reklam alanı reklam alanı reklam alanı reklam alanı

Her Türlü Osmanlıca Belgeniz Çevrilir

 

 

İRTİBAT

0 542 534 00 56

saglamv@hotmail.com

Osmanlıca Çeviri Konuları:

1987 den bu yana Osmanlı Arşivi’nde çalışan ve bu kurumdan emekli olmuş uzman arkadaşlarımızla, en doğru şekilde bilimsel metodlarla her türlü çeviri, tamir, restorasyon çalışmalarımızla taleplerinizle en uygun şekilde karşılamaya hazırız.

ÇALIŞMA ALANLARIMIZ:

Osmanlıca Broşür, Eski yazı sigorta poliçesi, Diploma tercümesi, Fatura çevirileri, Transkript, Ödev, Nüfus kayıt örneği, Üniversite tezleri, Eski Türkçe İkametgah senedi, Mektup, Faaliyet belgesi, Eski Türkçe Nüfus cüzdanı, Osmanlıca kullanım kılavuzları, Eski Yazı Vekalet sözleşmeleri, Osmanlıca Ticaret sicil çevirileri, Şirket sözleşmesi, Muhtelif Osmanlıca Kitaplar, Eski yazı imza sirküleri, Osmanlıca tapular, Osmanlıca hatırat, Aileden kalma vesikalar, Osmanlıca proje bazlı çalışmalar, Tarihi yapıların eski Türkçe kitabeleri, Osmanlıca mezar taşları, Osmanlıca gazete Dergi ve Romanlar…

Osmanlıca – Türkçe ve Türkçe Osmanlıca Çeviri

 

Her türlü Osmanlıca (Arap harflerinin kullanıldığı) belgeler…

Beratlar, fermanlar, şeriye sicilleri, tapu tahrir belgeleri, Osmanlıca gazete, dergi ve her türlü basılı evrak…

Üniversitelerin Edebiyat, Tarih, İlahiyat, Güzel Sanatlar ve diğer ilgili bölümlerine ait Osmanlıca tez, doktora çalışmaları… Ve eklenebilecek diğer alanlarda oluşturulmuş eski yazı Osmanlıca belgeler…

YIPRANMIŞ ESKİ OSMANLI BELGELERİNİZ, KİTAPLARINIZ, KURANLARINIZ

Uzman ciltçilerimiz ve belge tamir ekiblerimizle zamanla her türlü dış etkilerden dolayı yıpranmış, yırtılmış, kırılmış eski Osmanlıca belge ve kitaplarınız hassasiyetle orjinali korunarak tamir edilir.

Cilt özellikleri bozulmadan ya da eski eserinize uygun klasik cilt yapılır.

 

 

Başbakanlık Osmanlı Arşivi’nde çalışan ve emekli olmuş uzman kadromuzla,

Akademik çalışmalarınız olan Önlisans, lisans, Doktora Osmanlıca tezleriniz,

Tapularınız, aile şeceleriniz ve çevrilmesini istediğiniz her türlü Osmanlıca (Arap harfleriyle yazılı Türkçe belgeleriniz), aslına uygun ve uzman kadromuzca istediğiniz formatta çevrilir…

İRTİBAT

0 542 534 00 56

saglamv@hotmail.com

 

GENEL BİLGİLER

Osmanlı Türkçesi

Osmanlı Türkçesi veya Osmanlıca (=Lisân-ı Osmânî), Osmanlı Devleti döneminde (XIII-XX. yüzyıllar arası) kullanılan Arapça ve Farsçanın etkisi altında kalmış Türk diline verilen addır.[1] Alfabe olarak Arap alfabesi’nin Farsça ve Türkçe’ye uyarlanmış bir biçimi kullanılır.

 

Osmanlı Türkçesi Tarihi

Türkçe, tarih boyunca çok geniş bir alanda konuşma ve yazı dili olarak yaşamıştır. Bunun sonucu olarak da Kuzey Türkçesi (Kıpçakça), Doğu Türkçesi (Çağatayca) ve Batı Türkçesi (Oğuzca) gibi yazı dilleri ortaya çıkmıştır. Batı Türkçesi, Osmanlı Türkçesi ve Azerî Türkçesi diye iki kolda gelişmiştir. Osmanlı Türkçesi, 24 Oğuz boyunun konuştuğu Oğuz şivesine dayanmaktadır.

