reklam alanı reklam alanı reklam alanı reklam alanı

SİİYAD – SİİRT

DSC02415

TÜM YÖNLERİYLE SİİRT

 

 

SİİRTİN KÜLTÜRÜ

Siirt adının Sami Dili’nden geldiği öne sürülmektedir. Bazı kaynaklarda bu adın, Keldani Dili’nden, kent anlamına gelen Keert (Kaa’at) sözcüğünden kaynaklandığı yazılıdır. Siirt sözcüğü, isim kaynaklarında; Esart, Sairt, Siirt, Siird gibi çeşitli biçimlerde kullanılmıştır. Süryani’ler kente Se’erd (yöresel söyleniş biçimiyle Sert) demişlerdir. XIX. yy’da Sert, Seerd, Sört, Sairt olarak kullanılmış, günümüzde de Siirt biçimiyle benimsenmiştir.

Diğer bir kaynakta Siirt isminin, “Seert” anlamındaki “üç yer” manasına geldiği söylenir. Siirt adının nereden geldiği konusunda değişik görüşler vardır. Kadri PERK’in, Cenup Doğu Anadolu Tarihi’nde Siirt, Sert, Tigra, Mosert; Hüseyin CAHİT tarihi’nde Serad; Şemsettin SAMİ’nin Kamus’unda Tiğrakert olarak geçmektedir.

Şimdiki Siirt, eski Siirt’in üstündeki sırtlarda kurulmuş olduğu için yukarıdaki sözü edilen “Sırt” kelimesi mevki ve kelime ilgisi bakımından daha uygun olarak görülmektedir.

[

İLİN TARİHSEL GELİŞİMİ

Siirt, Mezopotamya ve Anadolu uygarlıklarının kesiştikleri alanda kurulmuştur. Bu yüzden kuzeyinde ve güneyinde ortaya çıkan uygarlıklar, yörenin kültürel gelişmesinde etkili olmuştur. Bölgenin dağlık oluşu ve ulaşım imkanlarının yetersizliği, gelişmiş kentlerin kültür merkezlerinin ortaya çıkmasını engellemiştir.

Yakın zamana kadar Siirt tarihinin İ.Ö. IV.yy. öncesi dönemleri bilinmemekteydi. 1963 yılında Halet ÇAMLIBEL ve R.J. BRAIDWOOD başkanlığında kurulan Güneydoğu Anadolu Tarih Öncesi Araştırmaları Karma Projesi kapsamında, Siirt İli’nde yapılan yüzey araştırmalarında Neolitik, Kalkolitik, Tunç ve Helenistik, Roma, Bizans-İslam ve Yakınçağ’ı kapsayan dönemlere ait buluntular ortaya çıkarılmıştır. Günümüzdeki kültürel yapı Türk-İslam Kültürü’nın etkisiyle biçimlenmiştir.

[

M.Ö. 3000 – İslam Uygarlıkları Dönemi

İ.Ö. 3000 ve 2000′lerde Güneydoğu Toroslar, iki kültür alanını birbirinden ayırmaktaydı. Güneyde Mezopotamya’da gelişmiş bir tarım kültürü, kuzeyde ise Doğu Anadolu’nun yüksek yaylasında ilkel tarımcılığa ve hayvancılığa dayalı, daha yavaş gelişen bir kültür vardı. İki kültürün kesiştiği yerde bulunan Siirt’te, yayla kültürü özellikleri görülmekteydi.

M.Ö. 3000′lerde yöreye egemen olan Hurri’lerden sonra sırasıyla Hitit, Urartu, Asur, Med ve Pers’ler de hakimiyet kurmuşlardı.

Siirt’in içinde bulunduğu bölge, göçler nedeniyle etnik ve dinsel inanışlar yönünden çeşitlilik göstermektedir. Urartular, İskitler, Medler ve Persler, egemenlik dönemlerinde dinsel inanışlarını da buralara yaymışlardı. Dağlık alanlarda yaşayan kapalı toplulukların çeşitli din ve tanrıları vardı. İ.Ö. 150′lerden başlayarak yöreye egemen olan Partlar, Arsaklılar, Sasaniler dönemlerinde İran Tanrıları’nın ve inanışlarının etkisi güçlenmiştir. Yöreyi etkileyen Roma – Part, Roma – Sasani savaşları, aynı zamanda iki dinin ve kültürün karşılaşması niteliğindeydi. 300′lerde Hristiyanlık yayılmaya başladığında Zerduş Dini’ni benimseyen Sasaniler, Yörede Hristiyan kıyımı yapmışlardır.

[

İslam Uygarlıkları Dönemi

639′da Elcezire’nin fethi için görevlendirilen İlyas bin Ganem, Diyarbakır yöresini İslam mücahidlerine açtığı zaman Siirt’te aynı akibete uğramıştır. Diyarbakır’ın zaptında mühim hizmetleri bulunan Halid bin Velid, Hasankeyf Savaşı’nda muzaffer olduktan sonra Siirt’e yürümüş, şehrin o zamanki hakimi Hersolu itaatini arz ederek, şehri teslim etmiştir. Bundan sonra Siirt Hakimliği’n, sahabeden olan Hişşam oğlu Hakem tayin olunmuştur.

661 yılında kurulan Emevi Hilafeti bölge ile birlikte Siirt’i de hakimiyet altına almıştır. Emeviler’den sonra hilafet makamını ele geçiren Abbasiler, Diyarbakır, Silvan ve Siirt’i de ele geçirmişlerdir.

Dinsel bakımdan bölge ilkin önemli bir “Harici” merkeziydi. IX. yy’dan sonra Hanbeli ve Maliki mezhepleri aracılığıyla Sünnilik, Mervanoğulları döneminde Şafiilik, Türklerle Hanefilik yayılmaya başlamış, daha sonra Mervanoğulları döneminde Şafii’lik giderek ortadan kalkmıştır. Yörede Arap-İslam Kültürü’nün etkisi Türklerin döneminde de sürmüştür. Ancak Siirt, 10. yüzyılın sonralarında yine Bizans’ın egemenliğine girmiş, Malazgirt Savaşı’ndan kısa bir süre sonta Philaterios adlı Ermeni asıllı bir Bizanslı tekfurun egemenliğinde kalmıştır. Daha sonra sırasıyla Artuklular’ın eline geçerek Türk’leşmeye başlamıştır.

[

Anadolu Selçukluları ve Osmanlı Dönemi

Malazgirt Savaşı’ndan sonra Türkler Anadolu’ya yerleşmeye başlamış ve Büyük Selçuklu Devleti’nin isteği dışında küçük Türk devletçikleri kurulmuştur. Siirt yöresi, Hasankeyf Artuklular’ın yönetimindeydi. Artuklular’a bağlı göçebe Türkmenler yöreye yerleşmiş, Artuklu beyleri ve askerleri, kendlerde Türkleşmenin çekirdeğini oluşturmuşlardır. Beylerinin Alp, İnanç, Yağbu gibi Türk adlarını kullanmaları; Artuklular’da Türkmen geleneğinin güçlülüğünü göstermektedir. Bağlı oymaklara “ok gönderme” biçimindeki Orta Asya geleneği de Artuklular’da sürmekteydi.

Hasankeyf Artuklular’dan sonra Siirt’e Eyyübiler, Anadolu Selçukluları, İlhanlılar, Mardin Artukluları, Akkoyunlular ve Safeviler egemen olmuştur. Akkoyunlular yöreye Türkmenleri yerleştirmiştir. Safeviler döneminde Doğu ve Güneydoğu Anadolu’a Şii’lik yaygınlaşmıştır. Anadolu’da şii’liğin etkisini kırmak isteyen Yavuz Sultan Selim, Urmiye Gölü’nden Malatya ve Diyarbakır’a kadar uzanan bölgeyi Osmanlı Devleti’ne bağlamak istemiştir. Bunun için Kürt kökenli ünlü bilgin İdris-i Bitlisi’nin yardımıyla Siirt Osmanlı yönetimine geçmiştir. Bu dönemde Siirt yarı özerk beylerin yönetiminde, aşiret kültürünün egemen olduğu bir yerdir.

XVI. yy’da Osmanlı yönetimine geçen Siirt, Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılışına kadar bu devlete bağlı kalmıştır.

XIX.yy’ın ikinci yarısına kadar devlete olan bağlılıkları sözde kalan Siirt Beyleri’nin devlet otoritesine alınması için bir hayli çaba harcanmıştır. Siirt, bu tarihe kadar çok sıkı bir şekilde yönetilmiştir. Önce görünüşte Diyarbekir Eyaleti’ne bağlı sancak oldu. Ancak Tanzimat’tan sonra 1894 Vilayet Nizamnamesi ile Bitlis Vilayeti’ne bağlı sancak haline getirilerek İstanbul’dan gönderilen kaymakam vasıtası ile yönetilmiştir.

[

 

19. Yüzyılda Siirt

XIX.yy. içerisinde Siirt’te meydana gelen tek siyasal olay 1894 tarihinde Sason’da meydana gelen Ermeni ayaklanmasıdır. Rusya ve İran’daki Ermeni Komiteleri’nin de kışkırtması ile büyük bir isyan olayı ile karşılaşıldı. Bu durum karşısında Osmanlı Devleti sert tedbirler almak zorunda kaldı. Sason ayaklanması İngiltere’yi harekete geçirdi. Çünkü, Ermeni meselesi, Rusya ve İngiltere’yi menfaat çatışmasında birleştiriyordu. İngiltere Ermeni’lerin bağımsızlığını isterken; Rusya, Ermeni’lerin Rusya’ya katılmasından yanaydı. Merkezi Tiflis’te olan Ermeni Hınçak Komitesi ile Taşnaksutyun Komiteleri’nin amacı, Osmanlı İmparatorluğu’ndaki Ermenilerin Rusya ve İran’daki bütün Ermenilerle birleştirip bağımsız bir Ermenistan Devleti’nin kurulmasını sağlamaktı.

Böyle bir amaç İngiltere’yi memnun etmesine rağmen, Rusya, kesinlikle karşı çıkmıştı.

8 Ağustos 1884′te Sason’un Şenlik Köyü’nde, Kürtlerin birkaç köyünü gasbetmesi ile başlayan olaylar, Ermenilerin Türk Köyleri’nde katliama girişmesi ile genişlemiştir.

Ermenilerin vergi vermemek ve hükümet memurlarına pasif direnişte bulunmak üzere daha önceden anlaşmaları da olayların genişlemesinde etkili olmuştur.

Ermenilerin başlattığı bu ayaklanmayı II.Abdulhamid’in görevlendirdiği VI. Ordu bastırmıştır.

Osmanlı Devleti’nin bu döneminde Siirt yöresinde genellikle yarı özerk bir yönetim biçimi hakimdi. 1831′de yapılan Osmanlı nüfus sayımı kayıtlarında, XIX.yy’da Siirt yöresinde Hazo (Kozluk)’nun Diyarbakır Eyaleti’ne bağlı bir hükümet olduğu belirlenmiştir.

Bugün Siirt İli’nin kazalarından biri olan Şirvan (Şirve) ise liva olarak Van Eyaleti içinde yer almaktaydı.

