİLER NE İSTİYOR?
    ..
    İSLAM’A GÖRE,MÜSLÜMANLIĞIN BEŞ ŞARTI VAR.
    İMANIN ALTI ŞARTI VAR.
    KELİME-İ ŞAHADETİ KALBEN TASDİK EDEREK,DİLİYLE İFADE EDEN MÜSLÜMANDIR İMAN EHLİDİR.
    İMAN ŞARTLARI,İSLAM ŞARTLARI OLMAZSA OLMAZLARIMIZDIR.
    ..
    İCMALEN VE TAFSİLEN İMAN EDİLECEKLER BELLİ.
    ELFAZ-I KÜFÜR HALLERİ BELLİ.
    İMANA ZARAR VERECEK ZAYİ EDECEK HERHANGİ BİR İNANÇ-GÖRÜŞ SAHİBİNİ İMANDAN EDER.
    ..
    mesela,kur’an -ı kerim’den bir ayet bile inkar
    veya mütevatir olduğu kesin olan hadis-i şerif inkar eden,
    imanını zayi eder.
    bu hususlar bütün insanlar için,
    aleviler ve sunniler
    şiiler hariciler herkes için geçerlidir.
    ..
    türkiye alevilerinin ezici çoğunluğu
    iman ve islam şartlarını red ettiklerinden,
    iman ve islam dairesinde olmadıkları gbi
    red içinde olduklarından,
    merdud bir neslin devamıdırlar.
    ..
    söz konusu aleviler,
    iman ve islam şartlarını redenlerdir,
    diğerleriyle dini açıdan bir problemimiz yok ama bunlar çok azdırlar.
    ..
    ALEVİLER NE İSTİYORLAR?
    SON SÖZÜ BAŞTA SÖYLUYORUM.
    ALEVİLER,İSLAM’IN YAYILMASINININ
    GELİŞMESİNİN ENGELLENMESİNİ İSTİYORLAR.
    ÖZETİ BUDUR.
    ..
    son yıllarda,müslümanlar yani sunniler
    din
    lerine dönüş içindeler.
    dinlerini öğreniyorlar,yaşamaya çalışıyorlar.
    toplum ve devlet katında güçleniyorlar,
    devlet demokratik ve hukuk çerçevesinde ilerlediği için sunniler vatandaşlık hzimetlerini alabiliyor ve sunnileşiyorlar.
    ..
    sun’i aleviliği terkedip islamlaşıyorlar bu da çok ciddi bir alevi tepkisi oluştturuyor.
    ..
    ALEVİLER NE İSTEYİP YAPAMIYORLAR?
    HİÇ.
    AMA SORUN ÇÖZÜLEMİYOR.
    ÇÜNKÜ;ESAS SIKINTI İSLAMIN GELİŞMESİ
    SUNNİLERİN SUNNİLEŞMESİ
    MÜSLÜMANLARIN ÜLKEDE VE DÜNAYDAKİ GÜÇLENİŞTİR.
    ..
    ALEVİLER,BAKLAYI AĞZINDAN ÇIKARSIN.
    DERDİNİZ BU DEĞİLMİ?
    ..
    bütün darbecilerrin arkasında,
    demokrasi düşmanları sol-laikçı-kemalist kesimlerin en büyük destekçileri niçin aleviler?
    çünkü;islam-müslüman-sunnilik aleyhindeki en büyük engelleri tereddütsüz ve içtenlikle destekliyorlar.
    .
    HERKESİ UYARIYORUM.
    ALEVİLERİN NEYSE NE İNANÇLARI VE HERŞEYLERİ SAĞLANMALI,
    SERBEST VE ÖZGÜR OLMALILAR.
    AMA MAKSAT BAĞCIYI DÖVMEKTİR VE ASLA ÜZÜM YEMEK DEĞİLDİR.
    GAYE ÜZÜM YEMEK DEĞİL ÇÜNKÜ BU KONUDA PROBLEM YOK.
    ..
    ÇALIŞTAYLAR DA BU HUSUS İYİCE ANLAŞILMADAN,
    ALEVİLERİN KIYAMETE KADAR
    BİTMEYECEK MENFİ İSTEKLERİNE DİKKAT EDELİM.
    ..
    DEVAM EDECEK.

  20. ömer faruk helvacıoğlu | 10 Nisan 2011 at 12:08 | Cevapla

    AİLE VE ETNİK-MİLLİ KİMLİK…4

    sol felsefe ve ideolojı;
    marks-lenin-engels kökenlidir.
    ateist-materyalisttir.
    darvinci ve pozitivisttir.
    sol;temelleri yanlış ve cehalet olan felsefelerin- görüşlerin,siyasi amaçlarını ihtiva eder.
    sol esasen budur ve diğerleri sol değildir.
    ..
    sol,ihtilalcı-despot ve demokrasi karşıtıdır.
    ..
    sol;
    AİLE-MİLLET-DEVLET GİBİ KUURMLARI FEODAL UNSURLAR KABUL EDER VE YOK EDİLMELERİ GEREKİR GÖRÜŞÜNDEDİR.
    ..
    türk modernizmi!..
    yani ulusalcı-jakoben-sözde laikçiler de aile düşmanıdırlar.
    sol ile ortak felsefi görüşleri,
    aile karşıtı haline getirir.
    bir asırdır;kadının,eş-anne-evlilik gibi çok hayati gerekliliklerini bilerek en alt seviyeli işler haline getirir.
    bunu devlet ve sistemin bütün güçleriyle yaparlar,yaptılar ve büyük oranda başardılar.
    ..
    millyetçi kesim,maalesef biz klasik değiliz,bizde moderniz bizde şuyuz buyuz
    diyerek,
    sert bakışlı-tipik bıyıklı ama içi boş ,
    aile mefhumunun derinliğini anlamaktan uzak bir yapı oluşturdu.
    ..
    en son bu kervana islami kesim katıldı.
    asrı saadeti ve hanımları,tamamen ters yorumlayarak,bu günkü feminist akımlarla yarışırcasına,
    kadını ev-eş-evlilik karşıtı yaptılar.
    ..
    aile-sülale-aşiret;
    bizim gibi cahil!,maganda!
    duyarsız,
    tuhaf köylülere! kalıverdi!..
    ..
    aile;
    özellikle sol görüşlerin ve türk modernizminin tezleri başarılı oldukça
    yok olacaktır.
    peki aile yok olunca,
    etnik-milli kimlik nasıl olacak?
    mesela,türkçü veya kürtçü kesim
    aile kurumu darmadağn olmuş bir halkın hangi kimliğini muhafaza edebilir?..
    ..
    özellikle kürtler;
    kürt kimliği-kürt etnisite-kürt kültürü konularını ülkenin en ciddi sorunu kabul ederken,
    aile’nin korunmsını bırakın,
    yok edecek siyasi-felsefi görüşlere sahip.
    aile yok olurken,kimliğinizin nesi korunabilir?
    veya kimlik derken ne anlıyoruz?.
    ..
    ..devam edecek…
    selamlar.

  21. ömer faruk helvacıoğlu | 14 Nisan 2011 at 21:43 | Cevapla

    AKP VE BDP NE YAPMAK İSTİYOR?..
    ..
    ..
    AKP;DÜŞÜK PROFİLLİ ADAYLARI TERCİH ETTİ.
    BDP;YÜKSEK PROFİLLİ ADAYLARI TERCİH ETTİ.
    ..
    AKP;2011 VE SONRASI İÇİN GEREKENİ YAPTI.
    AMA BDP;YÜKSEK PROFİLLİ ADAYLARLA KENDİNİ ZOR VİRAJLARA SOKUYOR…!

    akp;birkaç ilin adaylarını inceledim.
    bazılarını tanıyorum,
    bazılarını duymuşluğum var,
    bazıları hakkında medyadan bilgimiz var.
    bdp adayları için aynı şeyleri söyleyebilirim.

    akp;kürt meselesinde ,
    bdp’nin tahmin ve tasavvur edemiyeceği işler yapacak.
    yıllardır yazdıklarımı okuyanlar,
    akp’nin bu siyaseti nasıl uygulayacaklarını yaşayarak görcekler.
    akp;
    küresel yeni yapılanmanın icabını yapacak…!!!!!
    (özetin özetinin özetinin özeti…)
    ..
    yüksek profilli adaylar, bu kadar çarpıcı değişiklikleri kaldıramayackları ve itiraz edecekler için,
    dikensiz gül bahçesi isteniyor.
    sade,iddiasız ve özellikle tecrübesiz-yeni
    ama samimi-dürüst adaylar,milletnekilleri lazım.
    zaten,milletvekillerinin siyasi ve idari etkinlikleri minimize olmuş ve daha da olacak.

    sn.başbakan’a,bağlı-sadık-samimi olmak yeter.
    önemli kapasiteler zaten mutfağa çekiliyor.
    ..
    yeni dönemin en önemli özelliği;
    kürtler’in kendini yönetmelerine ağırlık verilecek.
    ..
    bunun özellikle kürt olmayanların çok yararına olacağını anlatmakta çok ama çok zorlanıyorum…!

    BDP;YÜKSEK PROFİLLİ ADAYLARLA
    SİLAHSIZ KÜRDÜN NE KADAR GÜÇLÜ OLDUĞUNU
    KAVRATACAK.
    YÜKSEK PROFİLLİ ŞAHISLAR,
    BDP’Yİ ÇOK CANLADIRACAK AMA
    ZORLU VIRAJLARA SOKACAK.
    ..
    AKP ÜLKE İKTİDARI,
    BDP BÖLGE İKTİDARI,
    KÜRESEL YENİ YAPILANMAYA HAZIRLANIYORLAR.
    ..
    AYAK UYDURAMIYAN BY BY.
    ..
    siirt seçmenlerine devamlı sunuş yaptım.
    SÜPERMAN BEKLEMEYİN.
    SÜPERMAN HER NEWYORK’TA BİR TANEDİR.
    SİMPLE MAN(VASAT)MAN LERDEN ZARAR GELMEZ.

    ..
    akan suya karşı kimse duramaz?
    siirt halkı için iyi olacaktır,kimse telaşlanmasın…
    ..
    selamlar.
    ..
    devam edelimmi?…..

  22. ömer faruk helvacıoğlu | 17 Nisan 2011 at 06:48 | Cevapla

    TARİKATLAR VE CEMAATLER;SINIF FARKLILIĞINI AZALTAN
    İŞLEVE SAHİPTİRLER.
    ..
    laikçi-sekuler-sol kesim için,genellikle modernizmi;
    kılık-kıyafet,yemek-içmek ve tüketim modelinde batıyı benimseme şeklinde telakki etmiştir.
    doğrusu islamı kesim de, batı ve medeniyetini genellikle bu şekilde anlamaya devam eder.
    ..
    batı ve medeniyetinin insanlık hayatında çok sakıncalı versiyonları dışında,çok müspet tarafları ne batı taklitçileri nede islamcılar tarafından pek model alınmıyor.
    ..
    eğitim-öğretim hizmetlerinde batılı kurumlar fersah fersah bütün dünyayı geçmişler.
    özellikle resmi olmayan,sivil eğitim hususları çok ilerdedir.
    ..
    kiliselerin okul-üniversite sahibi olduklarını öğrendiğimnizde bayağı şaşırmıştık.
    çünkü bizler böyle bir şeyi tasavvur edemezdik..
    ..
    özellikle nur talebelerinin cemaatlerinin başlattığı
    özel lise-ilköğretim okulları-dersane-kurs ve bilahere üniversite kurumları,
    ilerleyen yıllarda değişik islami gruplar ve özellikle tarikatlar tarafından da benimsenmeye başladı.
    ..
    bugün çok şükür,irili-ufaklı bu anlamda binlerce kurum ve yüzbinlerce çalışan var.
    ..
    bu kurumlarda yetişen yüzbinlerce kişi arasında
    maddi durumu müsait olmayan bir çok insan var.
    sınıfsal olarak toplumun en alt kesimi sayılan bu insanlar,
    daha sonra kabiliyetli ve kapasiteli olanlar çok önemli pozisyonlar ve mevkilere gelmektedirler.
    belki bu imkan olmazsa,bu tür gelişim olamayacak ve
    durumları değişmeyecekti.
    ..
    maddi durumu müsait olan binlerce kişiye de hiç tanımadığı insanlara yardım ederek hayır işlemesine vesile olarak ayrı bir manevi-sosyal görev ifa ediliyor.
    ..
    bugün bu kurumların milli eğitimde doldurdukları boşlukların yanıra,
    ifa ettikleri sınıfsal değişim çok önemlidir.
    ayrıca eğitim-öğretim hizmetlerinde ciddi bir kalite atrışı sağlamaktadırlar.
    nur talebelerinin kurumlarında her sene dünya şampiyonları yetişiyor.
    ..
    vatandaş olarak yasalara saygılı,
    insan olarak verimli ve ahlaklı,
    kültürlü ve mesleki açıdan seviyeli insanlar yetiştirerek
    bu canavar sistemin,
    insan celladı düzenin açığını kapatiyorlar.
    ..
    AMMA VELAKİN,
    LAİKÇİLER VE PEŞLERİNE TAKILANLAR BUNA DA KARŞIDIRLAR.
    OYSAKİ TARİKATLAR VE CEMAATLERİN BU HİZMETİ TOPLUMSAL AÇIDAN SAYISIZ HİZMETLER VE FAYDALAR ÜRETTİĞİ GİBİ,
    DEVLET NİZAMI AÇISINDAN DA SINIRSIZ FAYDALARI VAR.
    ..
    ilginçtirki,bu kesimler devletten hiç bir talepte bulunmazlar,
    sadece gölge etmesin yeter derken,
    laikçiler irtica iftirası ve saçmalığıyla hem karşı çıkarlar hem de hiçbir şey yapmazlar.
    ..

    ALEVİLERİN ÇOĞU DA LAİKÇİLER GİBİDİR.
    ESASEN BU KURUMLARA KARŞIDIRLAR VE DEVLETİN YASAKLAMASINI İSTERLER.
    LAKİN KENDİLERİ DE YAPMAZLAR.
    DEVLETİN
    KLASIK,ESKİMİŞ,DÜNYA ŞARTLARINA AYAK UYDURMAYAN BU SİSTEMİN DEVAMINDAN YANADIRLAR.
    KÖHNEMİŞ SİSTEMİN HER KURUMUNUN DEVAMINI İSTEDİKLERİ GİBİ.
    ..
    bizler modern ve üstün eğitim isterken ve devletten hiçbir talepte bulunmazken,
    laikçi kesim geri-seviyesiz eğitimin devamını istemekte
    ve tarikat-cemaatleri bu işlerinde gericilikle suçlamaktadırlar.
    ancak aynı kesimler,,mason ve benzeri islam dışı cemaatlerin her kurumuna adeta tapınmaktadırlar.
    ..
    işte bu.
    ..
    selamlar.

  23. ömer faruk helvacıoğlu | 17 Nisan 2011 at 13:26 | Cevapla

    BÖLÜNECEĞİZ,SONRA BİRLEŞECEĞİZ.

    ..
    ÜMMET BÖLÜNMÜŞ,HEMDE LİME LİME.
    KÜRT,TÜRK,ARAP DİYE BÖLÜNSE RAZIYDIK…!
    ama,
    sağ-sol,
    ilerici-gerici,
    abd-ab’ci,ulusalcı-laikçi,
    trabzonlu-rizeli neler neler.
    feminstler var,
    atesitler var,
    materyalistler var.
    var oğlu var.
    ..

    amma bölünceğiz ardına kadar sonra yine ümmet olacağız,bütünleşeceğiz inşaallah.
    .
    ab bir ümmet.
    abd bir ümmet.
    şanghay beşlisi bir ümmet.
    g-7 bir ümmet.
    g-20 bir ümmet.
    milletler,
    devletler büyük yapılnmalarla kendilerini güçlülere karşı garantiye almaya çalışıyorlar.
    ..
    türkiye’de bölünme deyince akla kürtler geliyor.
    oysaki fiilen,zihnen,fikren çok daha kalıcı bölünmeler var.
    ..
    bahsi geçmişken değineyim.
    akp(ümmetçi olduğu kesin),bdp’ye bilerek veya bilmeyerek,
    isteyerek veya istemeyerek temsil sorumluluğu yüklüyor.
    akp;ben bu kadar yapabiliyorum.
    tabanım bu kadar müsaede ediyor.
    sen güçlen,sen savun,ne istiyorsan sen iste.
    ben demokrasi,özgürlük,hukuk geliştireyim,
    sen bu işi çöz.
    ..
    bdp;temsil gücü yükseldikçe,
    daha çok kürt vatandaşın sorumluluğu yüklendikçe çözüm alternatifleri müspet olarak gelişecektir.
    ..
    enseyi karartmayın.
    durum iyi olacaktır inşaallah.
    ..
    selamlar.

  24. ömer faruk helvacıoğlu | 18 Nisan 2011 at 21:10 | Cevapla

    SN.BAŞBAKANIMIZ.
    SEÇİMLERİ ERTELEYİNİZ..

    SN.BAŞBAKANIMIZ.
    SN.TBMM BAŞKANIMIZ.
    SN.MİLLETVEKİLLERİ.
    DERHAL,ACİLEN VE ÖNEMLE ,
    MECLİS OLAĞANÜSTÜ KURULA ÇAĞRILMALI
    VE SEÇİNM ERTELENMELİDİR.