 

Osmanlıca da kendi arasında kronolojik esasa göre sınıflandırılmıştır.

Dönemlere göre sınıflandırma

1-     Eski Osmanlıca (Eski Anadolu Türkçesi): 11.yy. ‘dan, 15.yy. sonuna kadar,

2-     Klasik Osmanlıca: 16.yy. ‘dan, 19.yy. ın ikinci yarısına kadar,

3-      Yeni Osmanlıca: 19.yy. ‘ın ikinci yarısından 20.yy. ‘a kadar,

20.yy.başlarında gelişen Türkçülük hareketi dilde Türkçülük fikrini doğurmuş ve Modern Türkiye Türkçesi dönemi başlamıştır. 1928 yılında yapılan Harf Devrimi ile Latin alfabesinin kullanılmaya başlaması ile Osmanlıca’nın kullanımı son bulmuştur.
Osmanlı Devleti’nin yıkılışının ardından kullanımdan kalkmışsa da, Türk Tarihi’nin son 1000 yılına yakın bir dönemi bu yazı ile yazılmış olduğu için bu yazı araştırmacılar, edebiyatçılar ve tarihçiler tarafından birinci derecede önemli ve bilinmesi zorunlu bir dildir.

 

OSMANLICA YAZI TÜRLERİ:

Arap harfleriyle yazılan Türkçe’nin Osmanlı Devleti döneminde yaklaşık bin yıllık yazı şekli olarak kullanılmıştır.

Resmi yazışmalarda genelde Rika’yı, yazı süslemelerinde Kufi’yi, Edebi metinlerde ve genelde Kuran-ı Kerim yazımında Nesih’i, Cami kitabelerinde Sülüs’ü, mahkemelerde de Talik’i yaygın olarak kullanıldığını görüyoruz.

 

Eserlerin Restorasyon ve Cilt İşlemleri

Yazma Eserlerin Bakım ve Restorasyon işlemleri ise onarıma muhtaç olanlara cilt ve patoloji servislerinde asıllarına uygun olarak koruyucu tedbirlerin alınmasını gerektiren faaliyetleri kapsamaktadır.

 

Yazma eserlerden bakım ve onarıma muhtaç olan kitaplar restorasyonservisinde asıllarına uygun olarak onarılmak üzere şu aşamalardan geçirilir. İlk olarak belgelerin önemi, tahribat durumu, kullanım sıklığı, tasnifi kolaylaştırma ve araştırmacılara hizmet sunma hususları dikkate alınarak, öncelik sırası tespit edilmektedir.

 

Öncelik sırasına göre atölyedeki belgeler incelenmeye alınmakta ve bu incelemelerde belgenin;

§  Hangi tahrip unsurlarının etkisi ile tahribe uğradığı,

§  Mürekkebinin akıp akmadığı,

§  Kâğıdının kalınlığı,

§  Asiditesi

tespit edilmektedir. Bütün bu bilgilere ve belgenin durumuna göre, nasıl bir restorasyon metodu tatbik edileceğine ve hangi malzemelerin kullanılacağına karar verilmektedir. Restorasyona geçilmeden önce belgenin sayfa kontrolü yapılmakta, ciltli ise cildi sökülmekte, sayfaları ayrılmakta ve restorasyona geçilmektedir.

 

Restorasyonda ilk yapılan işlem belgenin temizlenmesidir. Temizleme işlemi eğer yeterli ise sadece kuru olarak yapılmaktadır. Bunun için belgenin durumuna ve kirlilik derecesine göre fırça, yumuşak bez, silgi, silgi tozu, kuru temizleme bezi  kullanılmakta ve gerekli hallerde yapıştırıcı kalıntıları kazınmaktadır. Kuru temizlemenin yeterli olmadığı hallerde, gerekli mürekkep testleri yapılarak su, alkol+su, alkol ve çeşitli çözücüler kullanılarak sıvı ile temizleme yapılmaktadır.

 

Belgeler iyice temizlendikten ve düzleştirildikten sonra belgeye tatbik edilmesine karar verilen metot uygulanır. Her belge kendine özgü ve diğerlerinden farklı bir durum arz eder. Bu itibarla her belgenin restorasyonu kendine mahsus özellikleri göz önünde bulundurularak yapılır.