1897 Vilayet Nizamnamesi, Siirt Livası’nın Diyarbekir Vilayeti’ne bağlı olduğunu göstermektedir.

Siirt Livası’nın, Merkez kaza, Pevvan (Bervade) ve Garzan (Kurtalan’ın eski yerleşme yeri, şimdiki Yanarsu Bucağı) olmak üzere toplam 3 kazası vardı.

1877′de Merkez Kaza, Eruh, Şirvan, Rızyan ve Sason’dan oluşan Siirt Sancağı, Diyarbekir Vilayeti’ne bağlıydı. Siirt, bu yönetsel durumunu 1880′de de korudu. 1892 Devlet Salnamesi, Siirt Sancağının Diyarbekir Vilayeti’nden ayrılarak, Bitlis Vilayeti’ne bağlandığını ifade etmektedir.

Eskiden Siirt İli’ne bağlı olan Beşiri Kazası, Diyarbekir Vilayet Merkez Sancağı’na bağlı kaldı. Bu dönemde Bitlis Vilayeti; Merkez Sancağı, Muş, Genç ve Siirt Sancakları’ndan oluşmaktaydı.

Siirt Sancağı’nın ise, Merkez Kaza, Şirvan, Eruh, Pervari ve Garzan (Kurtalan) olmak üzere toplam 5 kazası vardı.

1896 Devlet Salnamesi kayıtlarında daha önce Siirt’e bağlı iken bugün Batman’a bağlı olan Sason Kazası’nın Muş Sancağı içinde yer aldığı gösterilmektedir.

Siirt Sancağı 1892-1896′daki yönetsel konumu 1903′te ve 1916′da da korumuştur.

1918′de Siirt Sancağı’nın yönetsel konumunda yapılan tek değişiklik, Şırnak’ın ilave edilmesiyle kaza sayısının 6′ya çıkarılmasıydı.

[

Milli Mücadele’de Siirt

Siirt, Milli Mücadele Dönemi’nde toprak ağalığı düzeninin ve aşiret ilişkilerinin egemen olduğu tipik bir kasabaydı. Siirt’in, Rus tehlikesini atlattıktan sonra, karşılaştığı diğer bir tehlike de İngiltere idi. İngilizlere ait bir birlik, halka gözdağı vermek amacıyla Siirt’e gelerek birkaç gün kaldıktan sonra geri çekilmişti. Siirt, bunun dışında yabancı güçlerin işgaline uğramamıştır. Müdafaa-i Hukuk Derneği’ni teşkil eden Siirt’in münevver zümresinin Milli Mücadele’nin gerçekleşmesinde gösterdiği medeni cesaret takdire değer bir vatanseverliktir.

II. Meşrutiyet Dönemi’nden itibaren Siirt’ten de milletvekili seçilmeye başlanmış, ilk olarak Abdulrezzak Efendi; 1908-1912 tarihleri arasında bağımsız milletvekili olarak görev yapmıştır. Daha sonra sırasıyla; Nazım Bey (Nisan 1912-Ağustos 1912), Şeyh Nasreddin Efendi (1914-1918) tarihleri arasında görev yapmıştır.

Ardından Siirt’ten Halil Hulki Bey; 12 Ocak 1920′de toplanan Dördüncü Dönem Osmanlı Meclis-i Mebusan’ında Siirt’i temsil etmiştir. Siirt, Milli Mücadele Hizmetlerine devam ederek, Siirt Müdafaa-i Hukuk Derneği olarak önce Vahideddin’e, Sadaret’e, Hariciyye’ye, İtilaf Devletleri Müesseseleri’ne, İzmir’deki Reddi İlhak Cemiyeti’ne, Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri’ne telgraflar gönderilmiştir.

Anadolu’nun her il ve ilçesinde olduğu gibi Siirt’te de “Müdafaa-i Hukuk Derneği” kurulmuş, başkanlığına da İl’in eski müftüsü Halil Hulki AYDIN getirilmiştir.

Üyeleri, Ömer ATALAY, Siirt Belediye Başkanı Hamit Bey, İl’in ileri gelenlerinden Hamza Hilmi, Bekir Sıtkı ve Abdulkerim Bey’lerden ibaretti.

Siirt, Milli Mücadele yıllarında Bitlis Vilayeti’ne bağlı bir sancaktı. Sancağın, Merkez Kaza dışında 5 kazası vardı. Bunlar; Pervari, Garzan, Eruh, Şirvan ve Şırnak’tı. Sancağın en kalabalık kazası Siirt Merkez kazası idi.

Bununla birlikte Siirt’in nüfusunda 1890′lardan itibaren hızlı bir düşüş olmuş, 60.000 dolayında olan kaza nüfusu 1914′te 30.000 civarına inmiş, bu düşme I.Dünya Savaşı Dönemi’nde de devam etmiştir.

Cumhuriyet Döneminde il yapılan Siirt, 1924′te Hakkari’nin Beytüşşebap’ın; 1926′da Diyarbekir İli’nin ilçesi Beşiri’yle Muş’un ilçesi Sason’un katılmasıyla genişledi. Ancak Beytüşşebap, 1936′da yeniden il yapılan Hakkari’ye bağlandı. 1938′de Garzan (Şimdiki ismi Yanarsu) ilçesinin merkezi Mısrıç’a (Bugün Kurtalan) taşındı ve aynı ilçeye bağlı Baykan bucağı ilçe oldu. Aynı yıl Sason’a bağlı bucak olan Hazo, Kozluk adıyla ilçe yapıldı. 1943′te Garzan ilçesinin ve merkezinin adı Kurtalan olarak değiştirildi. 1957′de Beşiri’nin bucağı olan İluh, Batman adıyla ilçe yapıldı. 1962′de Pervari ilçesinin Müküs (Şimdiki ismi Bahçesaray) bucağı, Van’ın Gevaş ilçesine bağlandı. 1990 yılında Siirt’in Batman, Beşiri, Kozluk ve Sason ilçeleri yeni kurulan Batman iline bağlandı. Aynı yıl Siirt’in Şırnak ilçesiyle, Eruh’tan ayrılarak ilçe yapılan Güçlükonak beldesi yeni kurulan Şırnak iline bağlandı ve Merkez ilçeye bağlı Tillo bucağı Aydınlar adıyla ilçe yapıldı.

[

Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesi’nde Siirt

Eski tarihçilerin sözlerine göre, Yezdicert Şah yapısı eski bir beldedir. Hükümdardan hükümdara intikal edip, sonunda Hz.Ömer evladından Hz.Abdullah Yezid kavmi elinden fethetmiştir. 921 tarihinde Diyarbekir Valisi ve I.Selim’in Veziri Bıyıklı Mehmet Paşa’ya Molla İdris’in teklif ve tedbiri ile bu Siirt Han’ı itaat edince, memleket kendisine ebedi olarak bırakılmıştır. Sonra Han’ın sülalesi yok olunca Diyarbekir Bey’i, Sancak Merkezi olmuştur. Bey’inin 333.883 akçe hası, 7 zeameti, 133 timarı, aleybeyisi ve çaribaşisi vardır. Kanun üzere cebelileriyle 800 asker olur. 500 asker de beyinin var. Diyarbekir Valisi ile memur oldukları sefere giderler.

[

Komşu Şehir ve Kaleler

Batısında Diyarbekir Kalesi dört konak mesafededir. Yine batıya yakın Mardin üç konaktır. Yine batı ile güneş arasında da 2 menzil mesafede Hasankeyf Kalesi vardır. Güneyinde dört merhale bir Cezire Şehri vardır. Doğusunda Kefere Kasabası bir konak yakınlıktadır. Musul, doğusunda ve Siirt, Musul’un batısındadır.

[

Siirt’in Yapısı ve Yeri

Bu şehir içinde ahşap bina az olup, hepsi kargir, güzel kubbelerle yapılmış, mamur ve süslüdürler. Evvela Bey Sarayı çeşitli sofralarla, içi ve dışı nice odalarla bağ ve bahçelerle süslüdür. Bitlis Hanı Abdal Han’ın sözüne göre yapılış tarihi Öksüz Burcu üzerinde olup, Bey’i Zühre-i Türabi’de bulunmuştur. Buğday ve pirinci, ful ve maşı, kırmızı havucu, tulga aşı çok meşhurdur. Beyaz ekmeği, levaşe denilen yufkası ve köftesi, çeşitli meyveleri, inciri, battım denilen fıstığı dağı ve taşı süsleyip her tarafa sevk edilir.

Bu şehri gezip görerek arkadaşlarımızla kuzeye yol alıp, Kefre-i Şirvan Kasabası’na geldik. Bu da Kefre-i Zaman gibi Kefre-i Şirvan’dır Halk dilinde “Kefere” derler. Bu yerde Diyarbekir Eyaleti son bulup bu kefre bölgesi, Van Eyaleti dahilinde ve Şirvan Hakimi idaresinde düz ve geniş bir arazide bağlı ve bahçeli, akarsulu, mamur cami ve medreseli, han, hamam, çarşı ve pazarlı mamur bir kasabadır.

Buradan yine kuzeye giderek Maden Kasabası’na geldik. Burada maden bol olduğundan, adına Maden Şehri derler. Kurucusunu bilmiyorum. Bu da Van Eyaleti’nde Şirvan Bey’i idaresinde olup, hakimi bir aşiret beyidir. Bağlı, bahçeli, cami ve medreseli, han, hamam ve çarşılı bir kasaba olup, bunun da şal ve şayakı meşhurdur.

[

Katip Çelebi’nin (XVII.yy.) Seyahatnamesinde Siirt

Siirt kenti, Diyar-ı Rabıa Bölgesi’ndeki bir dağın üzerine kurulmuştur. Dicle’nin kuzeydoğusuna düşen kent, Silvan’a bir buçuk, Diyarbekir’e dört günlük uzaklıktadır. Bitlis Suyu ve kolları, Siirt’in güneyindeki düzlükten geçer. Kentin, Musul’a uzaklığı beş günlük yoldur. Yörenin “Şafii üzümü” adıyla tanınan çok ünlü bir üzümü vardır. Bağları, bahçeleri ve ekinleri genellikle yağmurla sulanır. Başka bir deyişle, arazisi çoğu kez susuzdur. Halkı, kaynak suyundan yararlanır.battaniyesi ve sabunu meşhurdur.

[

Von MOLTKE’nin (XIX.yy.) Türkiye Mektupları Adlı Eserinde Siirt

Siirt’e bir gezi yaptım. Güzel bir dağ şehri. Fakat son harpten sonra bir kısmı harabe haline gelmiş. Bir konak yerinin ötesinde 300-400 adım genişliğinde fakat sığ olan Yezidhane Suyu’na vardık. Burada durup kalmamak, ne pahasına olursa olsun ilerlemek istiyorduk. Birinci deneyişimde az kalsın atımla birlikte sürüklenecektim. Hayvanın ayağı ancak yere değebiliyordu. Bir saat ötede daha uygun bir yer bulduk. Bütün piyadeler göğüslerinin üstüne kadar suya batarak hemen karşıya geçtiler. Toplar tamamıyla gözden kayboluyordu. Deniz yüzünden 8.000 ayak yukardaydılar ama, ırmağın yüzünün altındaydılar.