    YSK;DAHA ÖNCE ALDIĞI İSABETSİZ KARARLA,
    YURTDIŞINDAKİ VATANDŞLARIN OY KULLANMA HAKLARINI ENGELLEDİ.
    BU AÇIK BİR SABOTAJ HALİNE GELDİ.
    .
    ŞİMDİ ALINAN KARAR HUKUKEN YANLIŞ,İSABETSİZ.
    SN.GÜLTAN KIŞANAK HALEN MİLLETVEKİLİ DEĞİLMİ?
    12 KİŞİYE İLİŞKİN KARAR BÜYÜK KARMAŞA VE TARIŞMA GETİRECEK.
    ..
    MAKSAT AKP VE BDP’NİN KAOSA İTİLMESİ VE CHP’NİN OYLARINI ARTTIRMAKTIR.
    ..
    BU KARAR BİR SUİAKST GİBİ OLACAKTIR.

    ..
    SN.BAŞBAKANIMIZ.
    BU OYUNU,TERTİBİ VE YANLIŞI BOŞA ÇIKARINIZ.
    DERHAL MECLİSİ TOPLAYINIZ VE SEÇİMLERİ ERTELEYİN.
    YSK,İÇİN YASAL YENİ DÜZENLEMELR YAPARAK,
    ADİL BİR SEÇİM ORTAMI OLUŞTURUNUZ.
    ..
    BU KARARA UYULURSA,
    ÖNCELİKLE TÜRKİYEMİZ ,AKP VE HERKES ZARRAR GÖRECEKTİR.
    ..
    BDP’NİN HAK ETTİĞİ TEMSİL İMKANINI AZAMİ DERECEDE SAVUNURSANIZ,
    ÜLKE DEMOKRASİ TARİHİNE GEÇECEKSINIZ.
    ..
    SN.BAŞBAKANIMIZ.
    SN.MİLLETVEKİLLERİ.
    BU OYUNU MUTLAKA BOZMALLSINIZ.
    SEÇİMLERİ SONBAHARA ERTELEYİN VE ADİL BİR SEÇİM ZEMİNİ OLUŞTURUN.
    ..
    SAYGILARIMLA.

  25. ömer faruk helvacıoğlu | 21 Nisan 2011 at 21:33 | Cevapla

    KÜRT’LERİN MİLETLEŞME SÜRECİ,TEKAMULU
    ZOR SINAVLARIN AŞILMASINI İCAB ETTİRYOR.
    ..
    KÜRTLER MİLLETLEŞME SÜRECİNİ,TEKAMULUNU,
    TEMİZ METODLARLA GERÇEKLEŞTİRMELDİR.
    ..
    türkiye’de,
    bağımsız kürdistan-demokratik özerklik-federasyon-tam demokrasi
    ve her türlü görüşün tartışılabilmesi için bütün yasaklar derhal kaldırılmalıdır.
    ..
    kürt’lerin kendini yönetmesi hususu dirayetli yollarla sağlanmaldır.
    türkiye kamuoyunun da bu işte zannedildiğinden DAHA FAZLA faydalanacağı izah edilebilmelidir.
    ..
    ülkemiz,
    çok dinli-çok dilli-çok kültürlü-çok etnikli bir yapı
    ihtiva etmelidir.
    tarihten mülhem,modern dünyadan örnekleri meczedebilmelidri.

    kürtler;miiili kimlklerinin ihyası ve inşası için gerekli
    din-dil-edebiyat-kültür sahalarında,
    ilmi çalışmalara çok cddi YÖENLİM SAĞLAMALDIR.
    ..
    kürtler,milli kimliklerini yok edici
    olan,
    laikçi-sol-sekulaer ideolıjlerle çok cddi ve ilmi bir hasaplaşma yapmalıdır.
    ..
    silahsız,yasal ve meşru hareketlerin kürtler’in gücünü on misli arttıracağı unutulmamalıdır.
    ..
    KALEM KILIÇTAN KESKİNDİR.
    SELAMLAR.

  26. ömer faruk helvacıoğlu | 22 Nisan 2011 at 21:37 | Cevapla

    SİİRT,GÜNEYDOĞU AKP MİLLETVEKİİLERİNE DAİR GÖRÜŞLERİMİZ…1
    ..
    siirt-güneydoğu milletvekili akp adayları listesi çok eneteresan.
    düşükprofilli ve bdp adayları ile mukayase edilemiyecek kadar sade,şöhretsiz…
    ..
    öncelikle ifade edeyim.
    akp’nin adayları içinde epeyce değerli arkadaşlar vardı.
    ancak tercih zor olacaktı tabii..
    ancak şimdiki üçlü çok olumlu.
    üç adayın da olumlu vasıfları bir haylı fazla.
    ..
    afif demirkıran beyin serzenişleri çok önemli,haklı ve doğru.
    web sitelerinde,kimliksiz-sahte unvanlı müfteri ve yalancılardan çok ama çok acı çeken birisi olarak zatını çok iyi anlıyorum.
    yıllarca,binlerce yazı yazdığım işbu sitede,aklın havsalanın almayacağı yalanlar-iftiralar yazıldı.
    buna kesin çözüm lazım,

    gelelim afif beyfendinin milletvekilliğine…
    afif beyefendiyi öğrenciliğinden,itü’den tanırım.
    insanlara faydalı olmak,memlekete hizmet etmekten başka zevk aldığı bir husus yok.
    ..
    çok olumlu vasıfları,
    yuksek insanı özellikleri
    çalışkan ve kadirşinas hususları çok iyi bir ağabeyimiz,milletvekilimiz,hemşehrimiz.
    ..
    ancak;
    çıraklık ve kalfalık dönemi bitti,ustalık döneminde,
    kalıcı eserler ve hizmetler beklemek hakkımız.
    ..
    sn.afif ağabey.
    herkesin iyi yetiştiği,geliştiği sektörlervar,
    yetersiz olduğu alanlar var.
    ..
    akıllı adam ,başkalarının aklını ve özelliklerini iyi değerlendirebilendir.
    ustalık döneminde,
    çok iyi bir ekip kurarak,
    çok iyi projelerle ,
    gönüllerde taht kurabilmeslisiniz.

    szi seviyor,sayıyor,takdir ediyor,
    destekliyoruz.
    vede çıtayı çok yükseltmenizi istirham ediyoruz.
    saygılar,selamlar,başarılar.
    devame edecek..

  27. ömer faruk helvacıoğlu | 24 Nisan 2011 at 12:17 | Cevapla

    MİLLET UYANIYOR,TÜRKİYE İLERLİYOR.
    ..
    İktidar partisinin ve ana muhalefet partisinin programları açıklandı.
    Toplumun değişim gücünün bu metinlerden çok daha ileride olduğunu söyleyebiliriz.
    İşte 2011 Haziran seçimleri bu anlamda da önemli. Çünkü haziran’da oluşacak parlamento, bu değişimi omuzlamak ve Türkiye’nin hem ekonomik hem de siyasi yeniden yapılanmasını yöneterek, değişiminin önüne geçmek zorunda.
    Bu anlamda haziran seçimlerinin sonucu, hangi partinin ne kadar oy alacağı hesabından çok, bu iradeye zaman içinde de olsa, sahip olacak bir meclisi ortaya çıkarıp çıkaramayacağı açısından ele alınmalı.

    Yani yeni meclis, devlet ve parti bürokrasilerine değil, Türkiye’nin giderek örgütlenen ve gücünü ortaya çıkaran sivil toplum gücüne kulak vermeli, hatta kendisini buraya teslim etmeli. ..
    ..
    Hemen size bu konuda çok güncel iki örnek vereyim: Bu hafta İktisadi Kalkınma Vakfı (İKV) ve Türkiye Avrupa Vakfı (TAV) öncülüğünde bir araya gelen 100’ü aşkın STK, Türkiye’nin AB Katılım Süreci İçin Sivil Toplum Platformu’nu oluşturdu.
    ..
    Platform, Avrupa Birliği (AB) tam üyeliğinin vazgeçilmez bir hedef olduğunu söyleyerek partilere seçimleri değil, Türkiye’nin geleceğini düşünün çağrısı yaptı. Bu çağrının ne kadar yerinde ve haklı olduğunu, bu hafta Ali Babacan’ın söyledikleri de teyit etti. Ekonomiden sorumlu devlet bakanı Ali Babacan, tam da seçim öncesi, bir politikacı gibi değil de geleceği düşünen bir parlamenter gibi konuştu.
    ..
    Babacan, Türkiye için AB’nin nihai hedef olduğunu belirterek, seçim beyannamelerinde ortaya atılan yüzde 5 işsizlik gibi hedeflerin ancak ciddi bir eğitim reformu ile ulaşılabilecek hedefler olduğunu söyledi…
    ..
    Hatta cari açık sorununun çözümü için de eğitim reformunun şart olduğuna vurgu yaptı.

  28. ömer faruk helvacıoğlu | 25 Nisan 2011 at 21:58 | Cevapla

    AKP VE HUKUMET;
    İÇSAVAŞI ÖNLEDİ.
    ..
    AKP HUKUMETİ;MİLLETİN SOYULMASINI NEGELEDİ.
    ..
    AKP HUKUMETİ;DEVLETİ KURTARDI.
    ..
    FAİZ BELASINI MİNİMİZE EDEREK TARİHİ BİR BAŞARI KAZANDI.
    ..

    Hükümetin faiz performansı
    ..

    14 Nisan’da bu sütunda Türkiye’nin borç defterini açmıştık.
    Okuyup bitirince seçime doğru giderken partilerin ekonomi programını da mukayeseli olarak yazacağım.

    Borç tartışmasında kısaca şu sonuçlara varmıştık: (i) Borcun miktarına değil, milli gelir oranına bakılır.
    Zira alınan borç ile kumar mı oynamışız, tombala mı çekmişiz, yoksa kendini amorti eden, uzun vadede kârlı bir borçlanma mı yapmışız? (ii) Borcun sahibine de bakılmalı.

    ..
    Kamu, özel ve Türkiye’deki yabancı şirket borçları birbirinden ayrılmalı. Bunları çorbaya döndürüp hepsini ‘devlet borç batağında’ diye sunarsak iftira olur, yanlış yönlendirmiş oluruz.
    İBRAHİM ÖZTÜRK

    Buna göre Türkiye’de kamunun hem dış hem de iç borcunun oldukça gerilediği, hem kamu hem de özelinkini beraberce ele aldığımızda bile Türkiye’nin asla bir dış borç riskinin olmadığı sonucuna varmıştık.
    Türkiye’nin toplam dış borçlarının milli gelire oranı halen yüzde 43,5 civarında. Avrupa’da böyle başarılı başka bir ülke kalmadı.
    ..
    Öte yandan CHP ekonomi programını açıkladı.
    Programda ‘Türkiye’nin mutlak borç miktarını azaltacağız’ diye bir ifade ve hedef bile yok. Olamaz da! Milli gelire olan oranını yüzde 38’lere düşürmeyi vaat ediyorlar. Kriz öncesi AK Parti’nin başardığı, kriz sonrasında ise bir iki sene zarfında yine yakalanacak olan bir hedef.
    ..
    ..

    Bu yazıda da hükümetin ‘vergi karnesini’ verelim.
    Çok geri gitmeyelim, Türkiye’de devlet 2002-2010 arasında kabaca yılda ortalama 50 milyar TL (eski hesap katrilyon) faiz ödemiş.
    10 yılda tam 500 milyar TL.
    Bu miktar para Türkiye’nin ihtiyaçları için harcansa çözülmedik bir adet sorunumuz kalmaz.
    Ayrıca bu parayı cebine indirenler, ensesi kalın ancak küçük bir kesim. Ben diyeyim 1 milyon, siz deyin 2 milyon. Şimdi buna az ara verelim. Başka rakamlar verip buraya tekrar döneyim.

    Hükümetin karne notu için dört veriyi dikkatle takip edelim.
    ..
    Birincisi borçlanma maliyeti.
    .Türkiye’de devletin 2002 yılında reel borçlanma maliyeti yüzde 30 bandının üzerinde idi. Dünya rekoru ve ahlaksız bir sömürü. Tam bir Galata Bankerliği ve çağdaş Düyun-u Umumiye sendromu vardı. Bugün reel borçlanma maliyeti 2009’da yüzde 4, 2010’da ise yüzde 1,9’a düşmüş. Gelişmekte olan ülkeler arasında dünyanın en yüksek maliyeti ile borçlanan ülkesinden, en düşük borçlanan ülkeler arasına girmişiz.
    Yani, en riskli ülkeden çıkıp, en güven veren ülkelerin arasına dahil olmuşuz.
    ..

    İkinci olarak,
    faiz harcamalarının milli gelirden (kabaca GSYH) aldığı pay. 2002 yılında yaklaşık yüzde 14 olan bu pay bugün yüzde 4,4 oranında.
    Bunun anlamı şudur: Faiz geliri elde eden 2 milyon palazlanmış kişi, 2002’de tarımda yaşayan ve nüfusunun yarısını teşkil edenler kadar (35 milyon kadar) milli gelirden pay almış.
    Bugün tarımın GSYH’da payı yüzde 10, faizinki ise sadece yüzde 4,4…
    ..

    Üçüncü kriter de,
    faizin toplam vergi gelirlerinden aldığı pay.
    Bu da yüzde 86’dan yüzde 23’e düşmüş. Yani devlet topladığı 100 birim verginin 86 birimini faize verirken bugün 23 birimini verip, geri kalanını toplum için kullanıyor.
    2001 yılında memurların maaşı ödenemeyip IMF’nin kapısına bu yüzden düşmüştük.

    Son olarak ,
    ,
    faizin genel bütçeden aldığı paya bakılmalı. Bu da yüzde 45’ten bugün yüzde 16,7’ye gerilemiş. İşte sağlık ve eğitimin ilk defa savunma harcamalarının önüne geçebilmesi, halkın lehine olan bu yeni planlama ile mümkün oldu.
    ..
    Faiz için yapılan bütçelerden, ilk defa yatırım, eğitim ve sağlık için bütçe yapar hale geldik.
    .
    Üstelik bir senede iki defa revize edilip tutturulamayan bütçeden, üç yıllık yapılan ve her seferinde hedeflerden daha başarılı neticeler alınan bütçe performansına geçtik.

    Şimdi başa, 500 milyar TL hikâyesine dönelim.
    Eğer bütçe açıkları yok edilip, kamu borç yükü eritilmeseydi, ekonomi büyütülüp faizin GSYH ve bütçeden aldığı pay azaltılamasaydı, eğer borçlanma maliyetleri 15 kat daha fazla düşürülmemiş olsaydı,
    10 senede devletin ödeyeceği faiz miktarı 500 milyar yerine 1,5 trilyon TL olacaktı.
    ..
    ..
    Aslında çoktan iç savaş ile kepenkleri kapatacağından zaten bunu ödeyecek bir de devletimiz kalmamış olacaktı.
    ..
    AKP HUKUMETİ VE SN.BAŞBAKANIMIZI TEBRİK EDİYORUM.
    SELAMLAR.

  29. ömer faruk helvacıoğlu | 26 Nisan 2011 at 21:09 | Cevapla

    AKP DÜŞMANLIĞI SEBEPSİZ DEĞİL..
    ..
    STATİKO BOZGUNLARDA..!
    ..
    ZENGİNLİK VE ÖZGÜRLÜK YAYGINLAŞTIKÇA,
    LAİKÇİLİK TOZ OLUYOR?!.
    ..
    AMA DAHA ÇOOOOK YOL VAR ÇOOOK.
    ..

    1Beyaz Türkler, Özal ve Erdoğan’a niye kızıyorlar?
    ..

    Türkiye’de bazı ayrıcalıklı kesimlerin nasıl zengin olduğu ya da zengin edildiği pek araştırılmaz.
    Ama Amerikalı araştırmacılar bizim yerimize bunu yapıyorlar.
    Bazılarına nasıl ayrıcalıklar sağlanarak zengin edildiklerini ortaya çıkartıyorlar.
    Peki niye yaptık bu kısa açıklamayı? Çünkü “American Economic Review” dergisi son 100 yılda yayınlanan en önemli 20 makaleyi aralarında Kenneth J. Arrow, Robert Solow gibi ünlü iktisatçıların bulunduğu bir komisyona seçtirdi.*
    ..
    Bu 20 en önemli makale arasında Anne O. Krueger’in 1974’te yayınladığı “The Polical Economy of Rent-Seeking Society” başlıklı makalesi de yer alıyor.
    Gelelim Krueger’in makalesinin önemine…
    ..
    Krueger bu makalesinde Hindistan ve Türkiye’de ithalat lisansları verilerek bazı grupların nasıl zengin edildiğini inceliyor…
    Ve rakamlarla ithalat lisanslarıyla yaratılan rantları yani haksız kazançları ortaya koyuyor.
    .
    Krueger’in çalışmasında değerlendirdiği verilere göre, 1968 yılında Türkiye’nin ithalatı milli gelirinin yüzde 6’sına denk geliyor. Bu yüzde 6 ithalat miktarı milli gelirin yüzde 15’i kadar rant yaratıyor. Türkiye milli geliri, 1968’de 18 milyar dolar seviyesinde olduğuna göre ithalat lisansları yoluyla yaratılan haksız kazanç 2.7 milyar dolar oluyor. 1968’deki 2.7 milyar doların bugünkü değerini altın fiyatlarıyla hesap edersek 108 milyar dolara denk düşüyor. Kısaca, statükocu İstanbul sermayesinin, nasıl rekabete girmeden daha doğrusu yorulmadan ithalat lisansları yoluyla zengin edildiği ortaya çıkıyor.
    ..