 

Eğer sayfalar birbirine yapışmışsa buhar üretecinde elde edilen buhar jeti sayesinde, birbirlerine yapışmış sayfaların ayrılması sağlanır. Soğuk buhar jeti ile yumuşatılan kütle içerisindeki sayfalar, birbirlerinden ayrıldıktan sonra teker teker fırça yardımı ile ve muhtelif temizleme işlemlerinden geçirilerek çamurlarından arındırılır. Liflerin içerisine işlemiş olan çamurların tamamını sayfa yazılarını kaybetmeksizin temizlemek, tatbik edilen metotlarla mümkün olmaktadır. Liflerin arasından bunları temizlemek için alternatif metot geliştirme çalışmaları sürdürülmektedir ve uygun bir metot ile temizlendikten sonra onarım çalışmalarına geçilerek ciltlenmektedir. Ayrıca çok kirli belgeleri yıkama, bazı sulu işlemler tatbik etme, arındırma, leke çıkarma, kağıt hamuru hazırlama gibi işlemler laboratuarımızda yapılmaktadır.

 

Kitaba restorasyon yapılmasına karar verildi ise tamir edilecek olan cilt kapakları cilt atölyesinde onarılmak için sökülmekte ve kapağın yüzü tahrip edilmeden çıkartılmaktadır. Aslına ve devrine uygun bir şekilde onarıldıktan sonra tekrar cildine yerleştirilmektedir.

 

Türk Cilt Sanatı

Eserleri korumak muhafaza etmek amacıyla cilt yapılmaya başlanmıştır. İlk önce yazılı tabletler daha sonra papirüslere ve kağıda yazılmıştır. Uzun süre saklamak amacıyla cilt yapımına başlanmıştır..

Klasik bir ciltte; Tezhip Deri,Murakkaa,Hat,Oyma,Ebru,gibi sanatlarımız görülür.

Türk cilt sanatı 15 yy’ın ikinci yarısından itibaren çok değerli örnekler vermiştir. Fatih Sultan Mehmet’in kitaba ve kütaphaneye verdiği değer derecesi gerek tercüme edilen, gerek dışarıdan getirilen yazmalann birbirinden güzel kaplarla muhafaza edilmesi sağlanmıştır, lö.yy.’da dateyzini Türk motiflerinin bolca kullanıldığını görüyoruz. 18.yy.’a geldiğimizde de rugani kaplann revaçta olduğunu ve bolca bahçe çiçeklerinin kullanıldığını görüyoruz. Halkari tarzının 18.yy.sonlan 19.yy. başlarında Avrupa’dan gelen barok ve rokoko tesiri fazla olumsuz etki yapmamıştır. Esas çöküşü sağlayan tesir ekonomik çöküştür.

KLASİK BİR TÜRK CİLDİNİN ÖZELLİKLERİ:

1- Kapaklar kitap boyunda olup kenarlanndan dışarı taşmaz.

2- Şiraze el ile örülür.

3- Sirt düzdür.

4- Kitap kabında teyzinat her iki kapakta olup, sertap ve miklep üzerindedir.

5- Alt kapağa bağlı oiarak sertap ve mıklep bulunur.

6- Sırt kısmında yazı bulunmaz.

7- Ezme altın klasik usulde kullanılır. Zer mühre ile parlatılır.

 

Bir mecmua veya kitabın yaprakları ve şırası bozulmadan bir arada tutabilmek için yapılan koruyucu kapağa “cilt “ denilmektedir. Cilt, Arapça kökenli bir kelime olup “deri” anlamına gelmektedir. Klasik cilt yapımında kullanılan en uygun malzeme deri olduğu için de bu ismi almıştır. Esere takılan kapağa cilt, cilt ustalarına mücellit ve mücellide denilmektedir.

Cilt ve ciltçiliğin tarihi çok eskidir. Kâğıdın icadından önce parşömen ve papirüs üzerine yazılan yazılar rulo şeklinde, tahtadan yapılmış kutularda saklanmaktadır. Daha sonra parşömenler katlanarak formalar haline getirilmiş ve dikilerek ciltlenmiştir.

 

 

CİLT, CİLTÇİLİK TARİHİ

Bir mecmua veya kitabın yaprakları ve şırası bozulmadan bir arada tutabilmek için yapılan koruyucu kapağa “cilt“ denilmektedir. Cilt, Arapça kökenli bir kelime olup “deri” anlamına gelmektedir. Klasik cilt yapımında kullanılan en uygun malzeme deri olduğu için bu ismi almıştır. Esere takılan kapağa cilt, cilt ustalarına mücellit ve mücellide denilmektedir.