Buradan bize düşman olan Hazo Kasabası’na kadar kısa bir yürüyüş gerekiyordu. Ertesi sabah iki kol halinde, ihtiyatla ilerledik. Topçu bize hemen giriş yolunu açacaktı. Fakat orada müdafaasız teba’dan başka kimsenin kalmadığını, bütün Müslümanlar’ın dağa kaçmış olduklarını öğrendik. Kasabanın önünde ordugah kurduk.

Ertesi sabah erkenden yeni ordugaha gittik. Herkes gümüş gibi dupduru bir havuz meydana getiren muazzam pınara, büyük ceviz ağaçlarına, geniş buğday tarlalarına ve üzerinden araba işleyebilen yola hayran kaldı. Köy, hemen tutuşturuldu. Ben boş yere bunu önlemeye çalıştım. Kaçanlara karşı sert davranmalı, fakat kalanlara aman vermelidir. Yoksa bu işin hiçbir zaman sonu getirilemez. Biz buraya varır varmaz kumandanın, kendisine katılmamız hakkındaki emri de geldi. Piyade hemen topları bırakarak emredilen yönde yola çıktı. Yolda bir düzine kadar köy tutuşturuldu. Nihayet derin bir dağ geçidinde bulunan büyük bir köye, Papur’a vardık.

 

——————————————————————————————-

EVLİYALARIMIZ                              

Evliyalar diyarı SİİRT

 

 VEYSEL KARANİ HAZRETLERİ

        Baykan İlçesi’nin en önemli özelliği, büyük zatlardan olan Hz. Veysel Karani’nin türbesinin İlçe’nin 8 Km. güneybatısında bulunan Ziyaret Beldesi’nde bulunmasıdır. Türbenin burada olması nedeniyle binlerce insan İlçe’ye akın etmekte ve İlçe’yi canlandırmaktadır.
       Türbesinin İlçe’de olması nedeniyle burayı önemli bir ziyaret merkezi haline getiren Hz. Veysel Karani’nin 555-560 yılları arasında doğduğu tahmin edilmektedir. Doğum yeri Yemen’in Karen Köyü’dür. Soyu Yemen Kabilelerinden Muradoğulları’ndan gelmektedir. Babasının ismi Amir’dir. Kendisinin asıl ismi Üveys Bin Amir-i Karenî’dir.  Karen Köyü’nün bir mutlu seherinde dünyaya gelen küçük Üveys, Muradoğulları’ndan Amir’in mütevazı evini mutlulukla doldurur. Dört yaşında iken babası vefat eder. O, annesinin başka kimsesi bulunmadığından bin bir güçlükle herhangi bir tahsil görmeden, semavi dinlere ve kitaplara ait herhangi bir bilgisi olmadan büyür.
      Üveys büyüdükçe kendisinde doğuştan mevcut olan “Tek Tanrı’ya İnanç” hissi de gelişir. O’nu kimse anlamaz, söylediklerine güler, alay ederler. Kendisini anlayan, dinleyen, derdine ortak olan tek insan annesi idi.
       Gönlü ulvi hislerle kaynaşan ve artık çalışıp annesine bakabilecek çağa gelen genç Üveys, bir iş aramaya koyulur. Sonunda kendisine en uygun işi seçer. Kendisiyle alay eden, kendisini anlamayan insanlardan uzaklaşmak ve kendi iç dünyasıyla baş başa kalabilmek için deve çobanlığı yapmaya başlar.
       Hz. Veysel Karani deve çobanlığı yapmaya başlayınca ihtiyar ve hasta annesi olmasa deve otlattığı sakin vadilerden Karen’e inmeyi hiç istememektedir. Kendi uzletgahında Allah ile baş başa kalmaktan bir an olsun ayrılmak istememektedir. Artık Hz. Veysel Karani’nin ufku öyle geniş, aydınlık, gönlü öyle duyarlıdır ki, her an bir kurtarıcının haberini beklemektedir.
       Ve beklediği kutlu haber çok geçmeden kendisine ulaşır. Bu haber Allah’ın son Peygamberi Hz. Muhammed’in zuhur ettiği ve insanları “Hak Din’e” davet ettiği haberidir. Hz. Veysel Karani bu haberi duyunca hiç kimsenin irşad ve teşviki olmadan Müslüman olur, İslam’a ve Hz. Muhammed’e gönülden bağlanır. Annesine de Kelime-i Tevhid’i bizzat kendisi öğretir.
      Hz. Veysel Karani Müslüman olunca yüce peygamberin nurlu yüzünü görebilmek aşkıyla yanar tutuşur. Hz. Veysel Karani, Allah Resulü’nü görme arzusunu birkaç defa pek sevdiği annesine açarsa da, çok ihtiyar ve âmâ (kör) olan annesi, kendisine bakacak kimse olmadığından izin vermez. Hz. Veysel Karani’nin yaşı kırk’ın üzerine gelir. Oğlunun gönlünde patlayan yanardağları çok iyi hisseden anne, çaresiz “Ancak Medine’ye gidip hemen gelmek, Hz. Peygamber’i orada bulamayacak olursa teşriflerini beklemeden dönmek.” Şartıyla kendisine izin verir.
       Gönlü Allah aşkıyla, Peygamber muhabbetiyle dolu olan Hz. Veysel Karani, izin alınca durmaz ve Medine yollarına koyulur. Issız vadiler, dağlar, tepeler, kızgın çölleri aşar ve Peygamber beldesi Medine’ye ulaşır. Hz. Peygamber’in evine giden Hz. Veysel Karani, Peygamberimizi evde bulamaz. Peygamber Efendimiz o sırada Tebük Seferi’ndedir. Peygamberimizi bulamayınca çok üzülür. Hz. Veysel Karani, annesine verdiği sözü hatırlar. Hz. Aişe (R.A.)’ye “- Kainatın efendisine selamımı söyleyiniz. Cennet sabahlarını andıran mübarek yüzlerini doya doya görmek isterdim. Lütfen, içimin aşk-ı Muhammed’i (S.A.V.) ile yandığını, gönlümün bitmez niyazını bildiriniz.” Diyerek ayrılır ve tekrar Yemen yolunu tutar.
       Peygamber Efendimiz seferden dönünce Hz. Aişe’ye şöyle hitap ettiler:
       “- Ya Aişe, evimize hangi ulu kişi geldi? Bu Rahmani kokular, bu İlahi lezzet nedir?
Ey Allah’ın Resulü; Yemen Oymağı’ndan Karen Köyü’nden Üveys adında bir zat sizi ziyarete geldi. Mukaddes Cemâlinizin bağrı yanık aşıklarındanmış. Zat-ı âlinizi bulamayınca çok üzgün bir halde ayrıldı. İşte o adam gittikten sonra evin içinde bu ulvi kokuları hissettim.

  • Ya Aişe, sen o zatı gördün mü?
  • Evet ey Allah’ın Resulü. Sağ gözümün ucu ile baktım.
  • Öyleyse o gözünü bende ziyaret edeyim. Görüşün ve gördüğün mübarek olsun.”

Bir müddet sonra Mescid-i Nebevi’ye geçen Resulullah, Sahabelerine seslendiler;
“ – Müjdeler olsun, Üveys’i gören gözü ziyaret ettim, gelin siz de benim gözümü ziyaret edin.
Ve buyurdular; “Bana Yemen tarafından rahmani kokular geliyor. Şüphesiz tabii’nin en hayırlısı Üveys’tir.”
Resulullah son hastalıklarında Hz. Ömer, Hz. Ali ve Hz. Aişe’ye vasiyet buyurdular :
“ Benden sonra arkamdaki hırkamı, Üveys’e veriniz.”
Yine Resulullah buyurdular :“Benim ümmetimde Üveys adında bir kişi vardır. Kıyamet gününde Rebia ve Mudar Kabileleri’nin koyunları tüyü sayısınca günahlı kişilere şefaat edecektir.”

       Resulullah’ı göremeden tekrar Karen’e dönen Hz. Veysel Karani yine deve çobanlığı yapmaya devam eder. Yine Karen halkı ona divane gözüyle bakar ve O’nunla alay ederlerdi. O yine herkesten uzak kendi uzletgah’ında ibadetleriyle meşgul olur, gönlü Allah aşkı, Peygamber sevgisiyle dolar taşardı.
      Peygamberimizin vefatından sonra Hz. Ali ve Hz. Ömer Üveys Hz.’ni bulur ve Peygamberimizin vasiyeti üzerine Hırka-i Şerifi Hz. Veysel Kanani’ye verirler. Peygamberimizin hırkasının Hz. Veysel Karani’ye verilmesinden sonra ve Peygamberimizin O’nun hakkındaki övgülerinin duyulmasından sonra Hz. Veysel Karani’nin gözünde değeri artar, herkes ona hürmet eder.
      Annesi vefat etmiş bulunan Hz. Veysel Karani’nin yüceliği bu hadiseden sonra Karen’de bilindiği ve kendilerine olan hürmet arttığı için köyden ayrılırlar. Kûye’ye giderler.
      Hz. Veysel Karani’nin Kûye ve Basra taraflarındaki hayatı da eskisi gibi yine ıssız vadilerde, tabiatın kucağında ve kendi uzletgahında Hakk’a niyazla geçmektedir.
      Hz. ali’nin halifeliği sırasında iki Müslüman grup arasında çıkan Sıffin Savaşı’nın hazırlıkları esnasında Hz. Ali tarafında, safında savaşa katılması ricasıyla Medine’ye davet edilirler. Memnuniyetle bu davete icap eden Hz. Veysel Karani hemen Medine’ye hareket ederler, daha sonra da Hz. Ali’nin yanında Sıffin Savaşı’na katılırlar.
     Sıffin Savaşı esnasında Veysel Karani’de yaralanarak, Hicret’in 37. Senesinde (Miladi 657) Şevval ayının 18. günü Fırat Nehri kenarında savaş meydanında şehit olur.
    Sıffin Savaşı’nda şehitlerin büyük çoğunluğu savaşın olduğu yerde toprağa verildi. Şehitlerini memleketlerine götürmek isteyenler için tabutlar yaptırıldı. Şehitlerin içinde Hz. Veysel Karani’de vardı. Mübarek naaşı için üç ayrı kabile toplanmış ve sahip çıkmışlardır. Şehit birdi, ancak sahipleri üçtü. Saatlerce tartıştılar. Ne var ki, hiçbir kabile diğerini tatmin edip inandıramadı. Sonunda iş Hz. Ali’ye ulaşınca O, olayı islami açıdan anlatmaya çalıştı. Hz. Veysel Karani’nin köken itibariyle Yemen’li olduğunu ve Yemenlilere verilmesi gerektiğini belirtti. Ancak, diğer iki kabile bu teklife razı olmadılar. Hz. Ali kur’a çekme teklifinde bulundu ise de buna da razı olmadılar. Bunun üzerine Hz. Ali “Peki, dedi… Veysel Karani’nin mübarek naaşını ben korumaya alıyorum… Yarın görüşürüz.” dedi ve her üç kabile başkanları dağıldılar. Hz. Veysel Karani son kerametini gösterdi ve sabah kalktıklarında her üç kabilenin tabutlarında da göründü. Her kabile birbirinden habersiz naaşın kendilerine verildiğini zannederek sessizce naaşı alarak, biri Yemen yolunu, biri Şam yolunu, biri de Bitlis yolunu tuttu.
       Allah aşkının potasında eriyen Veysel Karani Hz.’nin kerameti böylece yeni olayların çıkmasını önler. Rivayetler O’nun şahadetini ve kerametini böyle anlatır. Ancak, her şeyi bilen yüce Allah’tır. O’nun defni ve mezarıyla ilgili anlatılanlar birer rivayete dayanır. Nereye ve nasıl defnedildiği konusunda kesin bir bilgi yoktur. Nerede olduğunu ancak yüce Allah bilir.