    Gelelim bu güne… İstanbul’un statükocu sermayesi 12 Eylül 2010 anayasa referandumuna bir türlü evet diyemedi. Askeri vesayeti ve yargı vesayetini kaldıracak adımlara destek vermedi. İşte bunun nedeni Krueger’in makalesinde açıklanıyor. Statükocu siyasetçi ve bürokrata dayanarak rekabetten uzak, gümrük duvarlarıyla korunup, bu korumanın yarattığı rantlarla zengin olmuşsanız eğer bürokratik vesayetin kalkmasını istemezsiniz.
    Anadolu sermayesi gibi “devlet gölge etmesin başka bir şey istemem” diyemezsiniz. Çünkü rekabet ederek para kazanmak işinize gelmez.
    ..
    Hükümetlerin IMF’den borç alıp size vermesini istersiniz. IMF’den borç alınıp size verilmeyince, hükümeti düşürmek için bu defa ülke ekonomisi batıyor diyerek, beklentileri olumsuza çevirip kriz çıkartmaya çalışırsınız.
    ..

    Gelelim bir başka tespite… Beyaz Türkler’in Turgut Özal ve Tayyip Erdoğan’la araları pek iyi olmadı. Onları, tekerleklerine çomak sokan politikacılar olarak gördüler.
    Niye?
    ..
    Çünkü Özal, ekonomiyi dünya rekabetine açarak gümrük rantlarını azalttı. Erdoğan da kamu bütçe açıklarını kapatıp borç yükünü düşürdü. Enflasyon geriledi, faizler tek haneye indi.
    .
    Eskisi gibi malı stokta bekletip kazanmak ve devlete para satıp geçinmek karlı olmaktan çıktı.
    ..
    Kısaca Başbakan Özal ithalat ve gümrük rantlarını engelledi. Başbakan Erdoğan ise bütçe ve faiz rantlarını önledi. İşte bu nedenle beyaz Türkler, Özal ve Erdoğan’a kızıyorlar.
    ..
    Ş,MDİ VARGÜÇLERİYLE BU İKTİDARI ALAŞAĞI ETMEK İSTİYORLAR.
    HAKLILAR AMA?!..
    SELAMLAR.

  30. ömer faruk helvacıoğlu | 27 Nisan 2011 at 22:44 | Cevapla

    FAİZ HARAMDIR DİYEREK DÜŞMÜYOR AMA AKP,AKILCI SİYASETLE FAİZCİLERİ BİTİRİYOR.
    ..
    AKPARTİ KARŞITLARI ,FAİZ RANTİYECİLERİDİR.
    ..
    KREDİ NOTUNUN ARTMASI FAİZC-RANTİYECİ,
    ULISALCI!-BAĞIMSIZLIKÇI!,
    LAİKÇİ! KESİMLER İÇİN YOLUN SONU.
    ..
    Kredi notu psikolojik savaş aracı mı?..

    Türkiye İstatistik Kurumu, dün, ocak ayı sanayi üretim verilerini açıkladı.
    .Son verilere göre, sanayi üretimi geçen yılın aynı ayına göre yüzde 18.9 arttı. Oysa beklentiler sanayi üretiminin yüzde 14.8 olarak daha düşük oranda artacağı yönündeydi.
    Ekonomi yönetiminin büyümeyi kısıtlayıcı önlemler almasına rağmen sanayi üretiminin tahmin edilenin üzerinde artması, ekonominin hızla büyümeye devam ettiğini gösteriyor.
    Hatta mevsim ve takvim etkisinden arındırılmış sanayi üretiminin bir ay öncesine göre yüzde 0.5 yükselmesi, ekonomide canlanmanın hız kesmediğinin delilini oluşturuyor.
    Peki sanayi üretiminin beklentilerin üzerinde artmasının ne tür sonuçları olabilir?
    Bu durumda Merkez Bankası, kredi hacminin genişlemesini durdurmak için banka mevduat munzam karşılıklarını bir miktar daha artırabilir.
    Merkez, Kasım 2010’dan beri bankalardan munzam karşılıklar yoluyla 46 milyar lira çekti.
    ..
    Demek ki bir miktar daha çekebilecek. Böyle bir karar herhalde bankaların canını biraz yakacak.
    ..
    Çünkü kredi veremeyen bankanın kârı azalacağı için mutlaka itirazlar olacak.
    Gelelim sanayi üretiminin artış nedenlerine…
    Merkez Bankası Aylık İktisadi Yönelim Anketi’ne göre, “üretiminizi hangi faktörler kısıtlamaktadır?” sorusuna verilen “2010’un ilk üç ayına göre 2011’in ilk üç ayında kısıtlayan faktör yoktur” cevabı, yüzde 18.7’den yüzde 34.7’ye çıkıyor.
    ..
    Talep yetersizliği de geçen yıl yüzde 53 seviyesindeyken yüzde 42.4’e geriliyor.
    ..
    Bu tablodan, sanayi üretiminin niçin yükseldiği ortaya çıkıyor.
    Çünkü ekonomiyle ilgili beklentiler olumlu.
    Bir de unutmadan hemen hatırlatalım. Tüketici güven endeksi de geçen yılın ocak ayında 79 seviyesindeyken Ocak 2011’de 91’e yükseldi.
    Anlayacağınız, ekonomi yönetimi büyümeyi en fazla yüzde 5’te tutmak isterken büyüme dizginlenemiyor.
    SÜLEYMAN YAŞAR-SABAH GAZTTESİ

    Peki ekonomi hızla büyürken, Türkiye’nin kredi notu niye yatırım yapılamaz seviyede tutuluyor?
    Derecelendirme kuruluşları, cari açık artıyor düşüncesiyle kredi notunun düşük tutulduğunu söylüyor. Bu hiç de ikna edici değil.
    ..
    Çünkü cari açık, kamu kesimi finansman açığından kaynaklanmıyor. Özel sektörün ithalatından ve kendi kendisine borçlanmasından kaynaklanıyor. ..

    Bu şu demek oluyor… Devlet borçlarının ödenmesinde bir sorun yok.
    Türkiye’nin kredi notunu yükseltmemenin nedeni, pekala, dün Başbakan Erdoğan’ın parti grubu toplantısında ileri sürdüğü “psikolojik harekât” olabilir. Çünkü İngiliz Gazetesi The Daily Telegraf’ta yayınlanan yalan haber, psikolojik harekâta iyi bir örnek teşkil ediyordu. AK Parti’nin genel seçimler için İran’dan 25 milyon dolar aldığı iddiasının asılsız olduğu ortaya çıktı ve İngiliz gazetesi The Daily Telegraf Başbakan Erdoğan’dan özür diledi.
    ..

    Türkiye’nin kredi derecesi notunu kasten düşük tutanlar, bir müddet sonra daha başka dezenformasyon faaliyetlerinden ötürü de Türkiye’den özür dilemek zorunda kalabilir.
    ..
    Çünkü Türkiye ekonomisinin rakamları ve gerçek durumu dikkate alınmıyor ve Türkiye’ye kredi notuyla ilgili göz göre göre haksızlık yapılıyor.
    ..
    Bu saptırmalar sonucunda da rantiyelere yüksek faiz ödettiriliyor.
    ..
    ER VEYA GEÇ FAİZCİ,RANTİYECİ SINIF KAHROLACAK.
    SELAMLAR.

  31. ömer faruk helvacıoğlu | 4 Mayıs 2011 at 22:57 | Cevapla

    AKP HÜKÜMETİ;
    FAİZCİLERİN CANINA OKUYACAK,
    TÜRKİYE YENİ BİR ÇAĞA GİRECEK.
    ..
    AKP HÜKÜMETİ,
    FAİZLERİ SIFIRLAYARAK YENİ BİR ÇAĞ BAŞLATIYOR.
    SIFIR FAİZ,İSTİHDAM -ÜRETİM VE İHRACATTIR.
    RANTİYECİLERİN SÖMÜRÜSÜ,YERLİ SANAYİCİ VE TEFECİLERİN SOYGUNLARINA SON VERMEKTİR.
    ..

    Türkiye’de Merkez Bankası yirmi yıldır yüksek faiz-düşük kur politikası uyguluyor.
    Ülkeye yabancı sermayeyi çekmek için reel faizleri de yüksek tutuyor.
    Böylece dışarıdan para girişini sağlıyor ve bütçe açığını finanse ediyor.
    ..

    Yurtdışında faizler düşük olduğu halde bizim Merkez’in yüksek reel faiz uygulamayı sürdürmesi Türkiye’ye aşırı sıcak para girişine neden oldu.
    Ve TL aşırı değerlendi.
    Dolayısıyla ihraç malları rekabet gücünü kaybetti, ithalat ucuzladı.
    Bu dengesizliğin sonucunda dış ticaret açığı ve cari açık yükseldi.
    ..
    ..
    Madem yurtdışında faizler düşük, o halde kısa vadeye reel faiz vermeye gerek yok. Ayrıca kamu bütçe açığı da artık küçüldü.

    Dolayısıyla enflasyona eşit bir faiz oranı, Türk parasının değerlenmesini engeller.
    Gelelim reel faizin ne olduğuna? Reel faiz, nominal faizden beklenen enflasyonun çıkartılması sonucu bulunur. Yani enflasyondan arındırılmış faiz anlamına gelir. Öyleyse Türkiye’de 2011 için beklenen enflasyon yüzde 6.9 olduğuna göre kısa vadede Hazine borçlanmasının yüzde 7’nin üzerine çıkmaması gerekiyor.
    ..
    Dün açıklanan yıllık 4.26 oranındaki tüketici fiyat enflasyonu, gerçekleşen enflasyon olduğundan, reel faiz hesabı nominal faiz tahmin edilirken kullanılmaz.
    Ama gerçekleşen enflasyon olarak bir yıl önce alınmış kâğıtların nominal faizinden düşülmesi gerçekleşen reel faizi gösterir.
    ..
    Bu da geçen bir yıllık reel faizin yaklaşık yüzde 4 olduğuna işaret ediyor.
    Gelelim tekrar reel faizin sıfırlanmasına…
    Nominal faizler yüzde 7 seviyesinde seyrederse, reel faiz de sıfırlanmış olur.
    Böylece dünyada zaten ucuz olan paraya biz de durduk yerde fazla maliyet ödememiş oluruz.
    ..
    Bu arada uzun vadeli borçlanmalarda da Türkiye ekonomisinin uzun dönemli reel büyüme hızını aşmayacak bir reel faiz verilebilir. Niye derseniz… Çünkü ekonominin reel büyüme hızından daha yüksek reel faiz ödemek, maliye politikasının sürdürülemeyeceği anlamına gelir.
    ..
    Bunun nedeni, vergi tabanının ancak reel büyüme hızı oranında genişleyeceği varsayımıdır.
    İşte kısa dönemde sıfır, uzun dönemde reel faiz ödenirse TL aşırı değerlenmeyeceği için ihraç malları rekabet gücü kazanır, ithalat kârlı olmaktan çıkar.
    Kısacası Türkiye’de üretim ve istihdam hızla artar.
    ..

    Gelelim Başbakan Erdoğan’ın reel faizleri sıfırlama önerisine…
    .
    Bu öneri, Türkiye için doğru bir öneri olarak ele alınıp değerlendirilmeli. Çünkü, devletin yüksek reel faiz vererek borçlanması, Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik koşullar için pek akılcı değil.
    ..
    Bir kere bütçe açığı küçük.
    Ayrıca devletin kısa vadeli dış borçları da 4.3 milyar dolar civarında.
    Yani devletin dış borcunu çevirme riski yok.
    ..

    Peki kimin riski var? Özel sektörün kısa vadeli dış borçları yüksek.
    Yaklaşık 72.7 milyar dolar seviyesinde. Ama onlarda da bir risk yok.
    Onlar da kendi risklerini yönetebilir.
    Zaten bankalar ve firmaların açık pozisyonlarını sigorta ettikleri düşünülürse onların da riski en aza inmiş durumda.
    ..

    O halde mevcut dünya ekonomisi koşullarında kısa vadede devlet borçlanırken kesinlikle reel faiz vermemeli.
    .
    Başbakan’a kulak vermekte yarar var. Sıfır reel faiz önerisi mevcut ekonomik koşullara uygun.
    Aksi yapılırsa cari açık kapanmaz.
    ..
    İhraç malları rekabet gücüne sahip olamaz.
    .
    Aslında Başbakan Erdoğan, sıfır reel faiz önerisiyle Türkiye ekonomisinde bir dönüşüme işaret ediyor.
    “Faizden değil artık üretimden para kazanalım” diyor.
    TÜRKİYE YENİ BİR DÖNEME GİRİYOR.
    AT BİNENİN

  32. ömer faruk helvacıoğlu | 5 Mayıs 2011 at 11:15 | Cevapla

    SİYAH BEYAZ OLMUYOR BİR TÜRLÜ…
    ..
    hiç şüphesiz ülkedeki bütün sıkıntıların kaynağı;
    chp-zihniyeti ve kadrolarıdır.
    .

    gizli ve menfi devlet egemenliğiyle,halen çözülmeyen her sıkıntının müsebbiidr.
    ..
    kaset darbesiyle başa gelen kemal,
    bazen bizi hah oluyor galiba dedirtecek beyanlar verirken,
    hemen sevincimizi kursağımızda bırakarak,
    tekrar kedere boğuyor…
    ..

    ..ya .kemal…
    ne demek statikonun tanrisi tayyip ankara’da..!
    hayret.
    nasıl bir ülkede yaşıyorsun unuttun yine.VEYA?
    ama küfür ehli,islam ve maneviyat düşmanlıklarını fazla saklayamazlar illaki izhar ederler.
    ..
    hele şu immam-hatipli polis olmasın ne demek?
    birde bunların yüzünden bütün meslek liseleri mağdur edilmiyormu?
    açıkçası birazcık islam’dan nasiplenmiş gençlerin bırakın okuması,
    hamal bile olmasını istemezler.
    ..
    maalesef kemal, maalesef.
    siyahsın,simsiyahsın.
    kapkarasın.
    vede o kadarsınki saklamaya bile gerek görmezsin.
    ..
    senin de bizim de işimiz çok zor.
    ama senin her yerde işin çok zor.
    ..
    bu ülkede yaşanmaz gerçekten….!
    kemal istanbul’da yüzde kırk oy alıyorsa bu ülkede yaşAnmaz….!
    eyvahlar olsun.
    işimiz çok çetin,çok zor.
    ALLAH TEALA
    BU MİLLETE YARDIM ETSİN.
    ..
    YA RABBİ!

    BU ŞER VE KÜFÜR,
    MİLLET DÜŞMANLARINA YA HİDAYET VER
    YADA YOKET.
    BUNLARLA AYNI ÜLKEDE YAŞAMAK BÜYÜK IZDIRAP
    DAYANMAK ÇOK ZOR.
    RAHMETİNİ ESİRGEME BİZDEN!
    ..

    SELAMLAR.

  33. ömer faruk helvacıoğlu | 6 Mayıs 2011 at 21:49 | Cevapla

    AKP’YE VERİLECEK DESTEK,
    MİLLLTE REFAH OLARAK GERİ DÖNECEKTİR.
    ..
    AKP HÜKÜMETİ;FAİZLERİ MİNİMİZE EDERK,
    İSTİHDAM-ÜRETİM VE İHRACAT İÇİN ÇIĞIR AÇIYOR.
    ..
    YENİ DÖNEMDE TEK BAŞINA GÜÇLÜ BİR İKTİDAR OLURSA,
    HAYIRLISIYLA GERÇEKTEN USTALIK DÖNEMİ ESERLER BAŞLAYACAK.
    ..
    FAİZLERİ SIFIRLAYALIM İFADESİ NEDEN BÜYÜK TEPKİ TOPLADI?
    RANTİYECİ-YERLİ SOYGUNCULAR ÇILDIRACAK ADETA..
    ..
    İŞTE GERÇEKLER.
    ..
    Başbakan Erdoğan: Kamu net borç stokunu % 61’den 25’e düşürdük
    Başbakan Erdoğan, “reel faizi sıfıra yaklaştıralım” deyince bazıları yine hareketlendi.
    Güya faizlere müdahale ediliyormuş.
    Oysa faize bir müdahale yok.
    Sadece ekonomiyle ilgili bir durum tespiti yapılıyor.
    O tespit de şu… Türkiye ekonomisinde durumlar değişti, kamu borç yükü eskisi gibi değil.
    Devlet iç ve dış borçlarını azalttı. Yani bizim devletin sonunda iki yakası bir araya geldi.
    Başbakan da haklı olarak para sahiplerine, “artık size vatandaşın vergisini yüksek reel faiz vererek yediremem, size ancak enflasyon kadar faiz veririm” diyor.
    Gürültü de işte bu yüzden çıkıyor.
    SÜLEYMAN YAŞAR-SABAH
    Reel faizin sıfıra yakın düşürülmesine karşı çıkanların bütün endişesi, bundan böyle yüksek reel faiz almadan işlerini nasıl sürdürecekleri, nasıl geçinecekleri düşüncesi…
    ..
    Yoksa faize müdahale falan yok. Bütün gelişmiş ekonomilerde olan ve bizde de çoktan olması gereken sonunda oluyor. Bir de tam aksi, eğer Türkiye ekonomisinin bugünkü şartlarında yüksek reel faiz sürdürülürse, işte o zaman faize müdahale edilmiş olur.
    Zira hiçbir ekonomik gerekçesi yokken birileri rant sağlasın diye faizler yüksek tutulmuş olur.
    Düşük reel faize, sanki rekabetçi serbest piyasayı savunuyorlarmış gibi “faize müdahale ediliyor” diye karşı çıkanlara şimdi sormak lazım.
    ..
    “Merkez Bankası, yüksek reel faizle döviz kuruna müdahale edip, kurlara baskı yaparken ve Türkiye’nin ihracatta rekabet gücünü kaybettirirken aynı tezleri niye ileri sürmediniz sahi siz?”
    O zaman “rekabetçi” olmak akıllarına gelmedi çünkü “yüksek reel faiz- düşük kur” politikası, faizciye yaradı…
    ..