 

Cilt ve ciltçiliğin tarihi çok eskidir. Kâğıdın icadından önce parşömen ve papirüs üzerine yazılan yazılar rulo şeklinde, tahtadan yapılmış kutularda saklanmaktadır. Daha sonra parşömenler katlanarak formalar haline getirilmiş ve dikilerek ciltlenmiştir.

 

TÜRKLERDE CİLT SANATI

Sanat niteliği taşıyan ilk ciltler 7- 9. yy’larda Mısır’ da Koptlar, Orta Asya’da Uygurlar tarafından meydana

getirilmiştir. Hoço (Kara Hoço)’da bulunan Uygurlara ait ciltlerin üzerinde para izleri ve bıçakla şekil verilmiş geometrik desenler vardır

Uygurların 9. yy larda Samerra’ya gelmesiyle ciltçilik burada gelişip yaygınlaşmıştır. Bu dönemde yapılan İslam ciltleri arsında büyük benzerlikler vardır.

Anadolu’ya hâkim olan Selçukluların cilt üslubu Memluklerde, İlhanlılarda, Karamanoğullarında ve Anadolu beyliklerinde devam etmiştir. Hatta Osmanlı cilt sanatına geçişi sağlamıştır. Osmanlılar zamanında cilt sanatı zirveye ulaşmış ve 20. yy’la kadar devam etmiştir.

 

ANADOLU SELÇUKLULARI’NDA CİLT SANATI

Anadolu Selçuklu Devleti döneminde 12. ve 13. yy’larda Türkler çok güzel cilt örnekleri vermişlerdir. Anadolu Selçuklularına ait en erken cilt örneği 12. yy sonlarına aittir.

Anadolu Selçuklu ciltlerinin tezyinatında motiflerin zenginliği dikkati çekmektedir. Hatta çok defa ön ve arka kapak farklı süslenmiştir. Daha çok geometrik süsleme tercih edilmiş, Rumi, Şemse, Geçme-Girift örgülü, yazılı ve bitkisel süslemeler de kullanılmıştır. Anadolu Selçuklu cilt sanatı zenginliğiyle, Osmanlı cilt sanatına ilham kaynağı olmuştur.

 

OSMANLI’DA CİLT SANATI

Osmanlılar döneminde diğer sanat dallarında olduğu gibi cilt sanatında da zirveye ulaşılmıştır. Osmanlı Döneminin ilk cilt örnekleri Fatih Sultan Mehmet zamanına aittir. Fatih Sultan Mehmet’in özel Kütüphanesi için yazılan kitaplar Türk kitap sanatında o devre damgasını vurmuştur. Derinin değişik renkleri kullanılmış şemse ve köşebentlerin zemini altınlanmıştır. Bu dönemde deriden farklı lake ve kumaş ciltler de yapılmıştır.

16.yy’da cilt sanatı zirveye ulaşmış ve muhteşem eserler verilmiştir. Bu dönemde şemseler oval olup, bezemelerde yenilikler yapılmıştır. Murassa cildin ilk örneği saz üslubuyla tasarlanmıştır. Kumaş üzerine işleme yapılan kitapların en güzel örnekleri bu döneme aittir. 17.yy.da ciltçilikte bir duraklama görülmesine rağmen 18.yy da tekrar bir canlanma olmuştur.

III. Ahmet (1703–1730) zamanında Damat İbrahim Paşa’nın teşvikiyle değişik ve güzel eserler meydana getirilmiştir. Yeni teknikler ortaya çıkmış, rugani tekniğinin en güzel örnekleri bu dönemde yapılmıştır. Fakat bu devrin sonunda klasik tarzdan uzaklaşılarak Avrupa tesirli Barok-Rokoko tarzında ciltler yapılmıştır. 19.yy’da klasik tarzdan tamamen kopularak deri aplike, deri rölyef gibi çeşitli ciltler yapılmıştır. Barok ve rokoko tarzı ciltler fazlaca rağbet görmüştür.