Keşifleri :

   Kahveyi bulan o’dur.
   Üveys bir gün develeri otlatırken buruşuk meyvelerden birisini ısırdı. Acıydı. “ Allah (c.c) her bir nimeti fayda için yaratmıştır.” Diyerek acı bulduğu o meyvelerden birazını ateşin üzerine attı, kavurdu, çiğnedi acılıkları kalmamıştı. Bir saat sonra Üveys’in aklı içi bir olmuştu. Daha sonra iyi düşünmeye, kendisine güvenmeye başlamıştı. Üveys derhal yakışan ismi söyledi. “Madem ki yiyeni keyiflendiriyor (keyfe) olmalıdır.” Dedi. Günümüzde Keyfe adı kahve olarak anılmaktadır.

Hz. Veysel Karani’nin İlmi Yönü :

       Hz. Veysel Karani, dünyanın batıl inançlarla karanlık içinde yüzdüğü bir dönemde, İslam’ın doğuşundan önce Yemen’in Karen Köyü’nde bu aleme gözlerini açan bir velidir. Hem de velilerin öncüsüdür. Doğuşunda gönlünü ışıklandıran tek Allah inancı daha çocukluk yıllarında başlamış, olgunluk çağına geldiğinde bu inanca Peygamber sevgisi eklenince, iç aleminde dış alemleri görür pencereler açılmıştır. Okul görmediği, bir harf bilmediği halde yüce Allah ona gayb alemlerini açmıştı. Hiçbir öğretmene gerek duymadan gizli hazinelerini öğrenmek ve görmek mutluluğunu bağışlamıştır.
      O’nun zengin gönül ikliminde sürekli olarak Allah’a ve yüce Peygamberine sevgi çiçekleri yeşermişti. Hz. Peygamber daha dünyayı aydınlatmadan yıllar önce tek tanrı görüşüne ve peygamberin geleceğine inanmış olması, O’nun erdem dolu niteliklerinin en üstünüydü.
      Alemler serdarı Hz. Peygamberi dünya gözüyle görmeden O’na aşık olmuştu. O’nu görebilmek iştiyakıyla doluydu. Ne var ki, gönül gözüyle her zaman gördüğü Hz. Peygamberi dünya gözüyle görememiştir.
     Hz. Peygamberin ” Cennet anaların ayakları altındadır.” Hadisi ile buyurduğu anne sevgisinin kutsallığını, yatalak annesine bir ömür boyu gösterdiği üstün hizmet ve ilgisiyle, insanoğluna en güzel örneği hiç kuşkusuz Veysel Karani Hz. vermiştir.
     Hz. Veysel Karani’nin tabii’nin en ulusu olduğu, Allah ve Resulü nezdinde çok sevilen bir kişi olduğu, gerek Peygamber efendimizin hadislerinden, gerekse İslam alimlerinin ortak yorumlarından anlaşılır.
     Veysel karani Hz.’nin hayatı, derinliklerine erişilmeyen bir ummandır. Bütün yaşamını deve çobanı yanında ibadet ve itaatle sürdürmüştür.

     Allah’ın bahşettiği eşsiz yüceliği de Peygamberin hırkasının kendisine verilmesinden sonra anlaşılabilmiştir. Böylece o güne kadar deli divane olarak görülen Veysel Karani Hz. halkın gözünde kutsallaşmış, gönüllerde layık olduğu altın tahta oturmuştur.
     Allah’ın velileri her zaman insanların gönlünde taht kurmuştur. Onları her toplum kendilerine mal etmek istemiştir. Sahip çıkmışlardır. Kendileri tek olduğu halde Anadolu’muzun birçok yerinde makamları bulunmaktadır.
   Hz. Peygamber bir hadisinde;
  “ Beni ziyaret etmek imkanına erişemediğinizde, kardeşim Veysel Karani’yi–Makamını-ziyaret ediniz.” buyurmuştur.
   Velilerin öncüsü Veysel Karani Hz.’ne izafe edilen ve İslam devletlerinin topraklarına kubbeler yapılarak serpilmiş bulunan makamların en önemlilerinden biri hiç kuşkusuz Baykan İlçesi sınırları içindeki bu kutsal makamdır.
    Siirt, Baykan İlçesi’ndeki Veysel Karani Hz. makamı, en çok ziyaret edilen makamların başında gelir. Yıllık ziyaretçi adedi yüzbinleri aşar. Burada Veysel Karani Hz. huzurunda eller duaya kalkar, dilekler tutulur, kurbanlar kesilir.
    Veysel Karani Hz.’ne ait külliyenin temeli Selçuklular Dönemi’nde atılmış, ilk olarak ta Veysel Karani Türbesi yapılmıştır. Daha sonra 1967’de onarım görmüştür.
    Veysel Karani Külliyesi, Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün girişimleriyle 1974 yılından itibaren çok daha bakımlı bir görünüme kavuşmuştur. 1982 yılında avlu düzenlenmesinden sonra, 1983’te kesimhane binaları, daha sonra da otel ve konukevi binaları devreye sokulmuştur.

MENKIBELERİ

En önemli menkıbesi uçak hadisesidir.

  • Kıbrıs harbinde benzini bitmek üzere olan Türk savaş uçağının içine

binerek hem pilotu kurtarmış hem de benzin deposunu doldurmuş ve pilota gösterdiği yerleri bombalatmış.Uçakta yaşlı beyaz sakallı ve nur yüzlü birini gören pilot bu olay karşısında şaşırmış.kimin olduğunu sorunca  da ben Veysel KARANİ’yim ve Siirt’teyim demiştir.Uçak havaalanına inince Veysel KARANİ’nin uçakta olmadığını görmüş.

Diğer Menkıbelerinden

  • Bir zamanlar Alaattin Hekim’in kardeşi Ahmet Hekim’e öyle bir hal

geldi ki,gözleri hiç ağrımadan kapanmış.Bir kaç ay gözleri kapalı kaldı.Nihayet Şeyh Alaattin(Şeyh El Hazin’in oğlu)KS. Henüz hayatta iken hastayı Veysel KARANi Hazretlerine götürmelerini söylemiş.Onun emri üzerine Veysel KARANİ’nin hizmetini yapan Şeyh Raşit isminde bir zatla,hastayı Veysel KARANİ’nin ziyaretine götürürler.Mübarek türbesi önünde Şeyh Raşit Hastaya Ahmet Gözlerini aç ve bak bu Hazreti Veysel KARANİ’dir der.Gözlerini açınca da bir anda gözleri görürü olmuş.***

*** Bu menkıbe Veliler İnsanların yardımına koşarlar adlı kitaptan alınmıştır.

  • Veysel KARANİ Hazretleri Gözleri görmeyen veya ağrıyan hastalara derman olduğu rivayet edilir.

 

 

 

 

Yunus Emre’nin Dilinden

VEYSEL KARANİ

Rum’da, Acem’de aşık oldum
Yemen İllerinde Veysel Karani
Enbiya sevdi ve dostum dedi
Yemen illerinde Veysel Karani

Anasından doğdu dünyaya geldi
Melekler altına kanadın yaydı
Resulün hırkasın, tacını giydi
Yemen illerinde Veysel Karani

Erenler önünde kemer belinde
Aknurdan beni var o sağ elinde
Üveys sultan derler Hak divanında
Yemen illerinde Veysel Karani

Sabah ibadetin yapar giderdi
Gizlice Rabbine niyaz ederdi
Anın işi gücü deve güderdi
Yemen illerinde Veysel Karani

Bin deveyi bir akçeyi güderdi
Anın da nısfını zekat ederdi
Develer bilesine tevhid ederdi
Yemen illerinde Veysel Karani

 

 

ŞEYH MUHAMMED EL-HAZÎN

(1231-1309m.)

 

 

 

Şeyh Muhammed El-Hazin Miladi 1820 yıllarında Siirt’ten 10 Km. Aydınlara 8 Km.,Mesafedeki Dereyamaç (Fersaf) Köyü’nde dünyaya gelmiştir. Dereyamaç’a Aydınlar İlçesi’ne giden yol ayrımından gidilmektedir.

Zamanın Ğavsı muasırları arasında üstünlüğe sahip,Allah’tan ilham alarak kendiahvallerini bildirir ifadesiyle Kuranın sırrı ile yemin ederim ki bütün muasırlarımı geçtim ve Kürtçe buyurdu ki;Şeyhül Hazin la mekan olmayan yere kadar gitti.Evliyaların makamlarını dahi geçti.Cenab-ı Allah’ın Şeyh El Hazin’e ilhamı şöyledir.” Ey Hazin seni visal ile kendime yaklaştırdım.Zira ben hibe edici duayı kabul ediciyim.Benden isteyicileri red etmem.Öyle ise bana bak ve beni kucakla ve korkma.Eğer sen doğru isen,ben doğruların en iyisiyim;eğer sen aşık isen,ben aşıkların sevgilisiyim;Eğer sen tövbe eden bir günahkar isen,ümitsiz olma ey Hazin.Çünkü ben günahkarların inleyişlerini bana tesbih edenlerin sesinden daha sevgilidir.”

Allah ona ariflerin ilminin ötesinden de Batıni ilim verdi.Ariflerin güneşi,aşıkların reisi,yakin denizinin yüzücüsü,müritlerin kalplerinin cazibesi,Kur’anı mubinin esrarlarını beyan eden,Seyyidül mürselinin şeriatını revaç ettiren Rabbil aleminin Celal_i ve cemalini,huzurunda fena’dan sonra beka’nın gerçekleştiği,şeffaf nurun ve ahdin sahibi ,şeyhlerin şeyhi HZ.Mevlana Şeyh Muhammed-ül Hazin-el Fersafi(K.S.) Siirt’te yetişen büyük evliyalardan biridir.Neseb bakımından HZ.Hasan(R.a.)’nun soyundan gelmektedir.O resullulah (SAV)sıyundan idi.nesebi 19 babadan sonra efendimiz Hz.Hasan (R.a.)’nın soyundan olan Kutbi Rabbani H.Şeyh Abdulkadir ‘i Geylani’ye erişiyordu.

Şeyh Muhammed El-Hazin Hz. genç yaşta Irak’a Şeyh Osman’ın yanına ilim tahsiline gider. Siirt’e döndüğünde Ulu Cami’de va’az ve nasihatlara başlar.
     Hicri 1308, Miladi 1891 yılında vefat eder. Fersaf’ta (Dereyamaç Köyü) bulunan türbesi halk tarafından ziyaret edilmektedir.
     Şeyl-ül Hazil Hz. hayatta iken, türbesinin yerini göstererek Halid Bin Velid’in (R.A.) savaş sırasında çadırını buraya kurduğunu söylediği rivayet edilir. Türbenin yapımı sırasında toprağın altında birkaç ok ve kıvırcık saçlı bir şehit bulunmuştur.