    Ama artık Türkiye değişti.
    ..

    Gelelim koşulların nasıl değiştiğine… Türkiye’nin kamu net dış borç yükü 2002’de yüzde 25.2 seviyesindeydi, şimdi yüzde 1.2’ye geriledi.
    Yani kamu dış borcu 21 kat azaldı.
    Dün Başbakan Erdoğan, 4. Hazır Giyim Konferansı’nın açılışında yaptığı konuşmada, Merkez Bankası’na da mesaj gönderdi.
    “Merkez Bankası’na müdahale edemem.
    Ama arazide Merkez Bankası yok, ben varım.
    Biri, faizden zarar gördüğünde beni buluyor” diyerek yüksek faizlerin olumsuz etkisinin halka ve siyasetçiye nasıl yansıdığını belirtti.
    Gelelim reel faizin sıfıra indirilmesinden kimlerin rahatsız olduğuna…
    ..
    Rahatsız olanlar, etkin çalışmayan bazı bankacılar ve yüksek reel faizle geçinenler. Biliyorsunuz, piyasa ekonomisinin kurallarına göre, verimsiz çalışan işletmeler piyasadan çekilir. Piyasa ekonomisinin bunları ayıklaması iyi olur. Ama bizde öyle bankalar ve bankacılar var ki hem verimsiz çalışıp hem de güzel yaşamak istiyor.
    ..
    Eğer düşük reel faizle bankalarınızı çalıştıramıyorsanız, kapatın bankalarınızı ve gidin.
    ..
    Verimli çalışan bankalar piyasada kalsın.
    Böylece finans kesimi daha kârlı hale gelir.
    Üstelik bu bankacılar, bu öneriye hiç de yabancı değil.
    “Bu şartlarda çalışamıyorsanız, şirketlerinizi kapatın” gidin önerisini kendileri yıllarca reel sektöre yaptılar ve hâlâ yapıyorlar.
    Bir zahmet başkasına önerdiğinizi önce kendiniz uygulayın…

    Eğer İsrail’de, İtalya’da, G. Kore’de olduğu gibi düşük faizlerle çalışamayacaksanız bankacılığı bırakın. Verimli çalışanlar piyasada kalsın ve Türkiye ekonomisini büyütsün.
    ..
    ..
    Bu ülkede kamunun iki yakası artık bir araya geldi,
    devletin bütçesi iyi durumda, devletin sizlerden yüksek faizle borç almaya ihtiyacı yok.
    ..
    Koşullar değişti.
    Bu ülkede artık zaman, sizin zamanınız değil. Zaman, halkın zenginleşmesinin ve kazanmasının zamanı.
    ..
    AKP HÜKÜMETİNE TEPKİ VEREN ULTRA ZENGİNLER HAKSIZ DEĞİL HANİ..
    ..
    SELAMLAR

  34. ömer faruk helvacıoğlu | 7 Mayıs 2011 at 20:35 | Cevapla

    BDP;
    KÜRTÇE EĞİTİM VE ÖĞRETİM İÇİN CİDDİ HAMLELER YAPMALIDIR.
    .
    BDP BELEDİYELERİ KÜRTÇE ÖĞRETİM KURUMLARI TESİS ETMELİDİR.
    .
    BDP’Lİ BELEDİYELER;
    KÜRTÇE EĞİTİM VE ÖĞRETİM İÇİN DEVASA BİR ÜNİVERSİTE KURMALIDIR.

    AKP DİYARBAKIR MİLLETVEKİLİ ADAYI SALİM ENSARİ OĞLU ISRARLA TV-LERDE,
    HER DİLDEN EĞİTİM VE ÖĞRETİM SERBESTLİĞİ OLDUĞUNU ANLATIYOR.
    ..
    ERMENİCE,SIRPÇA,RUMCA,İBRANİCE HER TÜRLÜ AZINLIK OKULU VAR….
    KÜRTÇE DE OLMALIDIR.
    ..
    BDP;CELADET ALİ BEDİRXAN BEYİN (EN CİDDİ VE SAMİMİ KÜRTDİLBİLİMCİSİ)YOLUNU TAKİP ETMELİDİR.
    ..
    BUGÜNKÜ TEKNOLOJİ,BİLİMSEL GELİŞMELER,
    UYGARLIK STANDARTLARI,
    DEVLETLERE,HÜKÜMETLERE HİÇ İHTİYAÇ BIRAKMAYACAK KADAR,
    HER DİN-DİL VE HERTÜRLÜ AİDİYETİN KURUMLAŞMASI İÇİN ELVERİŞLİDİR.

    BDP’NİN DOĞUDA YÜZ BELEDİYESİ VAR.
    ELELE VEREREK,MERKEZİ DİYARBAKIR OLMAK ÜZERE VE HER İLDE BİR FAKULTE OLACAK ŞEKİLDE DEVASA BİR ÜNİVERSİTE KURMALIDIR.
    ..
    KÜRT MESELESİNİN EN HAYATİ SIKINTISI,
    KÜRT MİLLETLEŞMESİNİN TEKAMUL ETMEYİŞİDİR.
    YİNE MERHUM KÜRDOLOG CELADET ALİ BEDİRXAN BEYİN ANLATTIĞI GİBİ,
    BİR MİLLETİN VAR OLMASI İKİ ŞARTA BAĞLIDIR.
    DİN VE DİL.

    DİN VE DİL KONUSUNDA TAHRİP OLAN TÜRKLER NE HALE GELDİ?
    KÜRTLER DE GECİKMELİ OLARAK AYNI DURUMDA.
    ..
    BDP;KÜRT MİLLETLEŞMESİNİN İHYASI VE İNŞASI İÇİN ,
    ARTIK CİDDİ PROJELERLE KÜRTLER’İN KALBINI KAZANMALIDIR.
    ..
    KÜRT KİMLİK VE KÜLTÜRÜNÜN TEMELİ
    İSLAM VE FEODALİTEDİR.
    KÜRTÇE LİSANININ TERMİNOLJISININ KAYNANKLARI BUNLARDIR.
    FEODALİTE TARİHE GÖMÜLECEĞİNE GÖRE VE KÜRTLER MÜSLÜMANLIKTA SEBATKAR OLDUKLARINA GÖRE,
    İSLAM VE KÜRTÇE İÇİN BİLİMSEL CİDDİ ÇALIŞMALAR ŞART.
    ..
    BDP;SİLAHSIZ VE YASAL ÇERÇEVEDE BİR KÜRD’ÜN,
    SİLAHLI VE YASADIŞI BİR KÜRT’TEN BİN MİSLİ GÜÇLÜ OLDUĞUNUN BİLİNCİYLE,
    DEVASA BİR KÜLTÜR HAMLESİ YAPMALIDIR.
    ..
    BDP;KÜRT MESELESİNİN HER TÜRLÜ ÇÖZÜM TARZININ KONUŞULABİLMESİ İÇİN
    GEREKLİ YASAL DEĞİŞİKLİKLERİN BİR NUMARALI TAKİPÇİSİ OLAMLIDIR.
    ..
    BDP;DEĞİŞMELİ-DÖNÜŞMELİ VE GÜÇLÜ MÜSPET BİR SİYASİ KURUM OLMALIDIR.
    ..
    BDP;GÜNLÜK KEŞMEKEŞLERİN PEŞİNDEN ANA KONULARI İHMAL ETMESİN.
    ..
    KÜRTLER ÖNCE MİLLETLEŞSSİN,
    DİĞER BÜTÜN KONULAR ÇÖZÜLÜR.
    AMA MİLLETLEŞME SÜRECİ TEKAMUL ETMEZSE,
    BÜTÜN ALTERNATİFLER MANİPULASYONA VE SPEKULASYONA AÇIK BİR HALK OLUŞTURUR.
    ..
    NE DEMİŞLER.
    YA BU DEVEYİ GÜTMELİ YADA BU DIYARDAN GİTMELİ.
    ..
    ANNİBAL;
    YA BİR YOL BUL,
    YA YOLDAKİ ENGELLERİ KALDIRIN,
    YADA YOLDAN ÇEKİLİN.
    ..
    BDP YÖNETİMİ ÇOK İYİ BİLMELİDİRKİ,
    İLME,TARİHE,SOSYOLIJE AYKIRI HAREKET EDENLER,
    YETTERSİZ OLANLAR,
    DONATIMSIZ-VASIFSIZ OLANLAR,
    İLLAKİ YERLERİNİ EHLİYETLİ-LİYAKATLI
    KİŞİLERE TERKEDECEKLERDİR.
    ..
    BDP;GANDHİ’NİN ŞU SÖZÜNÜ BAŞTACI ETMELİDİR.:
    İNGİLİZLER BİRGÜN HİNDİSTAN GİDECEKLER,
    GİTTİKLERİNDE,HİNT ULUSU HAKKINDA KÖTÜ DÜŞÜNMESİNLER.
    ..
    BDP;ŞU ANDA İZLEDİĞİ SİYASETLE,
    KÜRT DÜŞMANI OLMAYAN BİR KİŞİ KALMAYACAK
    GÖRÜNTÜSÜ VERİYOR.
    ..
    BDP’DE SAĞDUYUNUN VE İLMİN AĞIR BASMASINI DİLİYOR VE ÜMİD EDİYORUM.
    ..
    SEÇİM ÇALIŞMALARINDA BAŞARILAR .

  35. ömer faruk helvacıoğlu | 8 Mayıs 2011 at 12:21 | Cevapla

    ANNELER GÜNÜ KUTLU OLSUN AMA GERÇEKLERİ ANLAYIP GEREKLİ TEDBİRLERİ ALALIM.

    Bugün Anneler Günü…

    Anneler günü geleneği, Antik Yunanlıların Yunan mitolojisindeki pek çok tanrı ve tanrıçanın annesi olan Rhea onuruna verdikleri yıllık ilkbahar festivali kutlamalarıyla başlamış…
    Antik Romalılar da ilkbahar festivallerini İsa’nın doğumundan 250 yıl öncesinden ana tanrıça Kibele onuruna kutluyorlarmış… Modern zamanlarda ise Anneler Günü, Anna Jarvis’in kaybettiği kendi annesi için 1908 yılında başlattığı anma günü ile başlamış… 1914 yılında Kongre’nin onayıyla Amerika çapında genişlemiş. Zamanla başka ülkelere de yayılmış.

    Anneler günü, Türkiye’de 1955 yılından bu yana kutlanmakta…

    ***

    Anneler…….

    Acaba durumları ne?

    Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı (OECD), ilk kez aile değerleri üzerine hazırladığı raporunu yayınladı.

    “Aileler değişiyor” başlıklı raporda OECD’ye üye 34 ülkedeki kadın işgücü, aile ferdi sayısı ve yoksulluk ele alındı.

    Satırbaşlarıyla gidelim…

    Türkiye’de 1980’de kadınların yüzde 40’ı çalışıyormuş, bu oran 2009’da yüzde 26,4’e düşmüş… Türkiye bu oranla Endonezya (yüzde 49) ve Hindistan’ın (yüzde 34) da gerisinde kalarak sonuncu olmuş… Bu iyi bir gelişme..

    Kadınların iş gücüne katılımının en az olduğu ülkeyiz.
    Kadınların evlerdeki çok hayati işleri işten kabul etmiyorlar!
    Sanki evde laklak yapılıyor.

    ***

    Doğum izninin en az olduğu ülkeler konusunda da Türkiye şampiyon… Ardından Yunanistan, İsviçre ve Slovenya gelmekte.
    BU çok kötü.Mutlaka düzeltilmesi şart.

    Doğum oranına gelince…

    Doğum oranı Türkiye’de 1995’te yüzde 3 iken, bu oran 2009’da yüzde 2’ye inmiş…
    Bu çok kötü.YAŞLANMA VE YIPRANMA İŞARETLERİ.
    MİLLET NASIL KORUNACAK?

    Doğum oranı azalıyor ama Türkiye, 19 yaşından önce anne olanlar oranında üst sıralarda yer alıyor… “Genç doğum” konusunda başa güreşen Türkiye’yi, Şili, ABD ve Meksika izliyor… Her 1000 doğumdan 35’ini genç anneler gerçekleştiriyor.
    BU ÇOK ÇOK İYİ.

    ***

    Bu Anneler Günü’nde, OECD raporuna göre Türkiye’de çiftlerin yüzde 62’sinin eğitimsiz olduğunu, sadece yüzde 5,6’sında hem erkek hem de kadının yüksek eğitim aldığı söyleyelim… Tabii, tek üyesi çalışan aile oranının yüzde 60 ile Türkiye’de tavan yaptığını da… “Tek tabanca” yaşama tutunmaya çalışan ailelerin en kalabalık olduğu ülke de Türkiye.
    EĞİTİM DÜZEYİ KADINLARIN GİTTİKÇE YÜKSELİYOR.
    ÜNİVERSİTELERDE KIZ ÖĞRENCİ YÜZDE 44.

    Ortalama bir ailenin 4 ferdi olduğu Türkiye, OECD ülkeleri arasında en kalabalık aile ortalamasına sahip olarak zirveyi Meksika ve Şili ile paylaşıyor.

    OECD ortalaması 2,56.

    Evli olmadan aynı evde yaşayan çiftlerin en az olduğu ülke Türkiye, listedeki 34 ülke arasında sonuncu. Türkiye’deki insanların yüzde 45’inin aileleriyle, yüzde 5’inin yalnız yaşadığı da belirtildi.

    ***

    Aile Değerleri Raporu onların da durumunu netleştiriyor… Türkiye çok büyük ilerlemelere rağmen ne yazık ki çocuk ölüm oranında birinciliği hala kimseye bırakmıyor:

    Her 1000 doğumda 21 ölüm yaşanıyor.

    Hâlbuki OECD ortalaması her 1000 doğumda iki ile üç arasında değişiyor.

    Peki, yaşar kalmayı başaranlar hayatlarından memnun mu?

    Neyse ki Türkiye’de çocukların yüzde 67’si hayatlarından memnun. Ama “çocukların memnuniyeti” konusunda OECD ortalaması yüzde 86. Türkiye’nin önünde ise epey bir farkla, yüzde 81 ile Macaristan ve Çek Cumhuriyeti bulunmakta…

    ***

    Geliyoruz bu raporun en acı ve en can yakıcı kısmına… Rapor, yoksulluk sınırında yaşayan çocuk sayısının Türkiye’de yüzde 24,6 olduğunu belirtmekte… Bu oranla Türkiye, 39 ülke arasında İsrail ve Meksika’nın ardından üçüncü sırada yer alıyor… İstatistiklere göre Türkiye’de her 4 çocuktan biri açlık sınırında yaşarken, OECD ortalaması 12,7.
    BU ÇOK KÖTÜ.ACİL TEDBİRLER ŞART.

    Bugün Anneler Günü ama açlıktan ölen 2,5 aylık Kübra bebeği hiç unutmadık…

    ***

    BÜTÜN PARTİLERİ,ANNELİĞİN EN YÜCE SIFAT HALİNE GETİRİLMESİ İÇİN GEREKLİ ÇALIŞMALARI CDDİYETLE YAPMAYA DAVET EDİYORUM.

  36. ömer faruk helvacıoğlu | 9 Mayıs 2011 at 22:19 | Cevapla

    ANNELER GÜNÜ KUTLANIRMI?
    HZ.PEYGAMBER(SAS);NİYE BÖYLE BİR ŞEY İHDAS ETMEDİ?
    ..
    HRİSTİYAN TAKLİDİ DOĞRUMU?
    ..
    ())Sağ iken annesine zulmeden rahibenin kızı Jarvis, annesinin vefatından sonra pişman oluyor ve Anneler Günü, ABD’de kabul edilip Türkiye’de de kutlanıyor.
    ..
    Anne’ye saygı denince bilinen en güzel örnek Hz.Veysel Karani’dir.
    ..

    Sağ iken annesine zulmeden rahibenin kızı Jarvis, annesinin vefatından sonra pişman oluyor ve Anneler Günü, ABD’de kabul edilip Türkiye’de de kutlanıyor. Anne’ye saygı denince bilinen en güzel örnek Hz.Veysel Karani’dir.)
    ..SİİRTLİLER.NET
    ..
    MÜSLÜMANLARIN,HRİSTİYANLARCA VEYA BAŞKA DİNLERCE MENSUP ŞAHISLARCA,
    ADET HALİNE GETİRİLMİŞ,KONULARDA,
    VELEVKİ İYİ ZANNEDİLSE BİLE
    TAKLID ETMELERİ CAİZMİ??..
    ..
    KUR’AN -I KERİM,
    HADİS-İ ŞERİF,
    İCMA-I ÜMMET,
    KIYASI FUKAHA İCTİHADLARINDA VARMI?