 

GÜNÜMÜZDE CİLT SANATI

Sanayileşme-makineleşmeyle birlikte klasik cilt sanatı durma noktasına gelmiştir. Cumhuriyet döneminde

cilt kapakları gömme, şemse ve köşebentlerle bezeme yapılmıştır. Yeni bir tasarım oluşmazken eski klasik eserlere bağlı kalınarak eserler yapılmaya başlanmıştır.

 

Günümüzde bu sanatı gelecek kuşaklara yılmadan bıkmadan aktaran İslam SEÇEN, klasik dönemde yapılmış tekniklerden hemen hemen hepsini denemiş, canlandırmış ve öğrencilerine aktarmıştır. Yıllarca Süleymaniye Kütüphanesinde yazma eserlere hizmet eden İslam SEÇEN halen Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, Güzel Sanatlar Akademisi Geleneksel El Sanatları Bölümü, Cilt Ana Sanat Dalında öğrenciler yetiştirmektedir. Klasik Türk cildi İstanbul’da birkaç özel atölyede ve Konya’da 1984 yılında açılan Bölge Yazma Eserler Kütüphanesi’nde yaşatılmaya çalışılmaktadır.

Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğünün 26.03.2007 ile 26.09.2007 tarihleri arasında İstanbul Süleymaniye Yazma Eser Kütüphanesi’nde düzenlemiş olduğu “Yazma Eserler Cilt ve Kâğıt Restorasyonu “ kursu ile bu sanatın yaşatılması ve gelecek kuşaklara aktarılması çerçevesinde önemli bir adım atılmıştır. Ayrıca 2005 yılında Selçuk Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Geleneksel El Sanatları bölümüne Klasik Türk Cildi ve Restorasyonu Ana Sanat Dalı açılmıştır.

 

Klasik Türk cildinde şu kısımlar bulunur:

1-Kitapla ölçüsü aynı olan, kenar çıkıntıları olmayan alt (Sol) ve üst (Sağ) kapaklar

2-Kitabın arka kısmını oluşturan dip yani sırt

3-Kitabın ön kısmını örten alt (Sol) kapağa bağlı mıklep

4-Mıklebi alt (Sol) kapağa bağlayan, mıklebin hareket etmesini sağlayan ve kitabın ağız kısmını koruyan Sertap

5- Dikiş ve dikişi sağlamlaştıran şiraze.

 

Klasik Cilt Çeşitleri:

1-Şemse Ciltler

2-Çeharkuşe Ciltler

3-Lake Ciltler

4-Zerbahar Ciltler

5-Müşebbek Ciltler

6-Yazma Ciltler

7-Murassa Ciltler

 

Klasik Ciltte Kullanılan Araçlar:

Istampa, Mukavva Makası, Klişeler, Deri, Bıçkı, 50x50x2 cm Mermer, Kola, Fırçalar, Zencerek, Mühre, Çiviler, Çekiç, Istaka, Falçata, Bistüri, Makas, Teber, Çizgi, Mengene, Cendere, Cetvel

 

Klasik Ciltte Kullanılan Malzemeler:

Tıraşlanmış Deri, Mukavva, İbrişim, İnce Bez veya Tülbent, Kola, Tutkal, Jelâtin, Altın

 

Klasik Türk Cildinin Yapılışı:

1-Kitabın sayfaları numaralandırılır, kuru ve ıslak temizliği yapılır.

2-Sayfaların restorasyonu yapılır ve formalar dikişe hazırlanır.

3-Hazırlanan formaların sırt dikişi mumlanmış ipek ip(ibrişim) veya pamuk ipliği ile yapılır.

4-Dikişten sonra cenderede kitabın sırtına ince bir bez (mermerşahi) yapıştırılır ve kurumaya bırakılır.

5-Formaların ortası saplamalarla tespit edilerek gizli kolon ve şiraze kolonu atılır.

6-İbrişim ile şiraze örülür.

7-Kapak ölçüleri kâğıt üzerine alınır. Kitabın kalınlığına ve ebadına uygun seçilen mukavva üzerine ölçüler

aktarılır.

8-Yapılacak cilt çeşidine göre mukavva üzerinde işlem yapılır (Şemse ciltse çivilerle oyulur). Tıraşlanmış deri ile mukavvalar kaplanır.

9-Eğer kapak süslemesinde altın kullanılacaksa kapaklar jelatinlenir.

10-Elde ezilen altınlar kullanılarak kitap süslemesi tamamlanır.

11-Kapaklar kitaba geçirilir ve verniklenir.