Şeyh Muhammed el-Hazîn Hz. (ks.), Osmanlı Devleti’nin son döneminde, Anadolu’da yetişen büyük evliyâdan biridir. Neseb bakımından Şeriftir. Yani Hz. Hasan (ra)’ın soyundan gelmektedir. Bilindiği üzere Hz. Hasan (ra)’ın soyundan gelenlere «şerif», Hz. Hüseyin (ra)’in soyundan gelenlere ise «seyyid» denir. Kısaca Şeyhü’l-Hazîn olarak anılan bu büyük velî, h. 1231/m. 1816 yılında Siirt’in Fersaf köyünde dünyaya geldi. Onun için Şeyh Muhammed el-Fersâfî unvanıyla da bilinmektedir. İlk tahsilini babasının talebe yetiştirdiği aile medresesinde yaptı. Daha sekiz yaşındayken Kur’ân-ı Kerim’i hıfzetti.

 

Yüksek ilimleri tahsil etmek üzere babası Şeyh Musa Efendi Hazretleri Onu Siirt’e götürdü. Devrin en büyük ilim merkezlerinden olan Hamid Ağa Medresesine Onu kaydetti. Bu Üniversitenin baş müderrisi, Molla Halil Efendi Hazretleri idi. Bu zat, Hz. Ömer’in otuzuncu göbek torunlarındandır. Hayatında yüzlerce talebe yetiştirip mezun etmiş ve çok kıymetli eserler bırakmıştır. Bursalı merhum Mehmed Tahir Efendi, Osmanlı Müellifleri adlı eserinde bu şöhretli âlimin hayatı ve eserleri hakkında bilgi vermektedir.

 

Molla Halil el-Ömerî Hazretleri, kendisine emanet edilen Muhammed’i çok sevdi ve ona daima iltifatta bulundu. İlk başlarda Onu, maiyetindeki alimlerden birinin ders halkasına tayin etti ise de çok geçmeden huzuruna çağırarak bizzat halkasına katılmasını emretti. Ondan sonra Muhammed el-Fersâfî tam on dört yıl boyunca bu üstadın rahle-i tedrisinde ilim tahsil etti. Bu müddet içerisinde hocasının derin sevgisini kazandı ve hususi sohbetlerinde de bulundu. Molla Halil Efendi Hazretleri (rahmetullahi aleyh), bazen talebesi Muhammed el-Fersafi’yi çağırır, saçını ona tıraş ettirir, bu vesile ile de kendisine dua ederdi.

 

Muhammed el-Fersafî, Siirt’de Hamid Ağa Medresesinden büyük bir muvaffakiyetle mezun olduktan sonra Mardin’e giderek burada Kasım Padişah Medresesinde iki yıl daha ilim tahsil etti ve yüksek icazetle mezun oldu. Zahir ilimlerde kazandığı bu üstün derecelerden sonra tasavvuf yoluna girmek üzere Irak’a gitti. Bağdad’da bir müddet, Şeyh Mahmud el-Behdini, Şeyh Haydar es-Sohrani ve Şeyh Abbas El-Bağdadi’nin manevi terbiyesinde pişti. Sonra tekrar memleketine dönerek Şeyh Salih Sipki Hazretlerini ziyaret etti. Onun işareti üzerine, uzaktan akrabası ve medrese arkadaşı olan Hakkarili Seyyid Tâhâ (ks.) Hazretlerine müracaat ederek onun tavsiyelerini aldı.

 

Seyyid Tâhâ Hazretleri, Şeyh Muhammed el-Fersafi’den yaşça büyüktü. Onun için Şeyh Muhammed Ona derin bir saygı gösterir, nasihatlerini dinlerdi. Gıyabında, «Amcamız, büyük üstadımız» diye kendisinden bahsederdi. Seyyid Tâhâ Hazretleri, Muhammed el-Fersafi’ye: «Sevgili yeğenim, senin kalbinin anahtarı Halepçe’de, Şeyh Osman Efendi Hazretlerinin elindedir», buyurdu. Bunun üzerine Muhammed el-Fersafi, Halepçe’ye giderek Şeyh Osman Tavilî (ks) Hazretlerinin manevi terbiyesine girdi. Şeyh Osman Hazretleri, Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî (ks), Hazretlerinin halifelerindendir. Muhammed el-Fersafi burada bir müddet seyrü sülûk ile olgunlaştıktan sonra tasavvuf icazetnamesini de aldı ve üstadı tarafından irşâd vazifesiyle görevlendirildi.

 

Böylece zahir ve batın ilimlerde kemale eren Şeyh Muhammed el-Fersafi, 1844 yılında, Irak’tan dönerek doğduğu Fersaf köyüne gelip yerleşti. Burada irşâd ve tedris hayatına başladı. Kurduğu medresede yüzlerce talebe yetiştirdi. İnsanlara daima zühd ve takva yolunu gösterdi. Çok geçmeden bölgenin âlimleri Ona büyük bir hürmet duymaya başladılar. Onu ziyaret ederek ilminden istifade etmeye çalıştılar.

 

Bunların başında vaktiyle ona ders veren Molla Halil Efendi Hazretlerinin çocukları ve yakınları gelmektedir. Bunlardan, Molla Ömer Efendi ve Zokaydalı Molla Abdülkahhâr Efendi en meşhurlarıdır. Ayrıca Nuvinli Şeyh İbrahim Efendi, Halid bin Velid (ra)’in soyundan gelen Siirtli Şeyh Abdullah Efendi, Siirtli Mahmud Cemaleddin Efendi, Siirtli Şeyh Hattâb Efendi, Zadolu Şeyh Muhammed Efendi, Huvitli Şeyh Abdullah Efendi, İskambolu Şeyh Derviş Efendi, Fersaflı Şeyh Abdülhakim Efendi ve Verkânisli Şeyh Fethullâh Efendi gibi şahsiyetler, onun yanında tasavvuf terbiyesi aldılar. Bu zatlardan Fersaflı Şeyh Abdülhakim Efendi, Zokaydalı Şeyh Abdülkahhâr ve Verkanisli Şeyh Fethullah Efendi Hazretleri, daha sonra Üstadları Şeyh Muhammed Fersafi’nin işareti üzerine Seyda-yi Tâğî Hazretlerine giderek seyrü sülûk terbiyesini Onun yanında tamamlamışlardır.

 

İsimleri geçen bu zatlardan Verkanisli Şeyh Fethullah Efendi, Hz. Ömeri (ra)’in soyundan gelmektedir ve Hocası Fersaflı Şeyh Muhammed el-Hazîn’in kayın biraderidir. Fersaflı Şeyh Abdülhakim Efendi ise Onun yeğenidir.

 

Milâdî 1258 de Bağdad’ın Moğollar tarafından istila edilmesi üzerine Şeyh Muhammed’in ataları gelip Siirt’in Fersaf köyüne yerleşmişlerdir. Burası, Siirt’in bugünkü Tillo (Aydınlar) ilçesinin bir mahallesi gibidir. Aynı tarihlerde Abbasi saray erkânından bazı şahsiyetler de Moğol zulmünden kurtulup hicret ederek buraya yerleşmişlerdir. Siirt eşrafından bu meşhur aile, bilindiği üzere Hz. Abbas’ın soyundan gelmektedir. İsmail Fakirullah Hazretleri bu ailenin son büyüklerindendir. Osmanlı son devrinin büyük evliya ve ulemasından, (Marifetnâme’nin müellifi) Erzurumlu İbrahim Hakkı Efendi Hazretleri, bu zatın yanında yetişmiştir.

 

Şeyh Muhammed el Hazin el-Fersafi Hazretleri, Asırlar boyu bir ilim ve irfan merkezi haline gelen bu muhitte doğup büyümüştür. II. Sultan Mahmud Hân, Sultan Abdülmecid Hân ve II. Abdülhamid Hân dönemlerini idrak etmiştir. Onun, on iki oğlu da birer alim olarak yine bu muhitte yetişmişlerdir.

 

Şeyh Muhammed, bir gün derin bir cezbeye kapılarak söylediği kudsî kasidede «Ya Hazinî» diye muhatap olduğu ilham üzerine o günden sonra Şeyhü’l-Hazin olarak tanınmaya başlamıştır. Muhitinde ve adının zikredildiği kitaplarda Şeyh Muhammed el-Fersâfî, ayrıca Şeyh Muhammed el-Hazin diye anılmaktadır. İlâhi aşka dair kasidelerinden başka Onun Hz. Peygamber (sav)’e «Gayâtü’l-Hayrât» adı altında manzum olarak yazıp hediye ettiği ön üç kıta salevâtı şerifeleri vardır. Bu salevât, doğuda geniş bir muhitte namazlardan sonra okunmaktadır.

 

MUKADDİME

 

Bu sonsuz hayırlar (ihtiva eden salavat-ı şerifler)Hazin’ül Fersafi’den Kainatın Efendisine hediyedir.

Kendisi,Nebi(S.A.V.)önce rüyada ve sonra aşikar olarak(uyanıkken) gördükten sonra bu salavatları söylemiştir.

            Der ki; Peygamber Efendimiz kendisine şöyle buyurmuştur.

        “Kim muhabbet ve aşk ile bu salavatı şerifleri bana okursa,içinde ki sayılar kadar sevap yazılır.Ve Arasat gününde (hesap günü,mahşer günü)ona şefaatçi olurum.”

 

1-

Rahman ve Rahim olan Allah’ın Adıyla

Allah’ım !

            Kainatta mevcut zerreler sayısınca devamlı olarak ve ey sonsuz ilimlerin sahibi! İlminin

kapsadığı olmuş ve olacaklar sayısınca ebediyen

            Efendimiz Muhammed’e ehline,ashabına…

        Ve bütün peygamberlere salat ve selam eyle

2-

Ya Rabbi !

Kainatta ki bütün zerrelerin birbirleriyle devamlı olarak çarpılmasından hasıl olan sayılarca…

            Ve binlerce kere binlercesi ey Kerem sahibi !

            Bütün mahlukların efendisi,Muhammet Mustafa’ya salat eyle.

 

3-

Ya Rabbi !

            Yoktan yaratma kudretinde olduğun zerreler adedince

            Yer,gök ve uzayda yarattığın ve kıyamet gününe kadar yaratabileceklerin adedince

Ve bunların devamlı olarak birbirleri ile çarpılmasından hasıl olacak sayılarca

 

Ey Bütün ilimlerin sahibi!

        Mahlukatın üzerine tercih ettiğin ve en yüksek makamlara yükselttiğine salat eyle

4-

Ya Rabbi !

            Emirlerin,nehiylerin,ayet ve hükümlerin miktarınca

            Kalplerden geçen düşünce,vesvese ve ilhamlar sayısınca

Hareketlerin,hareketsizlerin,nefeslerin,mahlukatın renkleri adedince kendine yakın ve fazileti kıldığın ve en güzel kelamı kendisine indirdiğine salat eyle

 

5-

Ya Rabbi !

            Ruhların,cisimlerin çeşitlerinin,cüzlerinin bölümleri sayısınca

            Dünyada ve dar-ı selamda (cennette) yarattıkların,var ettiklerin miktarınca

            Ve her iki alem içinde bulunan hakikatlerin ve ibretlerin sayısınca

            O Zata ki, o olmasaydı,ne mahlukat ve ne de bu muazzam kainatı yaratmayacak olduğuna salat eyle.