    ANNELER GÜNÜ KUTLAMAK,
    ANNELERİ YÜCELTİLMİ,EMİNMİYİZ?!….
    ..
    İSLAM PEYGAMBERİ NİYE BÖYLE KUTLAMA BİR İHDAS ETMEDİ?
    BUNLAR BİD’AT-I HASENİ BİLE OLSA CAİZMİ?
    ..
    MÜSLÜMANLAR OLARAK,
    HER BİR ŞEYİ YAPMADAN ÖNCE,
    İSLAM KAYNAKLARINDAN MESNET ARAMAK
    İCAP ETMEZMİ?..
    ..
    EHLİ VUKUF,EHLİ İLİM BÜYÜKLERİMİZDEN
    TAVSİYE VE GÖRÜŞ ALALIM.
    ŞAYET MÜNASİPTİR DENİLİRSE HER NE GEREKİYORSA YAPALIM.
    ..
    SELAMLAR.

  37. ömer faruk helvacıoğlu | 12 Mayıs 2011 at 20:39 | Cevapla

    KADINLARIN ŞAHSİYETİ,POST-MODERNCİLER TARAFFINDAN YOK EDİLİYOR.
    ..
    KİŞİLİKMİ?
    DİŞİLİKMİ?
    POST MODERNİZMİN MAKSADI,KADINLARINI DİŞİLİĞİNİ KULLANRAK KÖLE YAPMAK,KİŞİLİĞİNİ YOK ETMEKTİR.
    ..
    Ev ile piyasa arasında
    bazıları ailenin çözünmesini “ataerkilliğin sonunu getirmesi” dolayısıyla bize bir tür “seküler müjde” olarak veriyor.
    ..
    Burada da durmaz, “İslamî aydınların içine girdikleri tıkanıklığı” -öyle bir şey söz konusu değildir elbette- dönüp dolaşıp ataerkilliğe ve ailedeki sorunlara bağlıyor:

    “Bugün İslamî kesimin aydın tabakasını gözlemleyenler, bu ataerkil sıkışmayı fark edeceklerdir.”

    Modernliğin içine girdiği kriz, Ortadoğu’da yaşanan toplumsal patlamalar,
    artan yoksulluk,
    her gece dünya nüfusunun yüzde 12’sinin aç yatması,
    Batılı demokrasilerin aşamadığı sosyo-kültürel zaaflar,
    askerî işgaller,
    çatışma potansiyellerinin aktif hale geçmesi,
    farklı din,
    etnik ve mezhep gruplarının bir arada yaşama pratiklerini kaybetmesi,
    Filistin meselesi vb.
    her sorunun anahtarı ataerkillikte ifadesini bulabiliyor.

    İslamcıların dışında, hangi aydın kümesi orijinal bir fikri gündeme getirdi? ??!!.

    ..
    Batılı merkezlerde üretilmiş literatürü tercümeler yoluyla bize sunan sol, milliyetçi ve liberal aydınlar,
    Batı’dan beslenmenin dışında ne üretiyor?
    Hep alıcı ve tüketici mi olmak lazım? Hiç mi Batı’ya bir katkı yapmak veya eleştiri yöneltmek mümkün olmaz?
    ..

    Entelektüel bir canlılık varsa, bunu İslamcılara borçluyuz.

    ..
    İslamcıların, ortak rahimde vücut bulmuş muhafazakâr
    -liberal
    -feminist
    -sol
    -milliyetçi ve postmodern blokajlara karşı göstereceği cehd,
    mücahede ve içtihad ,
    gayreti,
    bu ruhsuz,
    acımasız ve yoksullaştırıcı dünyada umut ışığı olabiliyor ancak.

    ..
    Eğer Müslüman entelektüeller bir ‘kabz ( hali’ yaşıyorsa ‘bast’ içinde olan kimlerdir?

    Bazıları,
    laikliğin ve Kemalist modernliğin başarısızlığına atıfta bulunduktan sonra şu hükmü veriyor:
    “Laikliğin ipinin pazara çıktığı bu süreçte muhafazakâr kesimin aile kurumunda da devrimsel bir değişimin önünü açtı.

    ..
    Bugünün aile anlayışının kadın/erkek eşitliğini dışlaması,
    ailedeki asıl tüketicinin,
    kültürel ve sosyal norm seçicisinin kadın olduğunu göz ardı etmek imkânsız. Başörtüsü ise artık kadınların dindarlık anlayışlarının uzantısı olarak erkek dünyasından bağımsız bir iradeyi yansıtıyor.

    ..
    ” Erkekten bağımsız veya erkeğe karşıt kendine ait “asl”ları ve “usul”leri olan bir “kadın dindarlığı” veya aksi, kadından bağımsız, temel refleksi kadın üzerinde tahakküm kurmak olan bir “erkek dindarlığı” mı var?

    Bu pek ağır hüküm cümlesi, olup biteni varoluşsal olarak kadim zamanlardan beri sürekli çatışma içinde varsaydığı “iki cinsin karşıtlığı”yla açıklarken, Batı’nın kadın üzerinden İslam dünyasında yürüttüğü projeleri, BOP’un kadın ayağını görmezden geliyor.

    “Küresel kapitalizm” dediğimiz sosyo-ekonomik sistem, komünist ülkelerdeki gibi adil piyasaya devletin müdahalesinin çok ötesinde “kenz”i meşrulaştırma ideolojisi olarak yayılma gösteriyor.
    ..
    Yönelimi servet istifçiliği, sınırsız sermaye biriktirme (büyüme ve sonsuza kadar üretim) yolu ile güç ve iktidarı tekelleştirmektir.

    İlk Avrupa’da ortaya çıktığında, önce “köylüler”in, arkasından “işçiler”in enerjisini harekete geçirdi.
    ..
    Sonra tabiatın bilinen kaynaklarını, “hayvanları ve bitkiler”i seri üretim ve tüketimde kullandı.
    ..
    Şimdi “etnik nefret”in patlatabileceği enerjiyi;
    evden dışarı çıkmaya zorlanan “kadınlar”ı, bohemleştirilen “gençler”i
    ve pedagogların işlem oyuncağı haline getirilen “çocuklar”ı kaynak ve
    sömürü nesnesi olarak kullanıp “mülk”ün tamamına el koymaya çalışıyor.
    ..
    Mesele masum bir söyleme büründürüldüğü şekliyle “ezilen kadın” veya “eşitlik” değildir, daha derinlerde, fıtratın değiştirilmeye yeltenilmesi meselesidir. Burada kadına düşen pay, “kişiliği ile dişiliği” ve bununla bağlantılı “evi ile piyasa” arasında şizofrenik bölünmeye uğratılmasıdır.
    ..
    “Ailede kadını asıl tüketici, kültürel ve sosyal norm seçici” kılan kim, hangi zorunluluk?
    .
    Sakın bu vahşi kapitalizmin herkese narkoz veren piyasası olmasın?
    ..
    Ve sakın bunun da arkasında “erkeklerin” yeni ataerkilliği gizlenmiş olmasın?

    Kadınlar modernizmin ,ataerkillik baskısından post-modernizmin ataerkilliğine evrilmeye zorlanıyorlar.
    ..
    POST-MODERNCİLERİN ESAS İSTEKLERİ BUDUR.
    KADINLARIN KİŞİLİĞİ DEĞİL DİŞİLİĞİ ÖNPLANDA OLSUN.
    MODERNİZM,KİŞİLİĞİNİ KAYBEDEN KADINI DİŞİLİKLE KÖLESİ HAİLE GETİRİYOR.
    MAALESEF DURUM BUDUR.SALİH DURMAZ-

  38. ömer faruk helvacıoğlu | 13 Mayıs 2011 at 20:37 | Cevapla

    HAS PARTİ;AKP’YE DESTEK,SİSTEME MUHALEFET ETMELİDİR.
    ..
    HAS PARTİ;HAS BİR ALTERNATİF MUHALEFET OLMALIDIR.
    ..
    değerli genel başkan,sn.numan kurtulmuş beyefendiye hoş geldin diyorum.
    seçim çalışmalarında başarılar dilerim.
    ..
    çok değerli hemşehrimiz ve e.milletvekilimiz sn.m.emin aydın beyefendi ve diğer aday hemşehrilerimize başarılar dileirm.
    ..
    çok değerli hemşehrimiz sn.m.emin aydın bey,
    hepimizin dürüstlüğü,temizliği ve önemli şahsiyetlyle takdir ettğimiz kardeşimiz.
    ..
    has parti,entersan handikaplardan gelenlerin partisi.
    tecrübe,bilgi,sağduyu ve yüksek vasıflarla donanımlı kadroları var.
    ..
    akp çok başarılı hizmetler yapıyor.
    çok güçlü çıkarsa çok daha büyük hizmetler yapacak.
    ama bu kadar müspet bir iktidara,
    seviyesine uygun bir müspet-alternatif muhalefet gerekir.
    ..
    akp’nin çok büyük hizmet ve başarılarına rağmen ,eksikler-yanlışlar var.
    bunları akp zemininde diilendirmek çok zor.
    has partiye büyük iş düşüyor.
    bu seçimde alınacak oylar belki heba olur ama ilerisi için ümid vaadeden bir ekip.
    ..
    hasparti,hangi konularda akp’den daha iyi ve daha ileri olduğunu çok net bir şeklide ortaya koymalıdır.
    şu ana kadar bu anlamda ciddi programları bilinmiyor.
    ..
    ülkede,
    bilgi-fikir sahibi
    azimli-samimi-ciddi insanlar büyük zenginliktir.
    ..
    has parti,sisteme muhalefet ederse büyük hixzmet yapar.
    akp’ye muhalefet ederde,sistem lehine bir yama olursa çok çabuk silinir.
    ..
    HAS PARTİ,
    SİSTEMİN EN BÜYÜK MUHALİFİ OLMALDIR.
    AKP’YE SİSTEMLE VERDİĞİ MUCADELEDE EN BÜYÜK DESTEĞİ VERMELİDİR.
    REFERANDUMDA OLDUĞU GİBİ.
    ..
    AKP’NİN YANLIŞLARINI-EKSİKLERİNİ SİSTEM LEHİNE DEĞİL,
    MİİLETİN LEHİNE POLİTİZE ETMENİN DİLİNİ BULMALI VE KULLANMALIDIR.
    ..
    HAS PARTİYE BÜYÜK İHTİYAÇ VAR.
    AMA,SİSTEME MUHALEFETİ YERİNE AKP MUHALEFETİ GİBİ YANLIŞA DÜŞERSE(SAADET PARTİSİ-ERBAKAN GİBİ_)BÜYÜK VEBAL ALTINDA KALIR.
    ..
    BAŞARILAR,SELAMLAR,SAYGILAR.

  39. ömer faruk helvacıoğlu | 14 Mayıs 2011 at 12:19 | Cevapla

    KÜRT KİMLİĞİNDEN HERKES BİR BAŞKA BİR KİMLİK KASDEDİYOR.
    KÜRT KİMLİĞİNİN ANA TEMELİ İSLAM VE GÜZEL KÜRTÇE İKE.
    PKK LİDERLERİ İSLAMSIZ VE SOYUT KÜRTÇE ANLIYOR.
    ..
    erör örgütü elebaşılarından Murat Karayılan, Almanya’da yayımlanan ‘Bir Savaşın Anatomisi’ isimli kitabında, PKK’nın dine yaklaşımını anlatırken, ağır hakaretlerde bulundu.
    ‘Kürtlerin ideolojik kimlik ve aynı zamanda inanç dini’ diye tanımladığı Zerdüştlük için övgüler dizen Karayılan, İslam’ın Kürtlerde parçalanma nedeni olduğunu ileri sürdü.
    ..
    Kitabında Nakşibendiler için de ağır ifadeler kullanan Karayılan özetle şunları yazdı: “Nakşibendi tarikatının geçmişte Osmanlı ile yaptığı işbirliği, günümüzde TC ile iç içe örgütlenmiş olması gerçeği, onu işbirlikçi tarikat haline getirmiştir.
    ..
    Kürdistan’da milli düşüncenin şekillenmesinin önündeki engellerin başında Nakşibendî tarikatı gelmektedir.”
    ..
    ..

    Murat Karayılan’ın kaleme aldığı ve Almanya’da yayımlanan ‘Bir Savaşın Anatomisi’ isimli kitapta, PKK’nın bugüne kadar uyguladığı taktik ve stratejilerin yanı sıra örgüt yönetiminin din konusundaki yaklaşımı da yer alıyor.
    ..
    ‘Kürtlerin ideolojik kimliği ve aynı zamanda inanç dini’ olarak tanımladığı ‘Zerdüştlük’ için övgüler dizen Karayılan, İran’daki Şia gibi İslam’ın Kürtlere özgü bir yorumu geliştirilmediği için İslamiyet’in Kürtlerde bölünme, parçalanma, başkasına bağlanma ve zayıflama nedeni olduğunu savunuyor.
    ..
    .
    Süleymaniyeli büyük bir alim olan Mevlana Halid’in halifeleri vasıtasıyla Doğu ve Güneydoğu’da yayılan Nakşibendi tarikatına ağır eleştirilerde bulunuyor.
    Şu ifadeleri kullanıyor: “Nakşibendîlikte Mevlana Halid’in yorum tarzı ve zihniyeti iktidarlaşma eğilimi üzerine kuruludur.
    .
    Salt İslami, manevi değerlerle yetinme değil, güç olma hedefi vardır.
    Siyasal iktidarlarla bağını koparmış bir Nakşibendî şeyhi ya da tarikat mensubuna rastlamak pek mümkün değildir… Bu tarikat öncelikle iktidar olmayı, bunun için de güce dayanmayı, dolayısıyla işbirlikçiliğin düşünsel temelini derinleştirmiştir.
    Kürt egemen sınıflarında ihanetin bu denli derinleşmesinin en temel nedeni, Nakşibendî tarikatının yarattığı bu düşünsel zemin olmaktadır.
    İşbirlikçi karakter kazanan Nakşibendî tarikatının ağına düşen şeyhlerin, bağımsız bir çizgi izleyemeyecekleri ve ulusal duygularla yüklü olmayacakları beklenen bir husus olacaktır. Şeyhlik kurumu, Kürt toplumunu düşünsel düzeyde boğuntuya getirmiştir.”
    ..
    ..

    Murat Karayılan, yaklaşık 500 sayfalık kitabında uygarlığın doğuşu, savunma ve şiddet yaklaşımları ile savaş tekniklerine değiniyor.
    Savaş biliminin gelişmesine paralel olarak tarihin en büyük imparatorluklarından birini kuran Asurluların zulümde sınır tanımadığını anlatan Karayılan, kuzeydeki Aryen topluluklarında ise daha çok insanlık erdemlerini yüceleştiren Zerdüştlüğün geliştiğini belirtiyor.
    ..

    ‘Bir direniş ve var olma felsefesi’
    ..
    olarak tanımladığı Zerdüştlük inancının, Kürtlerde bir toplumsal bilinç geliştirerek daha büyük bir şekilde güçlenme ve toparlanmalarını sağladığını savunuyor. Yüzyıllarca Sasani ve Roma imparatorluklarının at nalları arasında kalan Kürtlerin, bir tür kurtarıcı olarak gördükleri için ekseriyetle İslamiyet’i kabul ettiğini anlatan Karayılan, şu görüşleri ileri sürüyor:
    ..
    “Kürt halkı İslam ideolojisini kendi milli toplumsal yapısıyla bütünleştiren bir yoruma ve milli toplumsal yapısını güçlendirecek bir içtihada ulaşamamıştır. (…) Kürt halkı ve onun dindar çevreleri, İslamiyet’in Kürt toplumuna özgün bir yorumunu geliştiremedikleri için, İslamiyet diğer halklar için bir aydınlanma, ilerleme ve güç kazanma kaynağı olurken, Kürdistan toplumu için bölünme, parçalanma, başkasına bağlanma ve zayıflama nedeni olmuştur.
    .
    Kürdistan’da İslamiyet’in egemenlikçi yönüyle hücrelere kadar sızması, Kürtleri parçalamaya götürmüş, ideolojik olarak dışarıya bağımlı hale getirmiştir…”

    ALEVİLİK BAŞKALDIRAN BİR DURUŞA SAHİPTİR

    “İslamiyet ile birlikte Kürtlerde ümmetçilik anlayışı geliştirilerek, adeta mücadelesiz, boyun eğme anlayışı ve kendine ait olmama duygusu yerleştirilmiştir.
    Örneğin Kürtler Alevilik adına özgün bir yorum geliştirebilselerdi hiç kuşkusuz ki durum farklı olabilir ve İslamiyet daha ulusal bir çerçeveye oturtulabilirdi.
    Alevilik, hakarete ve zulme başkaldırıda muhalefet odağı olmaya açık bir felsefi duruşa sahiptir.
    Ancak Aleviliğin tüm Kürtleri kapsayan toplumsal bir duruşa ulaşamaması, yine Kürtlerin çoğunluğunun Sünni olmaları bu imkanın değerlendirilmesini ortadan kaldırmıştır.
    .
    Yoksa Alevilik, Kürt toplumunda milli bir ideolojik duruşun zemini haline getirilebilirdi. (…) Kürdistan toplumunda her zaman bir ihanet çizgisi varlığını sürdürmüştür. Özellikle İslamiyet’in Kürdistan’a girmesiyle beraber bu ihanetçi çizginin artık çığırından çıkmış olduğu ve kendisine meşru bir zemin yaratmaya çalıştığı bilinmektedir.”