(Kaynak: unutulmazsanatlar.com)

 

HAT SANATI

Hat sanatı denilince Arap harfleri çevresinde oluşmuş güzel yazı sanatı akla gelir. Bu sanat Arap harflerinin 6.-10. yüzyıllar arasında geçirdiği uzunca bir gelişme döneminden sonra ortaya çıkmıştır.

Türkler, Müslüman olduktan ve Arap alfabesini benimsedikten sonra uzun bir süre hat sanatına herhangi bir katkıda bulunmamışlardır. Türkler hat sanatıyla Anadolu’ya geldikten sonra ilgilenmeye başladılar ve bu alanda en parlak dönemlerini de Osmanlılar zamanında yaşadılar. Yakut-ı Mustasımi’nin Anadolu’daki etkisi 13. yüzyıl ortalarından başlayıp 15. yüzyıl ortalarına kadar sürdü. Bu yüzyılda yetişen Şeyh Hamdullah (1429-1520) Yakut-ı Mustasımi’nin koyduğu kurallarda bazı değişiklikler yaparak Arap yazısına daha sıcak, daha yumuşak bir görünüm kazandırdı. Türk hat sanatının kurucusu sayılan Şeyh Hamdullah’ın üslup ve anlayışı 17. yüzyıla kadar sürdü. Hafız Osman (1642-98) Arap yazısına estetik bakımdan en olgun biçimini kazandırdı. Bu tarihten sonra yetişen hattatların hepsi Hafız Osman’ı izlemişlerdir.

Türkler altı tür yazı (aklâm-ı sitte) dışında, İranlılar’ın bulduğu tâlik yazıda da yeni bir üslup yarattılar. Önceleri İran etkisinde olan tâlik yazı 18. yüzyılda Mehmed Esad Yesari (ölümü 1798) ile oğlu Yesarizade Mustafa İzzet’in (ölümü 1849) elinde yepyeni bir görünüm kazandı. Türk hat sanatı 19. yüzyılda ve 20. yüzyıl başlarında da parlaklığını sürdürdü, ama 1928′de Arap alfabesinden Latin alfabesine geçilince yaygın bir sanat olmaktan çıkıp yalnızca belirli eğitim kurumlarında öğretilen geleneksel bir sanat durumuna geldi.

 

Osmanlı armasının anlamı nedir?

 

Anadolu Topraklarında 623 Yıl Hüküm Süren Osmanlı İmparatorluğu bu süreç içerisinde ihtişamı, tebasında bulunan halklara adil davranması ile Dünya tarihinde unutullayacak izler bırakmıştır. Bugün Size bu muhteşem imparatorluğun armasının anlamını anlatan bir yazı sunuyorum.

Arma kimliği anlatan, bir işarettir. Resimler, harfler ve şekillerden oluşur. Bir devleti, hanedanı ya da şehri anlatır. Devletlerin insanları tarafından benimsenen armaları vardır.

Osmanlı armasının üzerindeki sembolleri en tepeden başlayarak şöyle sıralayabiliriz:

En tepede bir güneş şekli ve onu çevreleyen güneş ışıkları vardır. Güneş şeklinin ortasında armanın ait olduğu dönemin hükümdarlarının tuğrası yer almakta. Onun altındaki yukarıya açık hilalin üzerinde Arapça “Osmanlı devletinin hükümdarı olan … han, Allah’ın Muaffak kılması veyardımına dayanır ve öylece hüküm sürer.” anlamına gelen bir söz yazılı.

Onun altında, armanın tam göbeğine gelecek şekilde aynalıklı kalkan motifi var. Bu kalkanın çevresinde yıldızlar bulunuyor. Bu yıldızların sayısı çok zaman 12 adet ile sınırlandırılmış olup 12 burcu temsil eder. Böylece Osmanlı, kâinatın merkezine yerleştirilmiş olur.

Kalkanın hemen üzerinde de devletin kurucusu Osman Gazi’yi temsil eden bir sorguç vardır ki Osmanlıların köklerine ne kadar bağlı olduğunu anlatır.

Kalkanın sağ yanında Osmanlı sancağı yer alır. Renkli armalarla kırmızı ile gösterilir. Onun karşısında ise hilafet sancağı bulunur. Hilafet sancağının rengi aslında siyah iken, arma üzerinde hemen daima yeşil renkte gösterilmiş ve bazen üzerinde üç hilal kondurulmuştur.