  6-

Ya Rabbi !

            (Var olması gücünün)imkan dairesinde olan zerrelerce yerin altından,Arş-ı ala’ya( var olan ve olabilecek zerreler)kadar ve cennetle oluşacaklar sayısınca

            Ve bunların hepsinin hepsiyle,kendi miktarlarınca çarpımından elde edilecek sayılar adedince.

Ya Muhit !

            Habibin olarak seçtiğin ağir zaman Peygamberi Hz.Muhammed’e salat eyle.

 

 7-

Ya Rabbi !

            Varlık aleminden ve uzaydan ariflerin kalplerine keşfettirdiklerinin sayısını

            Yedi sıfatının,taalluk etmesiyle oluşan icatların ve icatları mümkün olanların sayısıyla

            Çarpımından hasıl olan sayının her göz kırpılışındaki çarpımınca salat

            Huzurunda yükselttiğin,hatta ki seni hakikat gözüyle gören Hz.Muhammed’e salat eyle.

 

8-

Ya Rabbi !

 

            Arş’da ki,Kürsi de ki, Sidre de ki ve Cennetlerde ki Melekler,Huriler,saraylar,kuşlar, vildanlar sayısınca

Ve bunlarla,bunların içindekilerin ağırlıkları

ve yedi kat göklerin ağırlıkları miktarınca

Kendine ( en yakın mesafede) yaklaştırdığın

en güzel en açık şekilde kendisine hitap ettiğine salat eyle.

 

Sidre: Ağaca tesbih edilen,yedinci kat gökte bir makam ismi,Peygamber Efendimizin vasıl olduğu varlık aleminin nihayet bulduğu nokta.

Vildan: Cennetteki çocuklar

 

9-

Ya Rabbi !

            Yeryüzünde ki insanlar,cinler ve diğer canlı türleri sayısınca

            Nehirlerde ki çeşmeler,denizler ve ateşlerdekiler sayısınca

            Bunların ve içindekilerin ağırlığı ile mahlukatın cuzları miktarınca

            O kimse ki senin cemalinde gark olup en fasih dille sana hitap edene salat eyle.

 

10-

Ya Rabbi !

            Levhi-Mahfuzda ki ve Kur’an da ki ayetler, lugatlar,harfler,kelimeler ve manalar sayısınca.

        Varlıkların türleri,türlerin bölümleri ve bunlardaki ibretler ve sırlar sayısınca

            İki cihanın nuru,mevcudatın sırrı,cennet ehlinin efendisi Hz.Muhammed (S.A.V.) salat eyle.

 

Levh-i Mahfuz: Kader kitabı(olmuş ve olacak geçmiş ve gelecek her şeyi içine alan kitap.

Lugat:Her milletin dili,lisanı.

 

11-

Ya Rabbi !

            Bütün beyitlerimde söz ile zikrettiklerimin sayısınca

            Ve bunların devamlı ve noksansız olarak hepsinin hepsiyle çarpımından meydana gelen sayılarca

            Mevcudatın ruhu,Duhanın güneşi olan Hz.Muhammed’e ve tüm peygamberlere Ve Ebu Bekr’i Sıddık’a,Ömer’e Osman’a ve Ali’ye ve bütün ashabına salat eyle.

 

Duha: Kuşluk Vakti.Güneşin en açık,berrak hali.

 

12-

Ya Rabbi !

           

 Bu alemde ve ebedi alemde yarattıkların miktarınca

            Hidayetin nuru,alemlere rahmet ve son peygamber olarak gönderdiğin Hz.Muhammed’e salat eyle.

            Ya İlahi! Hazin ismiyle isimlendirilen hakir ve fakire

            Ve bize ve tüm günahkarlara da şefaat eyle,

ehl-i abaya şefaat ettiğin gibi.

Ehl-i Aba: Hz Peygamber Efendimizin kendisi ile beraber,kızı Hz.Fatma,damadı Hz.Ali ve torunları Hz.Hasan ve Hz.Hüseyin’in üzerine,giydiği abasını örterek onlara hususi dua ettiği için bu isimle anılırlar.

 

13-

                                               Ya Rabbi

            Allah’ın ve mahlukatin salavatları devamlı olarak

            İlminin kapsadığı miktar kadar ey tüm ilimlerin sahibi!

            Alemlere rahmet olarak gönderilmiş Hz.Muhammed’e Ali ne,ashabına ve tüm Peygamberler üzerine salat ve selam eyle.

 

Doğduğu Fersaf köyünde, h. 1309/m. 1892 yılında vefat eden Şeyh Muhammed el-Hazîn, köyün yukarısında önceden gösterdiği yere defnedilmiştir. Henüz hayattayken burayı işaret ederek, «Beni buraya defin ediniz, Çünkü Halid bin Velîd Hazretleri Siirt’i fethettiği sırada çadırını buraya kurmuştur» der idi. Nitekim, vefatından bir yıl sonra, üzerine yapılan türbenin inşaatı sırasında temel hafriyatında kıvırcık saçlı bir şehid ile ona ait yay ve oklar bulunmuştur.

 

Birçok kerametleri olan Şeyh Muhammed el-Hazîn’in soyundan birçok değerli alim yetişmiştir. Başta oğullarından Şeyh Fahreddin, Şeyh Muhiddin, Şeyh Abdullah ve Şeyh Şerafeddin Efendiler olmak üzere bütün çocukları ve günümüzde yaşayan torunları onun ilim ve irfanına layıkıyla veraset etmişlerdir. Bunlardan bilhassa, Şeyh Zeynelabidin, Şeyh Muhammed Musa Kâzım ve Şeyh Takyeddin Efendiler, insanlara daima zühd ve takva yolunu göstermiş, birçok talebe yetiştirmiş ve ehl-i Sünnet velcemaat itikadı anlatmaya çalışmışlardır.

 

Şeyh Muhammed el-Hazîn Hazretlerinin mahdumlarından Şeyh Şerafeddin Efendi Hazretleri, birinci dünya harbi sırasında maiyetindeki üç bin kişilik milis mücahit kuvvetlerle Ruslara karşı verdiği cihadda büyük bir üstünlük göstermiştir. Bu sayede Rusların Bitlis’i geçmeleri engellenmiştir.

 

DEVLETİ AİLEYİ OSMANİYE

 

Hanadanı Ehli Beytten Feyiz ve Irşad ile muşteher

ve ulumi muhtelifede kesbi ihtisas ve şöhreti vasia

ile benam efazıli ulüma ve şurafadan semahetlu hezin zade Şeyh Abdullah Efendi Hazretlerinin mensubu bulundukları sülale’i tahıre’i nebeviyyeden ecdad’i Alişanlarının esma’i  fazilaneleri havi arebiyyul ibare ve Bağdat Vilayeti celilesi  Devairinden mustenseh Şecere’i paki neseplerinin Helenze Karyesinde vuku bulan harik esnasında telef olduğu muşarun ileyh tarafından ifade olmağla vaki talebine binaen dersaadette kuyudat’ı mahsusadan istihraci muyesser ve ol babda muharrer ve raside’i cayi tanzim ve rehni İttila’ı Acize’i olan fermannemi’i samiyi Cenabı vekalet penahilerinde Derkenar esmayi salikuzzikir tıpkı Fermude’i Assafi ekremileri vechile zirde derç olundu.

 

ŞEYH MUHAMMET EL HAZİN SECERESİDİR

1-Şeyh Muhammet El Hazin,

2-Bin Mulla Musa,

3-bin Elhacci Hıdır,

4-bin Abdullah (Haci Abdiş),

5-bin Abdırrahman,

6-bin Ubeyd elmektum,

7-bin elhüseyin,

8-bin Abdullah,

9-bin Ubeyd,

10-bin Abdurrahman,

11-bin Abdulkadir,

12-bin Abdullah,

13-bin Abdissamed,

14-bin Ubeyd Elkadiri,

15-bin Abdulhalık,

16-bin Ahmet,

17-bin Şerafettin el attar.

18-Bin Abdullah,

19-bin Süleyman,

20-bin Abdulvahhap,

21-bin Eşşeyh Abdulkadır Elceyli;

22-bin Musa,

23-bin Abdullah,

24-bin Yahya Ezzahit,

25-bin Muhammet,

26-bin Davut,

27-bin Musa,

28-bin Abdullah,

29-bin Musa El cun,

30-bin Abdullah El maaz,

31-bin Hasan Elmusanne,

32-bin Hasan Essıbt,

33-bin Ali Radiyallahu anh,Bin Ebi Talıb

 

 

ŞEYH-EL HAZİN (K.S.) HAZRETLERİNİN HANIMLARI VE ÇOCUKLARI

1.HANIMI

ŞEYĞIT FATIM

ÇOCUKLARI

1.ŞEYH MUHYEDDİN

 

2.ŞEYH KUTBEDDİN

 

3.ŞEYH ABDULLAH

2.HANIMI

ŞEYĞIT HANİFE

ÇOCUKLARI

1 ŞEYH FAHREDDİN

 

2 ŞEYH NECMEDDİN

 

3 ŞEYH SADEDDİN

 

4 ŞEYH KEMALEDDİN

 

5 ŞEYH NUREDDİN

3.HANIMI

ŞEYĞIT HALİME

ÇOCUKLARI

1 ŞEYH VEFAEDDİN

 

2 ŞEYH ŞERAFEDDİN

 

3 ŞEYH ALAEDDİN

 

4 ŞEYH DİYAEDDİN

 

MENKIBELERİ:

  • Şeyh El Hazin çocuklarına Medine-i münevverede Şeyh Mürcan adında bir zattan

bahsederdi.Bu zatta Resulullah’a 80 yıl hizmet etmiştir.Bir gün Şeyh el Hazin’in en büyük oğlu Şeyh Fahrettin Hacca Gidince Şeyh Mürcanı sorar.Hasta olduğu içinde evinde onu ziyaret eder.Şeyh Fahrettin’e Şeyh El hazinin sürekli Resulullah’ın ziyaretine gittiğini ve bir defasında Resulullah’ı ziyaret etmek için izin aldığını içeri girince de Resulullah’a selam verdiğini Resulullah SAV.selamına karşılık “Ve aleykümselam ya Şeyh El Hazin” diye selamını aldığını duyduğunu söyler.

  • Vefatından sonra Şeyh el Hazin; bir çok savaşta savaştığı ve birçok esiri düşmandan

kurtardığı ve bir çok askeri savaş ateşinden koruduğu görülmüştür.