    Ezidiliğe de değinen Murat Karayılan,
    ..
    bu inancın baskı ve katliamların yoğunluğu sebebiyle sınırlı kalmaya yöneldiğini kaydediyor. Karayılan, “Kürdistan’da Ezîdîlik bir nevi kendi kültüründe ve özgür duruşunda ısrardır. Özü itibarıyla bir zamanlar Kürtlerin inancı ve felsefesi durumunda olan Zerdüştlük geleneğinin devam ettirilmesi anlamına gelen Ezîdîlik, Kürdistan’da çok daraltılmış ve baskılara maruz kalmıştır…” ifadelerini kullanıyor.
    ..
    KÜRT KİMLİK VE KÜLTÜRÜ KONUSU ESAS ŞİMDİ GÜNDEM OLUYOR.
    ŞİMDİYE KADAR FARAZİYEYDİ, BUNDAN SONRA GERÇEKLER KONUŞACAK.
    BAKALIM KÜRT KİMLİĞİ NEYMİŞ?
    .EMRE DUROĞLU

  40. ömer faruk helvacıoğlu | 15 Mayıs 2011 at 12:17 | Cevapla

    KÜRTÇE DİLİ VE EDEBİYATI,
    NAKŞİBENDİ TARİKATIYLA YAŞADI.
    ..
    ŞİMDİKİLER,KÜRTÇE YERİNE BAŞKA BİR DİL OLUŞTURUP KÜRT DİLİ VE EDEBİYATINI YOK EDİYOR.
    ..
    KİMLİK DÜŞMANLARI KİM?
    ..
    ALTAN TAN NE DİYOR BU İŞE?
    ..
    Zerdüştlüğü övüp Kürtler arasında etkili olan Nakşibendi tarikatına ağır hakaretler eden PKK’nın elebaşılarından Murat Karayılan’a tepki yağıyor. Nakşibendi temsilcileri,
    “Onların asıl hedefi bölgenin birlik ve beraberlik sembolü olan İslam’dır.
    ..
    Nakşibendiliğe hakaret ederek aslında İslâm’a hakaret etmek istiyorlar.” değerlendirmesini yaptı.
    .
    Terör örgütü PKK’nın elebaşılarından Murat Karayılan tarafından yazılan bir kitapta Zerdüştlükten övgüyle bahsedilirken Nakşibendilik hakkında ağır ithamlarda bulunulması, tepkilere yol açtı.
    ..
    Tarikatların özünde İslam’ı yaşamak ve yaşatmak olduğuna dikkat çeken Nakşibendi temsilcileri, Kürtçenin ve Kürt edebiyatının Nakşibendi medreseleri vasıtasıyla günümüze kadar ulaştığına dikkat çekti…
    ..
    Bu söylemlerin asıl amacının Nakşilik olmadığını dile getiren şeyhler, “Onların asıl hedefi, bölgenin birlik ve beraberlik sembolü olan İslam’dır.
    Nakşibendiliğe hakaret ederek aslında İslam’a hakaret etmek istiyorlar.” değerlendirmesini yaptı.

    Nakşi şeyhi Mehmet Sadik Elçi: Tasavvufun özü, İslam’ı yaşamaktır. Tarikatlara söz söyleyerek aslında İslam’a söz söylemiş oluyorlar.
    ..
    Bu sözler, İslam’a yapılan bir hakarettir. Geçmişte İslam tarihi, Osmanlı tarihi incelendiğinde tarikatların tasavvuf yoluyla insanları birleştiren bir unsur olduğunu akıl sahibi olan herkes bilir.
    ..
    Tarikatlar insanları ayırma yerine dil, ırk, renk ayırımı yapmadan hepsini kardeş görür ve ona göre muamele eder. Sadece bu yönü bile o sözleri yalanlamak için yeter de artar bile.
    ..
    Tasavvuf, ümmet arasında bir çimento görevi görür.
    Tefrikaya, fitneye her zaman karşı çıkmıştır.
    Bu tür insanlar, 1400 yıldır inandığımız İslam inancından ziyade İslam öncesi Zerdüştlük ve puta tapma inancına olan özlemlerini dile getiriyor.
    Kendileri İslam inancından uzak oldukları için Kürt halkını da İslam’dan uzaklaştırmaya, dinini yaşamasına engel olmaya çalışıyorlar.
    .
    Önlerinde en büyük engel olarak gördükleri, halkın sevgisini kazanmış, bugüne kadar kültürünü ve kimliğini taşımasına vesile olmuş başta Nakşibendilik olmak üzere bütün tarikatları hedef almaktadırlar. ..

    ..
    Asıl hedef, Kürtleri İslam’dan uzaklaştırmaktır.

    Abdülkerim Çevik (Nakşibendi şeyhi Muhammed Ziyaeddin’in torunu): Nakşibendi tarikatı ilk oluşturulduğunda medresesi de kuruldu.
    Bu medreselerde yıllarca Arapça ve Kürtçe dersler okutuldu.
    ..
    Kürt dili ve edebiyatı yüzyıllardır bozulmadıysa bunda en büyük katkı Nakşibendi medreseleridir.
    .
    Bu medreseler aynı zamanda bölgede maddi ve manevi kültürün korunmasında ve günümüze aktarılmasında önemli bir görev yerine getirdi.
    Nakşi tarikatı olmasaydı günümüzde Kürtçe diye bir dil olmazdı. O dili koruyan, Nakşibendi medreseleriydi.
    Bunu yaparken de tek amaçları Allah rızasıydı.
    Halkı bir arada tutan ve birlik beraberlik sembolü olan bu tarikattır. Dilimizin asıl bozulmaya uğraması son 20 yıldır yaşanmakta…
    ..

    Yüzyıllardır iletişim kurduğumuz Kürtçe dili asimile edilerek başka bir dile çevrilmekte.

    Malatyalı din adamlarından Karayılan’a tepki

    Murat Karayılan’ın İslam’ı hedef alan açıklamalarına bir tepki de Malatyalı din adamlarından geldi.
    Malatya Din Eğitimcileri Derneği Başkanı Tahsin Özertan, İslam dininin toplumsal birlik ve beraberlik ruhunu kazandıran, yardımlaşmayı ve hoşgörüyü emreden bir din olduğunu vurguladı.
    ..
    ..
    Malatya Din Görevlileri Birliği Başkanı Sinan Eraslan da, “İslam dininin müjdecisi Hz. Peygamber (sas) bir hadisinde, ‘Arap’ın Acem’e (Arap olmayana), Acem’in Arap’a üstünlüğü olmadığı gibi, kırmızının karaya, karanın kırmızıya üstünlüğü yoktur. Hiçbir milletin diğerine üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takva iledir.’ demiştir.
    İslam hiç kimsenin dil, din, ırk ve renk ile ayrılmayacağını nasihat etmektedir.
    Din, insanları güzel olana yönlendirir.” açıklamasını yaptı. EŞREF AKGÜN MALATYA
    ..
    PKK-BDP HANGİ KÜRT KİMLİĞİNİ SAVUNUYOR?
    TÜRK MODERNZİMİDE,
    TÜRK DİLİ VE EDEBİYATINI YOK ETMEK İSTİYOR,
    KÜRT HAREKETİDE KÜRT DİLİ VE EDEBİYATINI..
    ..
    AYNI YERDENMİ FİKİR ALIYORLAR?
    SALİH DURMAZ-SİİRTMANSET
    ..

  41. ömer faruk helvacıoğlu | 17 Mayıs 2011 at 20:52 | Cevapla

    KİMSE;
    NEYİ,
    NİÇİN,
    NASIL YAPACAĞINI BİLMİYOR,BİLMİYOR,BİLMİYOR.
    ..
    bdp-kck-pkk kesiminin çok önemli handikapları var.
    akp ve muahfazakar demokrat kesimin de var.
    çözüm karşıtları,ortalık karıştırıcı menfi güçlerin de handikapları var.
    ..
    var oğlu var.
    ..
    bdp-kck-pkk kesimi,
    öncelikle yürüttükleri mücadele tarzı,
    yeryüzünde benzeri olmayan antipatik,zararlı ve dehşet verici.
    şayet bütün ülkeyi,hatta insanları nasıl kürt düşmanı yapalım diye bir proje olsa bu kadar başarılı olunamazdı..
    ..
    hala inanılmazı yapmaya devam ediyorlar..
    masum vatandaşlara azami zarar,
    evlere,arabalara,marketlere,insanlara,çocuklara,kadınlara zarar,ziyan,kaos,karmaşa…
    halk otobüslerine molotof,işyerlerini imha,yoldan geçenlere taş.
    inanılmaz bir mücadele tarzı….!
    ..
    çok ayıp,çok kötü,çok incitici,çok kahredici,çok yazık,çok utanç verici..
    ..
    kck-pkk-bdp kesimi,savaşmı yapıyor,talanmı yapıyor,yağmamı yapıyor,
    akıl ve vicdanları niye bu kadar kanatıyor,niye müsaede ediliyor?
    bilen,anlayan varsa izah etsin.
    ..
    kürtler’in temsilcisi olduklarını iddia edenler,ki önemli ölçüde böyledir,bu kadar saçma-mantıksız bir mücadele tarzını nasıl kabul etmişler?
    nasıl medet umarlar?
    ..
    mücadele tarzı kesinlikle çok ama çok yanlış.
    bu gidişle herks zarrar görecek ama en çok kürtler zarar görecek.
    kamuoyundaki bütün sempatileri kayboluyor.
    ..
    kimlere yarıyor?
    faili meçhullere,canilere,ergenekonculara,
    şoven devletçi çetelere yarıyor.
    birkaçyıl önce, ya bu kadar çirkeflik olurmu diyenler,
    şimdide
    ya bu kürtler ancak bunu hakediyor demeye başladılar.
    ..
    bazıları bu yazılardan hiç hazetmiyorlar,ya bütün türkiye düşman olsa ne gezer deme durumundalar ama,
    bu kürtler arasında da büyük ihtilafların başlangıcıdır.
    .
    önce mücadele tarzını,
    yasal-gerçekten demokratik-insanı ve meşru zemine çekelim..
    ..
    gelelim esas meseleye.
    ne bdp-kck-pkk kesiminin net projesi var,
    nede akp’nin,
    nede diğer şer güçlerin.
    ..
    sözlerimin altını çizerek yazıyorum:
    almanya-fransa,türkiye’nin bölünmesini,
    bölünmese kargaşayı azami tutmak istiyor.
    ..
    abd;türkiye’nin büyümesini ve kürt meselesini emperyal bir devlet inşasıyla çözümünden yana.
    YAŞASIN ABD EMPERYALİZMİ!…
    iki büyük güç arasında çok cddi bir kapışma var.
    ..
    taraflar o kadar da bağımsız değil.
    akp,istese de büyük -emperyal devlet projesinden vazgeçemez.
    ..akp karşıtları,karşıt olmaktan vazgeçemezler.
    ..
    filler tepişiyor,karıncalar eziliyor.
    ..
    iş çok cddi.
    yara çok derin.
    çarpışanlar,HER KARARI ALACAK KADAR BAĞIMSIZ DEĞİL.
    NE PARA,NE İMKAN,NE SİLAH,NE İSTİHBARAT,
    NEDE ÇÖZÜM TARZI.
    ..
    TARAFLARIN EN VASIFLI İNSANLARI,
    TARAF OLMAYANLARIN DA KATILIMI İLE ÇOK CİDDİ,
    MUTARAKE VE MÜZAKERE YAPMALIDIR.
    ..
    abd ve alman-fransız çatışması için evvela mutarake şart.
    bunlar sadece ülkemizde değil her tarafta savaşıyor.
    ..
    her türlü çözüm önerisi için bütün yasaklar kaldırılmalıdır.
    bağımsızlık dahil herşeyin önündeki yasaklar kaldırılmalıdır.
    ..
    kürtler’in,kendi yönetme inisiyatifleri azamileştirlmelidir.
    ..
    kürt miilileşmesi tekamulu sağlanmalıdır.
    ..
    kürt milli vasıflarının kültürel temeleri iyice anlaşılıp,kürtler gerçekten kürt kimliğine sahip olmalıdır.
    ..
    bdp-kck-pkk kesimin,gerçek anlamda kürt kimlik ve kültürünün ihyası,
    kürtlerin gerçekten demokratik bir yönetime kavuşması,
    kürt’lerin kalkınma-refah ve gelişmine ilişkin kayda değer hiçbir çözümü yok.
    BİLGİLERİ YOK,PROJELERİ YOK,ÇALIŞMALARI DA YOK.
    YOK OĞLU YOK.
    ..
    akp,çalışıyor ama çok yetersiz.
    ..
    neyseki,
    abd ve alman-fransa ihtilafı,
    bilgimizin artmasına yardımcı oluyor.
    ..
    BEN BU İŞİ ÇÖZMÜŞŞÜMDÜR,
    AMA GÜCÜM YOK.
    HEVESİM DE ZAYIFLIYOR….

    SELAMLAR.

  42. ömer faruk helvacıoğlu | 22 Mayıs 2011 at 18:09 | Cevapla

    YÜKSEK DEĞERLER,
    KALİTELİ TOPLUM ÖRNEĞİ,
    MİLLİ ŞUUR VE
    İSLAMİ AHLAK..
    ..
    Japonya…

    .
    Japonya’nın 2. Dünya Savaşı serüvenini daha çok Hollywood filmlerinden öğrendiği için Japonlar’a karşı önyargılı büyümüştür.
    Fethettiği ülkelerde halka kötü muamelesi, yerli kadınlardan askerleri için seks köleleri üretmesi bu ülkeyi utandırmış ve savaş sonrasında kendisinden tazminat taleplerini karşılama zorunluluğunda bırakmıştır.

    Fakat Japonya’yı daha iyi tanıdıkça, saldırgan ve acımasız askeri değerlerinin yerine sivil değerleri yerleştirmesi sonucunda ne kadar dayanışmacı, doğayla uyumlu, çalışkan ve üretici olduğuna şahit olmak görüşümüzü değiştirdi ve Japonlar’ı takdir eder olduk.

    Ama takdir duygularımız son dönemde meydana gelen deprem ve tsunami sonrasında Fukuşima nükleer reaktörünün tahribi sonrasına yaşanan üçlü felaketle Japonlar’ın nasıl baş ettiklerini gördükten sonra büyük bir saygıya dönüştü. İşte birkaç neden…

    Soğukkanlılık

    Bu tür ağır travmalar yaşayan ülkelerde görülen dövüne dövüne ağlayan, kendisini yerden yere atan insanlara şahit olmadık. Koca ulus, yasını sessiz bir vakar içinde yaşadı. Acısını içine akıttı.

    Vakar

    Depremden sonra yiyecek ve tüketim malzemeleri açığı ortaya çıktı. Ama Japonlar bakkalları, mağazaları yağmalamadılar. Yiyecek ve su için uzun kuyruklar oluşturdular ve sıralarını beklediler. Sırada bekledikleri uzun saatler boyunca ne bir kavga ne de bir ağız dalaşı yaşandı.

    Düzen

    Sadece günlük ihtiyaçların karşılandığı dükkan ve satış noktalarında değil, bankalarda da yığılma ve panik olmadı. Herkes felakette de çarede de ortak ve eşit olduğu bilinciyle hareket etti. Trafik muntazaman aktı. Korna çalarak ve birbirinin önüne geçerek insanlar aciliyet duygusu içinde birbirlerini taciz etmediler. Bu felaketin ortak disiplin ve fedakârlıkla aşılacağı duygusuyla hareket ettiler.

    Zarafet

    İnsanlar, o gün neye ihtiyacı varsa onu satın aldılar. İstifçilik yaparak bir başkasının hakkına tecavüz etmediler. Yarattıkları sisteme olan inançları, onun yarının ihtiyacını karşılayacak kadar iyi olduğu inancıyla hareket etmelerini sağladı.

    Beceri

    Bir deprem bölgesinde yaşadıkları için inanılmaz teknikler geliştirerek yıkılmaz binalar yaptılar. Yerli felsefenin etkisiyle doğayı “fethetmek” değil, onunla uyumlu olmayı seçmişlerdi. Teknolojilerini bu anlayış doğrultusunda geliştirdiler.

    Fedakârlık

    Tahrip olan nükleer santralde meydana gelen erimeyi (radyasyon sızıntısına neden olan) engellemek üzere deniz suyu ile soğutma çalışması yapmak için 50 görevli gönüllü oldu. Onlar bu görev sonunda öleceklerini bilerek sorumluluk aldılar. Kendilerini yurttaşları ve hemşehrileri için kurban ettiler. Yaptıkları fedakârlık için bir bedel talep etmediler. Biliyorlardı ki Japon halkı onların bu fedakârlığını gönüllerinde yaşatarak ve her birinin benzer şekilde davranacağına inanarak ödüllendirecekti.

    Dayanışma ve güven

    Lokantalar, herkes ödeyemez düşüncesiyle, felaketten sonra fiyatlarını düşürdüler. ATM’lerin başına polis dikilmedi; kimse de onları kırıp para almaya kalkmadı. Zenginler muhtaçlara yardım elini uzattı.