Merkezdeki kalkandan Osmanlı sancağı yönüne doğru uzanan şekiller ise şöyle sıralanmaktadır:

Sancağın üzerinde bir ok var. Sancak alemini altında baltacıklar ocağının kullandığı tek taraflı bir çift yüzlü teberler (balta) bulunur. Sonra mızrak ve altında el sperlikli tören kılıcı vardır. Sonra ağızdan dolma bir top ve altında savaş kılıcı yer alır. Hemen altında bozdoğan (gürz) görülür. Top ile bozdoğanı sancaktan ayıran boynuzdan yapılan boru ise savaş ilanını ve sonra da mehterhaneyi temsil eder.

Armanın sol yanında, yani hilafet sancağı yönünde uzanan semboller yine yukarıdan aşağıya şöyle sıralanırlar:

Sancak aleminin altında süngü takılmış bir tüfek, altında tek yüzlü teber (balta), sonra toplu tabanca ve topuz başlı asa mevcuttur. Asanın şeşper (savaş araçlarından altı dilimli topuz) topuzu kenarına asılı olan terazi adaleti temsil eder. Terazinin kitap şekilleri üzerine oturtulmuş olup bu kitaplardan üstteki Kuran-ı Kerim, alttaki ise diğer hukuk metinleri yerine geçen kanun kitabıdır.

Hilafet sancağının altındaki çiçek şekilleri Osmanlı’nın estetik yönünü gösterir. Buket arasında ki güller hilafet sancağı üzerinde manevi ilhamlar sebebiyle bulundurulur. Buketin hemen altında bir çapa (gemi demiri) yer alır ki denizciliğin sembolüdür.

Arma göbeğindeki kalkanın hemen alt yanın da dik duran bir borazan mızıka takımını; onun altında çaprazlama duran tirkeş (ok kuburu, sadak) ile meşale de gece donanmalarını ve ok müsabakalarını hatırlatır.

Armanın alt tarafını boydan boya süsleyen inci defne yaprakları, çiçek motifleri arasından beş tane madalya sarkar. Bu madalyaların isimleri şöyledir: İmtiyaz nişanı, Mecidi nişanı, İftihar nişanı, Osmanlı nişanı ve Şefkat nişanı.

http://www.yardimx.net/osmanli-armasinin-anlami-nedir.html

 

Osmanlı Arması’nın Esrarı

Osmanlı Devleti’nin sembolü haline gelen ‘Osmanlı arması’ fikri bakın kimden çıkmış? Ve işte armanın üzerindeki sembollerin anlamı…

Atatürk Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Öğretim Görevlisi Yard. Doç. Dr. Selman Can, Osmanlı Devleti’nin sembolü haline gelen ‘Osmanlı arması’ fikrinin İngiltere Kraliçesi Victoria’dan çıktığını söyledi.

Osmanlı’da arma geleneğinin bulunmadığını belirten Can, Kraliçe Victoria’nın 19. yüzyılda arma tasarımı yaptırarak, Sultan Abdülmecid’e hediye ettiğini söylüyor. Osmanlı arşivlerinde araştırmalar yapan Dr. Can; tepesinde güneş, hükümdarın tuğrası, Osmanlı sancağı, adaleti temsil eden terazi, Kur’an-ı Kerim gibi birçok sembollerle Osmanlı’yı anlatan armanın İngilizler tarafından yapıldığını savunuyor.

Dr. Selman Can, arma fikrinin Osmanlı ile Rusya arasındaki Kırım Savaşı sırasında ortaya çıktığını anlatıyor. Dr. Can’ın verdiği bilgilere göre, bu dönemde İngiltere, Osmanlı ile yakın ilişkiler kurmaya çalışıyordu. Fransa’nın Sultan Abdülmecid’e verdiği ‘Legion’ nişanı İngiltere’yi harekete geçirdi.

İngiltere Kraliçesi Victoria, Fransa’nın verdiği nişana karşılık Kasım 1856′da Dizbağı Nişanı’nı Osmanlı Sultanı’na sundu. Dr. Can, nişanla birlikte gelen Osmanlı armasıyla ilgili şu bilgileri veriyor: “Böylece Sultan Abdülmecid, Dizbağı Nişanı’nın sahibi oldu.