  • Bir gün şeyh El Hazin bir akşam namazı sırasında 15 dakika Rükuda kalır.Namaz

bittikten sonrada müritleri ona Şeyhim neden rükuda çok kaldınız diye sorarlar.Şeyh Hazin söylemek istememiş.Fakat müritler ısrar edince Şam’da bir müridinin ölüm döşeğinde olduğunu ve beni kalben çağırdığını ve ona yardım etmek için yanına gittiğini söyler.Bunun üzerine cemaat şeyhe şöyle bir soru sorarlar.”Ya şeyhim peki 20 ayrı yerde aynı zamanda aynı anda 20 müridin ölüm döşeğinde olsa ve  seni çağırırlarsa onlara nasıl yetişirsin”derler. Şeyhin cevabı şu olur.”Allah benim yüzüm suyum hürmetine o kadar melek yaratır ve onları benim yerime benim süretimde onlara gönderir.” DerŞeyh El Hazin hazretleri bir dileği için Allah’a Resullullah (S.A.V) için kıyamet

gününe kadar hiç kimsenin daha geniş ve kapsamlı yazmadığı bir Salavat yazmaya vaade bulunur.Bu dileği gerçekleşince bir akşam uyurken Resulullah (SAV) onun yanına bedenen gelir ve uykusundan uyandırır.Salavatı şerifeyi yazmasını emretti.Bunun üzerine Hazreti Şeyh El Hazin Gayet-ül Hayrat adlı Salavatlarını yazdı.Şeyh ve müritleri her namazdan sonra bu salavatı okurlardı.Şeyh El Hazin Hacca gidince,Medine’de Mescidi nebevinin müezzininin bu salvatı şerifeleri minarede aynen olduğu gibi eksiksiz bir şekilde okuduğunu görür.Hiçbir tahrip ve tebdil olmadan başkasının aynı onu olduğu gibi okunmasına şaşırır.Müezzine bu salavatı ve bunları söyleyeni sordu.Müezzinde Resulullah (SAV)’nin hizmetçisiyle birlikte türbeyi temizlerken Peygamber Efendimizin kabri şerifin üzerinde bulduk,kimin söylediğini bilmiyoruz der.Buda bunların Allah ve Resulü katında kabul olduğuna dair bir işarettir. .( Bu salavatı şerife yukarıda yazmış olduğum Mukaddime adlı salavatı şerifedir.)

  • Şeyh El Hazin’in sayılamayacak kadar kerametleri vardır.

——————————————————————————————-

 

Siirt camileri  Türbeleri

 ——————————————————————————————

 

Siirt İli Siirt Camileri

 

Ulu Cami (Merkez)

Siirt il merkezinde bulunan Ulu Cami, minare kaidesindeki kitabesine göre Selçuklu Sultanı Mugiziddün Mahmut tarafından 1129 yılında yaptırılmıştır. Siirt Tarihi isimli eserde Irak Selçuklularından olan Mugiziddin Mahmut’un ismi belirtilmektedir. Buna dayanılarak caminin Büyük Selçuklular devrinde yapıldığı da anlaşılmaktadır. Cizre Valisi Atabey El Mücahit İshak tarafından da camiye bazı ilaveler yapılmıştır. Bu ilaveler ve daha sonraki yıllarda yapılan değişikliklerle cami genişletilmiş ve orijinalliğinden uzaklaşmıştır. Vakıflar Genel Müdürlüğü 1965 yılında bu camiyi restore etmiştir.Caminin ilk yapımında ön tarafında toprağa gömülmüş halde birer mihrap izi ile karşılaşılmıştır. İlk yapımında iki tuğla paye üzerine oturan tromplu bir kubbeden meydana gelen camiye daha sonra bir eyvan eklenmiştir. Böylece Büyük Selçuklu Ulu Cami tiplerinden farklı olarak bu eyvanın iki yanına dikey olarak tonozlu iki sahın eklenmiştir. Bunun yanı sıra ilk kubbenin doğusuna daha küçük ve alçak, batısına da daha küçük ve alçak olarak birer kubbe eklenmiştir. Böylece kemerlerle üç kubbeli bir mekân birbirine bağlanmıştır.

Cami dıştan kesme taş, içten moloz taşla yapılmıştır. Birbirine bitişik kemerlerle birbirine bağlanmış üç kubbeli bir mekân ve tonozlu neflerle enine gelişmiş dikdörtgen bir plan şekli göstermektedir. İç mekân sıvalı olduğundan erken dönemlere ait bezemelerin yalnızca kalıntıları günümüze gelebilmiştir.

Caminin son onarımını ve rölövesini yapan Y.Mimar Ali Saim Ülgen ilk yapının tek tromplu kubbeli bir yapı olduğunu belirtmiştir. Bu durum eski tuğla payelerdeki yuvarlak dilimli kemerlerle mihrap nişlerindeki ayet frizi ile firuze çinilerde de kendisini belli etmektedir.

Mihrap yuvarlak bir niş şeklinde olup, mozaik çinilerle kaplanmıştır. Ali Saim Ülgen’in onarımı sırasında Anadolu’daki ender mozaik kakmalı mihraplarından olan mihrabı iyi bir durumda günümüze gelebilmiştir.

Caminin minberi Selçuklu sanatının meydana getirdiği, XII.yüzyıl ahşap minberlerin en güzel örneklerinden biri olup, kakma tekniğinde geometrik şeritler, yazı frizleri süslenmiştir. Siirtli Şeyhan Naccar tarafından kufi yazıları yazılan ceviz ağacından olan bu minber üzerindeki kitabesinden h.616 (1219) yılında yapıldığı anlaşılmaktadır. Minber 1933 yılında Ankara Etnoğrafya Müzesi’ne götürülmüştür.

Caminin en dikkat çeken tarafı Siirt’in sembolü konumundaki dikdörtgen prizma kaide üzerine yuvarlak gövdeli olarak oturtulmuş, kalın ve firuze çinilerle süslü olan minaresidir. Yukarıya doğru incelen bu minarenin kaidesinde küfi yazılar, geometrik geçmeler, örgü ve yıldız motifleri bulunmaktadır. Minarenin üzerine oturduğu temelin hafifçe çökmesinden ötürü de minare eğilmiş ve gövdesinde de çatlaklar meydana gelmiştir. Bu arada da gövdesindeki çinilerin ve mozaiklerin bir kısmı dökülmüştür. Günümüze gelebilen örneklerden altıgen şekildeki çinilerin etrafının lacivert renkte şeritlerle çevrildiği görülmektedir. Oldukça basit olmakla beraber bu çiniler XII.yüzyılın ilk yarısına tarihlenen ender örnekler arasındadır. Büyük olasılıkla da Anadolu’daki çini mozaiklerle süslenmiş bir minare ile ilk defa burada karşılaşılmaktadır.

Tek şerefeli minarenin dört köşeli geniş tabanı üzerinde “Heza ecdidü tarihil camii vel minara” ismi altında “cisrun limen saa” kufi yazıları bulunmaktadır. Minare aleminde ise “Amelehu El Hacı İsmail El Saffar El Fiskini”, orta kemerinde “Hemçu Pervane-i Şemi pür karesi mara ki eğer pişrevam balû perem misuzet” yazıları bulunmaktadır. Farsça talik yazı ile yazılmış bu kitabelerde h.523 (1129) tarihi yazılıdır.
Çarşı (Asakir) Camisi (Merkez)

Siirt Cumhuriyet Caddesi’nde bulunan bu camiyi Artukoğullarından Melik-üs Salih Nasuriddin 1265 yılında yaptırmıştır. Cumhuriyet Caddesi’nin yeniden açılışı sırasında caminin portali ve ön bölümü kamulaştırılmıştır. Bu nedenle de cami 1966 yılında yeniden yaptırılmıştır.

İlk yapılışında kesme taştan dikdörtgen planlı olan camiye iki kubbeli bir mekân eklenmiş ve böylece Siirt’in diğer camilerinde olduğu gibi enine gelişen bir plan şekli ortaya çıkmıştır. Caminin önünde dört kubbeli bir son cemaat yeri bulunmaktadır. Buradan iki kapı ile ibadet mekânına girilmektedir. İbadet mekânı orijinalliğinden kısmen uzaklaştığından orijinal bezemelere de rastlanmamaktadır. Bu arada kuzey yönüne, biraz altına da üzeri beşik tonoz örtülü abdest alma musluklarının bulunduğu bir mekân eklenmiştir. Ayrıca cami içerisinde onunla bağlantılı Es Şeyh Hasan Askeri’nin türbesi bulunmaktadır. Bu türbeden ötürü de camiye Asakir Cami ismi verilmiştir.

Caminin mihrap ve minberi bir özellik taşımamaktadır.

Caminin kesme taştan dikdörtgen kaide üzerine yuvarlak gövdeli ve tek şerefeli minaresi bulunmaktadır.

Hıdr-Ül Ahdar (Cumhuriyet) Camisi (Merkez)

Siirt il merkezinde bulunan bu caminin ilk ismi, yeşilin yeşili anlamına gelen Hıdr-Ül Ahdar (Hudurul Ahdar) idi. Siirt’teki camilerin en eskilerinden biri olan bu caminin XII.yüzyılın başlarında yapıldığı sanılmaktadır. Cumhuriyet döneminde Siirt Milletvekili H. Hulki Aydın’ın yardımı ile 1929 yılında yeniden onarılmış, minaresi yenilenmiş ve ismi de Cumhuriyet Camisi olmuştur.

Bu caminin içerisinde Hz.İsa’nın havarilerinden Yakova’nın mezarı olduğu söyleniyorsa da bununla ilgili bir bilgiye rastlanmamıştır. Aynı zamanda caminin bitişiğinde bulunan Sûk’ul Ayn Çeşmesi de Selçuklu döneminde yapılmıştır.

Kesme taştan, tek kubbeli bir yapı olan bu caminin doğusuna Selçuklu döneminden sonra iki kubbeli bir mekân eklenmiş ve yapının planı dikdörtgene dönüşmüştür. Kuzey yönünde biri ibadet mekânına, diğeri de sonradan eklenen bölüme açılan iki ayrı kapısı bulunmaktadır. Bu kapılar sivri kemerlidir. Ancak bu kemerli kapılar sonradan kapatılmış ve iki küçük kapıya dönüştürülmüştür.

Cami içerisinde orijinal konumuna ait mihrap, minber ve bezeme son onarımlar nedeniyle günümüze ulaşamamıştır.
Şeyh Memduh (Memdun) Camisi (Aydınlar)

Siirt ili Aydınlar ilçesinin batısındaki yüksek bir tepe üzerinde bulunan Şeyh Abdurrahman için Sultan Memduh 1830 yılında yaptırılmış olan türbenin yanına 1893 yılında bir cami yapılmıştır.

Cami kesme taştan, kare planlı bir yapıdır. Önünde altı sütunun taşıdığı beş bölümlü, üzeri kubbeli bir son cemaat yeri bulunmaktadır. Son cemaat yerindeki sütunları birbirine bağlayan yuvarlak kemerler alternatif dizilmiş iki renkli taşlarla hareketli bir görünüm kazandırılmıştır. İbadet mekânını örten kubbe pandantiflerle duvarlar üzerine oturtulmuştur. Mihrap ve minberi özellik taşımamaktadır. Yakın tarihlerde onarılan caminin mimari yönden bir özelliği bulunmamaktadır.

 

Kenthaber Kültür Kurulu

Fotoğraflar, www.siirt.gov.tr ve www.siirtliler.net adreslerinden alınmıştır.