    Eğitim

    Felaket sonrasında yetişkin ve çocuklar, tümü ne yapacaklarını biliyorlardı. Eğitilmişlerdi. Bu resmi eğitimin ötesinde bir sivil toplum ya da yurttaşlık eğitimiydi. Söz konusu eğitim ailelerden, mahallelerden ve tüm kentten birtakım yaratmıştı. Takımlar hem kendi üyelerinin hem de birbirlerinin yardımına koştular.

    Medya

    Medya duygusal haberlerin peşinde koşmadı. Kimsenin acısından yararlanmadı. Soğukkanlılığı ve yardımlaşmayı özendirecek haberler yaptı. Dayanışma duygusunu pekiştirdi. Kimseyi suçlamadı. Topluma bir alile olduğu duygusunu vermeye çalıştı.

    Vicdan

    Elektrik kesildiğinde, dükkanda alışveriş yapan insanlar, ellerindekini tezgaha bırakarak çıktılar. Ne durumu kınadılar ne de karanlıktan istifade ellerindekini alıp çıktılar. Kısa kârlarının, tüm ulusun kaybı olacağı duygusuyla hareket ettiler. Bu onların aldığı terbiyenin bir sonucuydu. Bir ulusun önce manevi (ahlaki) değerler, ondan sonra maddi değerler üzerinde yükseleceğini büyüklerinden öğrenmişlerdi. Onlar da öğrendikleri gibi davrandılar.

    Ne diyebiliriz? Seni kutluyoruz Japonya. Yücelttiğin insani değerlerle kendini de yücelttin. Saygılar sana…

  43. ömer faruk helvacıoğlu | 30 Mayıs 2011 at 21:09 | Cevapla

    KADIN ERKEK EŞİTLİĞİ,KADINLARIN ALEYHİNEDİR.
    SORUMSUZ-EYYAMCI ERKEKLERLERİN ÇOOOK LEHİNEDİR.
    KADIN-ERKEK EŞİTLİĞİ,
    KADINLAR İÇİN BİR TUZAKTIR.
    ..
    Eşitlik kimin yararına?
    Kadının fıtri ve geleneksel rolünün dışına çıkarılıp “yeni bir rol”e soyunmasının ve bunun kadın için ‘varoluşsal’ olarak başarılması gereken bir çaba olarak sunulmasının gerisinde yatan irade kime aittir?
    …..
    …..
    …..
    “Ne” olduğunu bilemediğimiz muhayyel bir “zamanın ruhu” mu bu değişimi zorunlu kılıyor,
    yoksa binlerce yıllık erkek-kadın ilişkisinin ortaya çıkardığı tarihsel ve toplumsal tecrübeden tam da bu zaman diliminde beşeriyetin tarihi akışının hep aleyhinde işlediğini bir tür aydınlanma ile fark eden ve artık bunun değişmesi gerekir diyen kadın mı?

    Küresel düzeyde kadınları eşitlik fikrine iten birinci faktör,
    geride bıraktığımız iki yüzyıllık sanayi devriminin özgül şartları,
    emek sömürüsüne dayanan kapitalizmin kadını erkeğe göre biraz daha sömürmesi ve bunun iki cins arasındaki doğal dengeyi altüst etmesidir.
    ..
    Batı’da kadınlar insani refleksleriyle hak arayışına çıktılar.
    Teknolojinin domine ettiği sosyo-kültürel hayat,
    ulus devlet ve bunu geriden besleyen Batı’nın tarihsel kolektif hafızası (Kilise ve mutlakiyetçi idareler) kadını ‘eril’ olana ‘dişil’ kimliğiyle varolmaya adeta mecbur etti.

    Ancak bugün erkek-kadın sorununun temeli bu değil.
    Sorun ataerkil kültürün baskısını veya geleneksel hiyerarşiyi çoktan aşmış bulunuyor.
    Sorun, küresel kapitalizmin ‘Batı’da yaşanan trajik tarihsel tecrübenin hasılası olan erkek-kadın ilişkisini Batı-dışı dünyaya taşıma azminde olması ve özellikle İslam dünyası üzerinde emredici ve taşıyıcı araçlarıyla külli bir projenin uygulama alanına konmuş olmasıdır.

    Bu ilk görünürde “kadına özgürleştirici” geldiği kadar “erkeğe de özgürleştirici” gelmektedir.
    “Kadın-erkek eşitliği” tabii ki kadını erkeğin itaati dışına çıkarır, ama unutmayalım ki erkeği de “kadına bağımlı” olmaktan kurtarır.
    Çünkü iki cinsin eşit olduğu bir dünyada bu sayede erkek “sorumlu-gözetleyici” olmaktan kurtulmuş oluyor.
    ..
    ‘Nikahsız beraberlikler’,
    ev arkadaşlığı,
    bedenin laikleşmesi,
    cinsel özgürlük,
    zinanın suç olmaktan çıkarılması vb. modern teamüller erkeğin kadına kolay, maliyetsiz,
    yani sorumluluk yüklenmeden,
    külfet üstlenmeden erişebilirliliğini sağlıyor.
    ..
    Hakikatte evinden dışarı çıkarılan, kendi geçimini kendisi üstlenmek zorunda bırakılan ve genç yaşında aranıp da yaşlandığında -kuzey ülkelerinde 35 yaşından sonra kadınlık cazibesini kaybetti diye- bir kenara itilen,
    bu suretle asıl mağdur olan kadın oluyor.
    ..
    Bu, toplumda cinsiyet ayrımı, erkek-kadın eşitliği fikrini erkeklerin niçin sahiplendikleri konusunda bize bir fikir verir…
    ..
    Artık erkekler, kadınlardan elde etmek istedikleri azami faydayı elde edebiliyorlar, ama onlara karşı kalıcı bir sorumluluk üstlenmiyorlar.
    ..
    Bir ailenin helal yoldan geçimi, güvenlik,
    sağlık ve sosyal sorumluluğu dünyanın en ağır işlerinden biridir.

    Düşünce referanslarına göre erkekler, kadın-erkek eşitliğini farklı argümanlarla savunuyorlar.
    ..
    Gözlenen şu ki, erkekler artık küresel düzeyde kadınların sorumluluğunu üstlenmek istemiyorlar.
    ..
    ‘İslami’ kimliğini önemseyen erkekler arasında da, bu görüşte olanlar, eşitliği Kur’an’ın kendilerine yüklediği ‘kavvam’ vasfından ve bu vasfın yüklediği sorumluluktan kaçmanın bir yolu, ‘meşrulaştırıcı aracı’ olarak kullanıyorlar.
    ..
    Kısaca kadın-erkek eşitliğini ve genel olarak feminist ideolojiyi artık hararetle erkeklerin savunuyor olması, onların kadının tarih boyunca ve bugün ezilmişliği karşısında isyan edip hakkaniyeti ve adaleti tesis etme istemelerinin sonucu değil,
    ..
    kadına karşı sorumluluktan kaçma çabalarının sonucudur.
    ..
    Kadın hakları,
    eşitlik ve feminist ideoloji,
    erkeği kadına karşı özgürleştirmekte, en azından geleneksel ve tarihsel formlarında müşahede ettiğimiz konumuna ve rolüne kıyasla özerkleştirmektedir.
    ..
    ..
    Bu erkek için külfetsiz nimettir.

    Feminizm,
    cinslerin eşitliği ve
    pozitif ayrımcılık -iddia edildiğinin ve beklendiğinin aksine- kadınların aleyhine işlemektedir.
    ..
    Kadınlar, sanayi devrimi ve Aydınlanma’dan sonra bu sefer küresel düzeyde ikinci dalga sömürüye maruz kalmaktadırlar.
    ..
    KADINLARI UYUTAN YİNE ERKEKLER.
    UYANDIRACAK YİNE ERKEKLER.
    ..
    HERKES NE EKERSE ONU BİÇER ELBETTE….
    Emre Duroğlu-Siirtliler.et

  44. ömer faruk helvacıoğlu | 2 Haziran 2011 at 22:27 | Cevapla

    SİİRTSPOR;
    TÜRKİYE LİGLERİNİN EN BAŞARISIZ,
    EN ŞAİBELİ VE UTANÇ VERİCİ KURUMUDUR.
    ..
    yönetim mudahele etti!…
    ve kötü gidşata son verdi!..
    ..
    velhasıl,bazıları hernedense bir türlü gerçeği görmek istemez veya bile bile lades..
    .
    siirtspor,şüphesiz-şeksiz,türkiye liglerinin en başarısız,en karanlık,en basiretsiz klubudur.
    ..
    insanlardan,ev-araba-sanayi vaadiyle toplanan paralar,
    başta yahudi tefecilere-yüksek faizli borçlara,yakınlara yağmalama,sefahate,reklama savruldu.
    binlerce kişinin ahıyla spor reklamı yapılıyor.
    maksat,siirt ve kitle desteği.
    bunun için sadecee ve sadece çıkar işbirliği yapanlar istihdam ediliyor.,
    fedailer,yağcılar,yağmacılar.
    ..
    bu klup asla iflah olmaz.
    çok başarısız.
    para sarfediliyor gibi görünsede herkes bir yerden götürüyor.
    ..
    hala hesapları açıklamAkatan kaçan bir başkan ve yönetim var.
    borçları başkalarına bırakıp kaçanlar,paraları yağmalayanlar ve benden başka herkes yağma ortağı.
    ..
    borçları halleden,siirtlilerle ligde tutan,şeffafça herşeyi açıklayan,siirtsporu vergilerden ve mahkemelerden kurtaran bendenize herkes karşı!..
    çok şükür,çok mutluyum.
    ..
    valiler,milletvekilleri,bakanlar,iktidar hernedense tokatçıları ve işbirlikçileri tutuyor.
    ..
    seçimden sonra büyük hesaplaşma başlayacak.
    artık hellalleşmek yok,hesaplaşma.
    ..
    hoca..
    senin anlattıklarına kargalar güler.
    bari saçma sapan konuşma!..
    ..
    siirspor işi,
    gerçek bir rezalaet,
    yüzkarası,büyük bir ayıp-utanç
    büyük bir zülüm ve iftiradır.
    ..
    hala bir şey anlamadınmı?yoksa bir yağ daha çekip ayıplara ilave yapma.
    ..
    doğrulara,delikanlılara selam.

  45. ömer faruk helvacıoğlu | 12 Haziran 2011 at 13:46 | Cevapla

    S.OSMAN ÖREN;
    MAĞDURİYETİMİZİ TELAFI ETMELİDİR.
    ..
    Sn.Osman ÖREN’i;siirtspor klubu başkanıyken tanıdım.
    taki yarayan tarafından hazırlanan yönetim kurulu listesindeydi ve ben taki yarayan tarafından hazırlanan listeyle emrivakili olarak görev yaptım.
    ..
    malum sebeplerden dolayı çoğu birkaç günde istifa etti.
    Allah var,osman ören birkaç hafta kalanlardan….!!
    sonrada habersiz,müsadeesiz ve aramızda hiçbir sorun olmadığı halde o da istifa kervanına katıldı.
    ..
    siirtspoar üzerine trilyonlarca borç bırakılmış,
    herşeyi hacizlenmişti.
    çok zor şartlardaydık ve önce değil ama sonra bizi bırakıp gidenlerdendi..!
    ..
    sebebini hala bilmiyoruz..
    ..
    neyse.
    aynı sevgili kardeşimiz,bu sefer beşir ilçi yönetiminde görev aldı ama bu sefer çok istikrarlı oldu.
    nede olsa bütün problemlerini çözmüştük!..
    ..
    ama en önemlisi,bu kardeşimiz,her iki yönetimde görev alan birisi olarak
    ihtilafi çözmek istedi…
    BANA SUNDUĞU BÜTÜN ALTERNATİFLERİ TEREDDÜTSÜZ KABUL ETTİM.
    AMA İŞ ÇÖZÜLMEDİ..!
    ..
    BUNU DA GEÇTİK.
    SEÇİM ESNASINDA OLDUĞUMUZ İÇİN SIKINTI OLUR DİYE SÖZKONUSU YAPMADIM.
    ..
    AMMA SN.M.İLLETVEKİLİMİZ ÇOK İYİ BİLİRKİ;
    YETKİLERİMİ İPTAL EDEN,
    FERİDUN BAĞIŞ VE EMNİYET MÜDÜRÜNÜ YETKİLİ KILAN BELGE SAHTEDİR.
    NE BÖYLE BİR TOPLANTI YAPILDI NEDE BÖYLE BİR KARAR.
    .
    maalesef yargılanıyor.çünü sahte evrak kullanan yönetimde görev yaptı..
    .
    .
    bu sahte belge mahkemce tescil edildi.
    ancak benden öncekiler ve sonrakiler çok ama çok müttefik…!
    ..
    şimdi milletvekilimiz olduğuna göre artık gücü de var.
    sn.afif demrikıran’dan bir şey istemiyoruz.
    çünkü yılmaz bey gibi,jetpacılara destek veriyor hernedense..!
    ..
    siirt valilerinden de birşey beklemiyoruz.
    devlet valileri,katrilyon borcu olan,ellibin kişini parasını gaspedenleri pek seviyorlar…!
    ..
    yeni bir siyasetç,yeni bir yüz,
    olayları bizzat bilen ve araya girmiş olan.
    sn.milletvekilimizden bu olayı çözmesini bekliyorum.
    .
    ya bu yanlışı,haksızlığı,mağduriyeti
    giderir veya zalimlerin yanında yer alır.
    ..
    cevap bekliyorum.

  46. ömer faruk helvacıoğlu | 17 Haziran 2011 at 23:14 | Cevapla

    KÜRESEL ÇETELER,OLMAYAN BİR SIKINTI GÜNDEMDE TUTARAK,
    ÜLKEYİ SOYMAYA ÇALIŞIYORLAR.
    HÜKÜMET ARTIK SİLKİNMELİ.
    VATANDAŞ SOYULUYOR YETER ARTIK.
    ..
    Cari açık nedir ve nasıl kapanır?
    Cari açık bir ülkenin ürettiğinden fazla harcaması anlamına gelir. Ürettiğinizden fazla yaptığınız bu harcamayı diğer ülkelerden borçlanarak karşılarsınız.
    Gelelim ürettiğinizden fazla harcadığınız paranın niteliğine… Bu harcama, tüketim için de yapılabilir, yatırım için de. Eğer ürettiğinizden fazla harcamayı kazançlı yatırımlar için yapıyorsanız, borçlarınızı ödersiniz. Yok eğer bu harcamayı ancak uzun sürede geri dönüşü olabilen kamu yatırımlarında ya da bütçe açığını kapatmada kullanıyorsanız, dışarıdan bunun için borçlanıyorsanız, işte o zaman cari açık mutlaka sorun olur. Çünkü politikacı ve bürokratlar bu açığı iyi yönetmez.
    Gelelim Türkiye’nin cari açığına… Türkiye’nin bu yılın ilk dört aylık 29.6 milyar dolar tutan cari açığı, kamu harcamalarının finanse edilmesi sonucunda ortaya çıkmadı. Devlet bütçesi son beş ayda açık vermiyor ki, dışarıdan borçlanmalar bunun için kullanılsın. Üstelik devletin kısa vadeli dış borcu da oldukça düşük, 4.3 milyar dolar seviyesinde bulunuyor. Bu borcu devlet hiç zorlanmadan ödeyebilir.
    Peki cari açık yok mu? Var. O halde bu cari açık kamunun değilse kimin cari açığı? Özel sektörün cari açığı… Yani Türkiye’nin cari açığı, bizim özel sektörün ürettiğinden fazla harcamasından kaynaklanıyor. Özel sektör, siyasiler ve bürokratlar gibi değildir…
    Özel sektör, yatırımını, tüketimini iyi yönetecek beceriye sahiptir. Çünkü daha verimli çalışır ve tüm sorumluluğun kendi üzerinde olduğunu bildiği için de parasına şahin kesilir ve işinde iyi bir izleme yapar. Dolayısıyla özel sektörün hesapsız bir borçlanmaya girmeyeceği varsayılır. Nitekim öyle oluyor ve özel sektörün borcunun bir kısmı, yurtdışında kendisine ait paraların kendi şirketine borç verilmesi yöntemiyle oluşturuluyor. Daha az vergi ödemek için bu yol tercih ediliyor. Borcun diğer kısmı ise dünyada para hâlâ ucuz olduğu için alınıyor. Bu gerçeği bilince de, özel sektöre ait olan cari açığın pek büyük bir risk olmayacağı düşünülüyor.
    Gelelim cari açığın nasıl kapatılacağına… Cari açığın diğer bir tarifi de tasarruf – yatırım farkı olmasıdır. İç tasarruflar arttığı takdirde, dışarıdan yatırım için borçlanmaya gerek olmaz. Bu nedenle de tüketimi kısmak için faizlerin artırılması düşünülür. Oysa faizlerle tasarruflar arasındaki ilişki sanıldığı gibi kuvvetli değildir. Çünkü insanlar sürekli gelirlerine göre harcama yapar, ancak düzensiz gelirlerini tasarruf ederler. Bu nedenle faiz artışı yapmak, tasarrufu artırmak yerine, Türkiye’ye mevcut küresel ortamda daha fazla sıcak para girmesine neden olabilir.
    Kaldı ki tasarrufları artırmanın cari açığı kapatacağı söylemi de pek doğru değildir. Çünkü Japonya’da tasarrufların milli gelire oranı yüzde 0.5 hatta 2011’de 1.3 oranında eksiye gideceği tahmin ediliyor. Çünkü yaşlanan nüfus birikimlerinden harcıyor. Oysa Japonya 177 milyar dolar cari işlemler fazlası veriyor. Demek ki cari açık tasarrufla pek ilgili değil.
    Keza Almanya’da da tasarrufların milli gelire oranı yüzde 11.3. Yani Türkiye’nin tasarruf oranı olan yüzde 13.4’ten geride. Buna karşın Almanya 189 milyar dolar cari işlemler fazlası veriyor. Anlayacağınız “Faizi artırıp tüketimi azaltırım ve tasarrufu çoğaltırım. Böylece cari açığı kapatırım” hesabıyla davranmak, ekonomiyi yanlışa götürür.
    O halde ne yapmalı? Cari açığı kapatmak için ithal malların pahalı hale gelmesi, ülke içinde dış ticarete konu mal ve hizmet üretiminin çoğalması ve ihracatın rekabet gücü kazanması şart. İşte bunun için Türk parasının aşırı değeri alınmalı.
    Halen Türk parası, tüketici fiyatları temel alındığında yüzde 17 aşırı değerli. Dolayısıyla Türk parasının fiyatı, temel para birimi dolar karşısında bir lira 60 kuruşun altına gerilememeli. İşte bu nedenle, faiz lobisinin ısrar ettiği faiz artırımından kesinlikle uzak durmak gerekiyor. Sıcak paracılar için Türkiye’nin cazibesini azaltmakta, hatta Türkiye’den sıcak paranın çıkışına destek vermekte büyük fayda var.EMRE DUROĞLU

  47. ömer faruk helvacıoğlu | 3 Temmuz 2011 at 12:27 | Cevapla

    KÜRTLER;HİÇBİR DÖNEM KİMLİK VE KÜLTÜR İSYANI YAPMADILAR.
    ŞEHY SAİD İSYANI İSALMİ REAKSİYON,
    KÜRT BEYLERİ-OSMANLI ÇEKİŞMELERİ TAMAMMEN İDARİ SEBEPLİDİR.
    ZATEN OSMANLI’DA BÖYLE BİR SIKINTI YOKTU.
    SOLCU KARAKTERLİ PKK HAREKETİ İSE,YENİ YENİ KÜRT KİMLİĞİNE KAVUŞUYOR AMA
    NE KADAR ?
    ..
    ‘Dağdan iniş’
    Cengiz Çandar’ın ‘Dağdan iniş: PKK’ya silah bıraktırmak’ başlıklı raporu, son zamanların en önemli hadiselerinden biri.