 

1- Tuğranın etrafındaki güneş motifi, padişahın güneşe benzetilmesinden ileri gelir

2- II. Abdülhamit’in tuğrası

3- Sorguçlu serpuş: Osman gaziyi ve tahtı temsil eder

4- Yeşil Hilafet sancağı

5- Süngülü tüfek: Nizam-ı Ceditle birlikte Osmanlı ordusunun asıl silahı olmuştur

6- Çift taraflı teber

7- Toplu tabanca

8- Terazi: şeşper ve asaya asılıdır, adaleti temsil eder.

9- (Üstte) Kuran-ı Kerim. (Altta) Kanunnameler.

10- Nışan-ı al-i imtiyaz: Devlet adına faydalı işlerde bulunmuş ilim adamları, idareci ve askerlere veriliyordu.

11- Nışan-ı Osmani: Sultan Abdülaziz Han tarafından 1862′de ihdas edilmiş olup, devlet hizmetinde üstün başarı sağlayanlara verilirdi.

12- Asa ve şeşper

13- Çapa, Osmanlı denizciliğini temsil eder.

14- Bereket boynuzu

15- Nışan-ı iftihar

16- Yay

17- Mecidi nişanı

18- Borazan, modern mızıka takımının kullandığı çalgı aletidir

19- Şefkat nışanı, 1878′de II. Abdülhamit Han tarafından ihdas edilmiş olup; savaş zamanında, büyük afetlerde devlete, millete hizmet eden kadınlara verilirdi.

20- Top gülleleri (Bazı armalarda bulunmuyor.)

21- Kılıç

22- Top, topçu ocaklarını temsil eder.

23- El siperlikli tören kılıcı: bu kılıç klasik Türk kılıcı olmayıp, o devirdeki subaylar tarafından kullanılırdı.

24- Mızrak.

25- Çift taraflı teber, orduda üst düzey görevliler tarafından üstünlük sembolü olarak kullanılmıştır.

26- Tek taraflı teber (balta)

27- Bayrak

28- Osmanlı sancağı

29- Mızrak: Son dönem mızraklı süvari alaylarını remzeder

30- Kalkan, Ortasında stilize edilmiş bir güneş motifi var. 12 yıldız: Rivayete göre bu 12 yıldız 12 burcu temsil eder. Güneş bu burçlar üzerinde hareket eder.

Ancak 1346′da Kral III. Edward tarafından ortaya çıkarılan Dizbağı Nişanı’nın geleneğinde şöyle bir uygulama vardır: Nişanı alan kişi ya da hükümdarların armaları Londra’da Windsor Sarayı’nda bulunan Saint George Kilisesi’nin duvarında asılmaktadır. Ancak Osmanlı Padişahı’nın arması bulunmamaktadır. Bunun üzerine Kraliçe Victoria, Prens Charles Young ismindeki arma uzmanını Osmanlı için arma tasarlamak üzere görevlendirir. İstanbul’a gelerek araştırmalarda bulunan Young’a, Etyen Pizani isminde bir tercüman yardımcı olur.”

İngiliz tasarımcı, padişahlık alameti olan saltanat kavuğunu, sorgucu, ay-yıldızlı sancağı ve tuğrayı ön plana çıkararak bir arma hazırlar. Bir yılda hazırlanan arma, Osmanlı Devleti’nin Londra Sefiri Kostaki’ye teslim edilir. Kostaki tarafından İstanbul’a gönderilen arma çizimlerini Sultan Abdülmecid de beğenir. Bu şekilde oluşan Osmanlı Devleti arması İngiltere’nin Saint George Kilisesi’ndeki yerini alır. Kraliçe Victoria’nın Charles Young’a tasarlattığı arma, Sultan 2. Abdülhamit döneminde terazi ve silahlar eklenerek son şekline kavuşur.

 

 RESİMLERİ BÜYÜTMEK İÇİN ÜZERİNİ TIKLAYINIZ

 

 

Filed Under: Haberler

Tags: , , , , , , , , , , , , , , , ,

Yazar Hakkında

İstanbul Fatih İlçesi Kuruluş 2001 www.siiyad.com www.siirtlilerdernegi.com siiyad@hotmail.com

Yorum yazabilirsiniz




Kullanıcı resimi istiyorsanız, Gravatar'a üye olup resim seçmelisiniz.

Cheap Holiday