    Bu rapor sadece Kürt sorunu konusunda durumu özetleyen ve öneriler getiren bir metinden ibaret değil. Doğrudan sorunun çözümü konusunda ileri bir adım. Raporun kendisi, çözümden önce ortamı olgunlaştıracak ciddî bir teşebbüs. Cengiz Çandar, sadece bir gazeteci değil. Sorunun bütün taraflarına ulaşabilen, herkesle konuşabilen bir ‘peacemaker’, yani ‘barıştıran’ kişi. Raporun amacı da bu: Barışa giden yolun taşlarını döşemek. Böylece ortaya -katılın veya katılmayın- çözüm için bir kerteriz noktası çıkıyor. Her hükmü eleştiriye veya düzeltilmeye açık bu rapor, çözümün kendisi olmaktan ziyade geçilecek yolları gösteren bir harita. 40 yılın birikimi, her kesimle güvene dayalı ilişki kurabilen dürüst bir kişilik; ve sonuçta Cengiz Çandar dışında kimsenin kaleme alamayacağı evsafta bir proje: PKK’ya silah bıraktırmak ve dağdan indirmek.

    Kürt sorunu Türkiye’nin en temel sorunu. Bu konuda Cumhurbaşkanı başta olmak üzere bütün kesimler müttefik. Kürt sorununun Türkiye’nin temel sorunu olması, diğer bütün alanların bu sorundan etkilenmesi ve aynı şekilde diğer bütün alanların Kürt sorununu etkilemesi anlamına geliyor. Cengiz Çandar’ın vurguladığı gibi, askeri sivil otoritenin emrine vermeden Kürt sorununu çözemezsiniz. Çünkü PKK’nın siyasallaşması, şiddetin sona ermesi derin devletin hesabını bozuyor. Kararı sivil otorite verecek ve sorunu o çözecek. O zaman devlet düzeninin demokratik esaslara bütünüyle oturması gerekiyor. Merkezle yerel arasındaki yetki paylaşımını yeniden düzenlemeniz ve yerinden yönetim prensibini uygulamanız hem Kürt sorununu çözmek hem de verimli ve kaliteli kamu hizmeti üretmek için elzem.

    Kürt sorunu perspektifinden, Meclis’teki yemin krizine bakalım:

    CHP ve BDP Meclis’te yemin etmedi. Ne için? Yargıçlar, tutuklu milletvekillerini tahliye etmedikleri için. Gerekçe gelip Anayasa’nın 14. maddesine dayanıyor. Milletvekillerinin dokunulmazlıkları yüzünden tutuklu bulundurulamayacağı hükmüne 14. madde istisna getiriyor. Aynı madde içinde birbirine taban tabana zıt iki sınırlama var. Birincisi ‘Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak'; ikincisi ise ‘Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesi’ suçlamasıyla tutuklu iseniz, dokunulmazlık işlemiyor. BDP’li tutuklu milletvekilleri birincisi, CHP’liler ise ikincisi yüzünden serbest bırakılmıyor. Hem CHP’liler hem de BDP’liler için gerekçe aynı anayasa maddesi ama birbirine taban tabana zıt iki tutum. BDP’liler temel hak ve özgürlüklerini ülkeyi bölmek amacıyla kullandıkları, CHP’liler ise devletin bölünmez bütünlüğünü bahane edip, darbe yoluyla temel hak ve özgürlükleri ortadan kaldırma suçlamasıyla yargılanıyor.

    Otomatik olarak BDP’liler CHP’lilerle aynı pozisyona düşmüş oluyor. Ağır bir durum. BDP’liler ağızlarının tadıyla, keyfini çıkarta çıkarta protestolarını yapamıyorlar. Bu durumda CHP ile aynı terazide tartılmamak için strateji değiştiriyorlar. Kürt sorunu içinde yer alacak bir kriz, CHP’nin Meclis boykotu yüzünden sona ermiş oluyor.

    Cengiz Çandar bize paradigma değişikliği öneriyor: ‘Terör’ yerine ‘isyan’. Soruna bir ‘isyan’ olarak yaklaşmanın kendiliğinden getireceği farklı araçlar var. PKK sorunu, son ‘Kürt isyanı’ olarak ele alınabilir mi? Ben üç farklı sorunu birbirinden ayırmamız gerektiğini düşünüyorum: Terör sorunu, Kürt sorunu ve Kürt milliyetçiliği sorunu. Her biri birer sorun ve her birinin ayrı ayrı çözülmesi, diğerlerini ortadan kaldırmaya yetmiyor. Kürt sorunu çözüldükten sonra da şiddet sorunu sona ermeyecek. Kürt sorunu sona erdikten sonra Kürt ulusalcı taleplerinin ateşi düşecek ama siyasal bir kimlik olarak kalacak. Çandar’ın üzerinde durduğu Kürtlerin statü arayışı Kürt sorununun değil, Kürt ulusalcılığının bir parçası.

    Cengiz Çandar’ın raporu eleştiriye ve düzeltmeye açık. Öcalan’ı sorunun merkezine yerleştirmesi gibi. Ama çözüme odaklı, iyi niyetli, dürüst ve sarsıcı bir metin. SALİH DURMAZ-SİİRTMANSET.COM

  48. ömer faruk helvacıoğlu | 5 Temmuz 2011 at 20:37 | Cevapla

    FENERBAHÇEMİ?!…..SİİRTSPORMU BATAKÇI?…
    ..
    SİİRTSPOR’DA DA ELBET GERÇEKLER ORTAYA ÇIKACAK VE SUÇLU-YAĞMACILAR REZİL OLACAK VE CEZALARINI ÇEKECEKLERDİR.
    ..

    ..
    FENERBAHÇE VE BİRKAÇ KLUP SIKINTILI GÜNLER GEÇİRİYOR.
    DOĞRUSU,ANLATILANLAR-BİLİNENLER VEYA ORTAYA ÇIKANLAR İNCİK-BONCUK..!
    ..
    DEVAMLI YAZDIM.
    FUTBOL PROFESYONEL LİGLERİ ACAİP SUİSTİMAL PLATFORMU.
    TRANSFERLERDE,
    MAÇLARDA,
    HELE KRTİK MAÇLARDA ACAİP TEZGAHLAR VAR.
    HAKEMLER,
    MAFİALAR,
    SUÇ VE ÇIKAR ÖRGÜTLENMELERİ ÇOK FAZLA.
    TÜRKİYE LİGLERİNDE GERÇEKTEN ÇOK CİDDİ BİR TEMİZLİK ŞART…
    ..
    SAVCILIK,HER NEDENSE ON AYDIR YAPTIĞI SORUŞTURMAYI GİZLİ TUTARAK,HEDEFTEKİLERİN SUÇ İŞLEMESİNE MÜSAEDE
    ETMİŞ.
    OYSAKİ ŞİKE YAPACAKLAR DİNLENİNCE,, TEDBİR ALINMALI VE FEDERASYON,KLUP YÖNETİMLERİ HABERDAR EDİLSEYDİ İŞ BU KADAR VAHİM OLMAZDI.
    POLİS,SUÇ İŞLEMELERİNİ BEKLEMEDEN CAYDIRABILIR VE HERKES HADDİNİ BİLEBİLİRDİ.
    ..
    FENRBAHÇE ,BORSADA İŞLEM GÖRÜYOR.
    TRİLYONLARCA KAYIP VAR.
    SORUŞTURMA KAPSAMINDA OLDUĞU İMKB YÖNETİMİNCE BİLİNMİYORSA VAHİM,BİLİNDİĞİ HALDE BİLDİRİLMİYORSA ÇOK DAHA VAHİM.
    BİNLERCE YATIRIMCI ÇOK AMA ÇOK MAĞDUR OLDU.
    ..
    TÜRKİYE PROFESYONEL LİGLERİNDE HER TÜRLÜ RÜŞVET,
    TEHDİT ,
    SANTAJ,
    ADAM KANDIRMA VE HER TÜRLÜ ÇİRKİNLİK VR.
    ÇÜNKÜ,ŞEFFAFLIK YOK,
    KATILIM YOK,
    DENETİM YOK.
    ÇOK AMA ÇOK BERBAT.

    ..
    SİİRTSPOR’DA,JETPACILAR;ARABA-SANAYİ VAADİYLE,
    TRİLYONLARCA PARA TOPLADILAR.
    BUNLARI KENDİ BORÇLARINA,SEFAHATLERİNE,YAĞMACI İŞBİRLİKÇİLERİNE VERDİLER.
    SİİRTSPOR’U VE SİİRTLİLER’İ KULLANDILAR.
    İŞLER BOZULUNCA YÜZTRİLYONLARCA BORÇ BIRAKIP KAÇTILAR.
    ..
    SİİRTSPOR BAŞKANI OLARAK,BÜTÜN BORÇLARI HALETTİM.
    AMATÖRLERİ PROFESYONEL YAPTIM,SİİRTLİ OYUNCULARLA LİGDE KALDIK.
    TRANSFER ÜCRETİNİ KALDIRDIM,
    MAAŞ-PRİM SİSTEMİYLE,KİMSENİN HİÇBİR KATKISINI ALMADAN KLUBU İKİ DÖNEM GÖTÜRDÜK.
    AMA,BÜTÜN BORÇLARI ÖDEDİK,KLUBU 25 TRİLYON ALACAKLI BIRAKTIK.
    YÜZTRİLYONLARCA VERGİ BORCUNU ÇÖZDÜK.
    ..
    BİZDEN ÖNCEKİLER HERŞEYİ YAĞMALADILAR,
    SONRAKİLERDE BUNLARLA İŞBİRLİĞİ YAPARAK
    ALACAKLARI YOK ETTİLER.
    BİZDEN ÖNCEKİLER VE SONRAKİLER ASLA VE ASLA HESAP VERMİYORLAR.

    SİİRT VALİLERİ BENİ HİÇ AMA HİÇ SEVMEDİLER.
    KATRİLYONLARCA VERGİ BORCU OLANİ
    ELLİBİN KİŞİYİ MAĞDUR EDEN JETPACILAR’I ÇOK AMA ÇOK TUTTULAR.
    SİİRT MİLLETVEKİİLERİ DE ÖYLE.
    BELEDİYE BAŞKANLARI,,
    SİİRT MEDYASI HER NEDENSE HERKES,
    YAĞMACILARI-YALANCILARI-ÇİRKİNLİKLERİ ÇOK BENİMSEDİLER.
    SİİRT CUMHURİYET SAVCILIĞI ALEYHİMİZDE ATILAN SAÇMA SAPAN İFTİRALAR İÇİN HEMEN SORUŞTURMALAR YAPARKEN,
    ÇOK CİDDİ VE VAHİM AMA ÇOK GERÇEK KONULARI BİR TÜRLÜ SORUŞTURMUYOR.
    ..
    SİİRTSPOR YÖNETİMLERİ,
    HALA SON ONÜÇYILI ISRARLA GİZLİYORLAR.
    ÜYELER GİZLİ TUTULUYOR.
    KONGRELER BİRKAÇ KİŞİYLE HABERSİZ YAPILIYOR..
    ..
    EEEEE..NEREYE KADAR????….

    İŞTE YOLUN SONUNA GELİYORUZ.
    ..
    ADNAN ÖKTÜREN HALA 2.6 TRİLYONU NEREYE HARCADIĞINI AÇIKLMADI.
    NEREDEN BULDUĞUNUDA?
    ..
    BİR SUÇ-ÇIKAR-YALAN VE YAĞMA ÖRGÜTÜ OLAN SİİRTSPOR’DA DA
    KORKUNUN ECELE FAYDASI YOKTUR.
    ..
    SİİRT VALİSİ,
    SİİRT C.SAVCISI,
    SİİRT DERNEKLER İL MÜDÜRLÜĞÜ,
    SİİRT MEDYASI ARTIK GEREKENİ YAPMALIDIR.
    ..
    SİİRTSPOR’UN SON ONÜÇ YILI KURUŞ KURUŞ HESAPLARI AÇIKLANSIN.
    YAĞMACILAR-İŞBRLİKÇİLER-AVANTACILAR AÇIKLANSIN VE YASAL İŞLEMLER YAPILSIN.

    ..
    SONUNDA-ENİNDE,
    HERŞEY AÇIĞA ÇIKACAK.GERÇEKLERİ İLANIHAYE GİZLENEMEZ.
    BÖYEL BİR ÖZELLİĞİ VAR GERÇEKLERİN.
    HAK YERİNİ BULACAK ELBET.
    ..
    YAĞMACILARDAN,
    İFTİRACILARDAN,
    ÇIKAR İÇİN TARAF TUTANLARDAN,
    GEREĞİNİ YAPMAYANLARDAN
    DAVACIYIM.
    BU DÜNYADA VE AHİRETTE İKİ ELİM YAKANIZDADIR.
    UNUTMAYIN.
    ..
    DOĞRU ADAMLARA SELAMLAR.
    ..

  49. ömer faruk helvacıoğlu | 17 Temmuz 2011 at 18:31 | Cevapla

    SN.SİİRT VALİSİNİ GÖREVE DAVET EDİYORUM.

    SON I3 YILIN BÜTÜN HESAPLARI İNCELENSİN.
    KAMUOYUNA TEK TEK AÇIKLANSIN.
    SİİRTSPOR’DA YAĞMA YAPANLAR HAKKINDA SUÇ DUYURUSU YAPILSIN VE TEŞHİR EDİLSİN.

    SİİRTSPOR KLUBU ÜYELERİ AÇIKLANSIN.
    ŞARTLARI MÜSAİT OLAN HERKESİN ÜYELİĞİNİ YOLU AÇILSIN.
    ..
    SİİRT VALİLİKLERİNİN ŞİMDİYE KADAR SİİRTSPOR’A YAPTIKLARI AÇIK-GİZLİ BÜTÜN PARASAL DESTEKLER,ZAMAN VE MİKTAR BELİRLENEREK AÇIKLANSIN.
    ..
    SİİRTDSPOR’UN TAKRİBEN 25 TRİLYON ALACAK AKİBETLERİ HAKKINDA KAMUOYU BİLGİLENDİRİLSİN.
    ..
    ŞAHSIMA VE KLUBE VERİLMEDĞİ HALDE,
    VERİLMİŞ GİBİ GÖSTEREN AMA PARAYI KENDİ ALANLAR HAKKINDA
    NE GİBİ İŞME YAPILDIĞI VEYA YAPILACAĞI BELİRTİLSİN.
    ..
    BÜTÜN FUTBOLCULARIN BONSERVİS BEDELLERİ AÇIKLANSIN.
    HİLE VE HIRSIZLIK YAPANLAR TEŞHİR EDİLSİN VE CEZALANDIRILSIN.
    ..
    SİİRTSPOR’DA HARCAMA YAPANLARIN NE KADAR VE NERDEN HARCAMA YAPTIKLARI TESPİT EDİLEREK KAMUOYUNA AÇIKLANSIN.
    ..
    SN.SİİRT VALİLİĞİ.
    TALEPLERİMİZ LÜTFEN KARŞILAYIN .

Leave a comment

Your email address will not be published.

*