——————————————————————————————

 

Siirt İli Siirt Türbeleri

 

İbrahim Hakkı Türbesi (Aydınlar)

Siirt Aydınlar ilçe merkezinin 3 km. doğusunda bir tepe üzerinde bulunan bu türbe İbrahim Hakkı’nın hocası ve kayınpederi, Kadiri Şeyhi İsmail Fakirullah (1657-1734) için yaptırılmıştır. Kitabesi bulunmadığından yapım tarihi kesinlik kazanamamakla beraber XVIII.yüzyıla tarihlendirilmektedir. Bu türbenin yanında ayrıca bir türbe daha bulunmaktadır. Bu türbede Zemzem’il Hassa gömülüdür. Zemzem’il Hassa (1765-1852) Şeyh Mustafa Fani Hazretlerinin kızı, Sultan Memduh’un eşidir. Kendine has bir divanı vardır.Türbe kesme taştan sekiz köşeli olup, üzeri güneş ışıklarına açık bir kubbe ile örtülmüştür. Devrinin ünlü astronomi ve din bilgini olan ve Marifetnâme isimli eseri olan İbrahim Hakkı’nın (1702-1780) kurduğu bir düzenekle yanında bulunan kuledeki prizmadan yansıtılan güneş ışıklarının üst örtüden geçerek İsmail Fakirullah’ın sandukasını her yıl 21 Mart tarihinde aydınlatması sağlanmıştır. Bu güneş ışınları Kalet-ül Üstad denilen 40×40 cm. ölçüsündeki bir pencereden yansıtılıyordu. Ancak, 1963 yılında yapılan onarım sonucunda bu düzenek bozulmuş ve bu özellik ortadan kalkmıştır. Bu arada türbenin yanına kesme taştan bir cami yapılmıştır. Bu cami kare planlı olup, üzeri yüksek kasnaklı bir kubbe ile örtülmüştür. Türbenin cephesine kavisli bir duvar eklenmiş, bunun uzantısına da köşeli bir kule yerleştirilmiştir.

İbrahim Hakkı’nın kullandığı kozmoğrafya aletleri, haritalar, güneş sistemi ile ilgili tahta küreler, el yazması kitaplarla düşünüre ait çeşitli eşyalar halen Tillo’daki torunlarında bulunmaktadır.

Veysel Karani Türbesi (Baykan)

Siirt Baykan ilçesi, Ziyaret Beldesi’nde (Yeşil Çevre Köyü) bulunan Veysel Karani Türbesi 1901 yılında yaptırılmıştır. Hz. Ali zamanında Sıffin Savaşı’nda şehit düşen Veysel Karani’ye ait olan türbe Selçuklu döneminde yapılmış, sonraki dönemlerde onarılmıştır. Sultan Abdülaziz bu türbe ile ilgilenmiştir. Türbenin son onarımını 1967 ve 1974 yıllarında Vakıflar Genel Müdürlüğü yaptırmıştır. Bundan sonra 1982’de avlu düzenlemesi yapılmış ve çevresine de kurban kesim binaları ile ziyaretçiler için otel ve konuk evi gibi tesisler yaptırılmıştır.

İlk yapılışında yöresel cas denilen bir harçla yapılan ve üzeri kubbeli olan bu türbe 1967 yılında yıkılmış ve yerine yeni bir türbe yapılmıştır. Bu türbenin mimari yönden bir özelliği bulunmamaktadır.

Veysel Karani’yi anma günleri her yıl 16-17 Mayıs arasında türbenin bulunduğu yerde yapılmaktadır.

Sultan Memduh Türbesi (Aydınlar)

Siirt ili Aydınlar ilçesinin batısındaki yüksek bir tepe üzerinde bulunan bu türbeyi Şeyh Abdurrahman için Sultan Memduh 1830 yılında yaptırmıştır. Öldükten sonra kendisi de bu türbeye gömülmüştür.

Türbe kesme taştan, kare planlı olup, giriş kapısı yazı frizleri ve çeşitli motiflerle bezelidir. Bu bezemeler dikkat çekicidir. Son zamanlarda onarılan türbenin yanındaki cami de 1893 yılında yaptırılmıştır.
Şeyh Hamza-El Kebir Türbesi (Aydınlar)

Siirt ili Aydınlar ilçesinde bulunan türbe, Şeyh Hamza-El Kebir’e aittir. Şeyh Hamza-El Kebir 1271 yılında ölmüş ve eski adı Tillo olan Aydınlar’da türbesi yapılmıştır. Şeyh Hamza-El Kebir Hamzaviye tarikatındandır.

Şeyh İbrahim El-Mücahit Türbesi (Aydınlar)

Siirt Aydınlar ilçesinde türbesi bulunan Şeyh İbrahim El-Mücahit, Tillo’da dünyaya gelmiş ve burada Velayet makamına yükselmiştir. İbrahim Hakkı Efendi eserlerinde Onun kerametlerinden söz etmiştir. Bir de divanı olduğu bilinmektedir.

Şeyh İbrahim babasından önce, 1262 yılında ölmüş ve ilçede yapılan türbesine gömülmüştür. Bugün adı Aydınlar olan Tillo’da soyundan gelen aileler ve ismini taşıyan bir mahalle bulunmaktadır.

Şeyh Muhammed El Hazin Türbesi (Aydınlar)

Siirt Aydınlar ilçesine 8 km. uzaklıktaki Dereyamaç (Fersaf) Köyü’nde bulunan bu türbe Şeyh Muhammed El Hazin’e aittir.

Şeyh Muhammed El Hazin, Irak’ta Şeyh Osman’ın yanında eğitim görmüş, Siirt’e döndüğünde de Ulu Cami’de vaazlar vermiştir. 1891 yılında ölmüştür. Günümüzde türbesi halk tarafından ziyaret edilmektedir.

Türbe kesme taştan yapılmış, kare planlı ve üzeri kubbelidir. Duvarların bitiminde dışarıya taşkın çok geniş bir saçağı bulunmaktadır. Yakın tarihlerde yenilenen türbenin mimari yönden herhangi bir özelliği bulunmamaktadır.

Şeyh Musa Türbesi (Merkez)

Siirt Doğan Mahallesi’nde bulunan bu türbe Şeyh Musa’ya aittir.

Şeyh Musa’nın Şeyh İlyas, Şeyh Naccar ve Şeyh Türki’nin hocası olduğu söylenmektedir.

Türbe kesme taştan kare planlı olup, üzeri kubbe ile örtülüdür. Türbenin bulunduğu yere daha sonra bir cami yapılmıştır. Bu cami kare planlı, kesme taştan ve kubbelidir. XIX.yüzyıl üslubunu yansıtmaktadır.


Şeyh Hattab Türbesi (Merkez)

Siirt il merkezinde, Cerrah Camisi’nde türbesi bulunan Şeyh Hattab, Siirtli alim Ömer Alim ve Müftü Hüseyin’den ders ve icazet almıştır. Ayrıca Hicaz’da Mekke-i Mükerreme Müftüsü Alim Zeyni Dehlan’dan da icazet almıştır. Siirt’te Cerrah Camisi’nde imamlık yapmış olup, tefsir ve hadis başta olmak üzere diğer ilim dallarında dersler vermiş ve ün kazanmıştır.

Şeyh Şerafettin Türbesi (Merkez)

Siirt il merkezinde türbesi bulunan Şeyh Şerafettin, I.Dünya Savaşı’nda Hasankale’de binbaşı rütbesi ile savaşa katılmıştır. Ruslar Siirt ve Bitlis yakınlarına geldiklerinde yöre halkının Siirt’ten göç etmesini engellemiştir. Milli Mücadele sırasında da ayrılıkçı hareketleri bastırmış, aşiretler arasında birliği sağlamıştır.

Şeyh Celaleddin Türbesi (Merkez)

Siirt il merkezinde Cerrah Camisi’nde türbesi bulunan Şeyh Celaleddin din âlimlerindendir. Zengin kütüphanesi Siirt Müftülüğü’nde korunmaktadır.

Abdurrahman Bin Avf Türbesi (Pervari)

Siirt Pervari ilçesine 8 km. uzaklıkta, Yukarı Balcılar Köyü yakınında bulunan bu türbe, sahabeden Abdurrahman Bin Avf’ye ait olduğu sanılmaktadır. Abdurrahman Bin Avf Hz. Muhammed’in bütün savaşlarına katılmış ve 75 yaşında ölmüştür. Yöre halkı bu türbede gömülü olduğu sanılan Abdurrahman Bin Avf türbesini ziyaret etmektedir.

Mezarının baş taşında celi sülüs yazı ile “Abdurrahman b. Avf Aşere-i Mübeşşere’den Radiyallah-u Anh-u El Fatiha” yaılıdır. Türbenin hemen yanında bulunan meşe ağacının yapraklarının kış aylarında da dökmediği gözlemlenmiştir.
Kenthaber Kültür Sitesi

Fotoğraflar, www.siirt.bld.gov.tr ve www.siirt.gov.tr adreslerinden alınmıştır.

——————————————————————————————

 

Siirt İli Siirt Köprüleri

 

Çarpıran (Dörtulular) Köprüsü (Baykan)Siirt ili, Baykan ilçesinin 3 km. doğusunda, Bitlis Suyu üzerinde bulunan bu köprü Dörtulular Köprüsü olarak da tanınmaktadır. Köprünün kitabesi günümüze ulaşamadığından yapım tarihi ve banisi ile ilgili bilgi bulunmamaktadır.

Kesme taş ve moloz taştan yapılan köprü XVI.-XVII.yüzyıla tarihlendirilmektedir.

Gezer (Kezer) Köprüsü (Baykan)

Siirt ili Baykan ilçesinde, Siirt-Baykan yolu üzerinde bulunan bu köprü Kezer Çayı üzerindedir. Kitabesi bulunmadığından ne zaman ve kimin tarafından yaptırıldığı bilinmemektedir. Bununla beraber yapı üslubundan Cumhuriyetin ilk yıllarında yapıldığı sanılmaktadır. Köprü 1934 yılında doğal etkenlerden hasar görmüş ve yeniden yapılmıştır.

Köprü kesme taştan yapılmış olup, 60 m. uzunluğundadır. Genişliği ise 4.40 m.dir. Dört gözlü olan bu köprünün gözleri yuvarlak kemerlidir. Ortadaki en büyük kemer açıklığı 10.70 m.yi bulmaktadır. Günümüzde halen kullanılmaktadır.

Nasreddin Köprüsü (Merkez)

Siirt-Kurtalan yolu üzerinde Botan Çayı üzerindeki bu köprünün kitabesi günümüze gelemediğinden yapım tarihi bilinmemektedir. Bununla beraber, yapı üslubundan Selçuklu döneminde yapıldığı sanılmaktadır.

Köprü kesme taş ve moloz taştan dört gözlü olarak yapılmış ancak, sonraki dönemlerde yapılan onarımlarla özgünlüğünü bütünüyle yitirmiştir.
Kurtalan Köprüsü (Kurtalan)

Siirt, Kurtalan ilçesinde bulunan bu köprünün kitabesi günümüze gelemediğinden yapım tarihi kesinlik kazanamamıştır. Yapı üslubundan XVII.yüzyılda, Osmanlılar döneminde yapıldığı sanılmaktadır.

Kesme taştan yapılmış olan köprü, beş gözlü olup kemerleri yuvarlaktır. Köprü ayakları paye şeklindedir. Köprü ayaklarının iki tarafında selyaranlar ve boşaltma gözleri vardır.

Köprü günümüzde halen kullanılmaktadır.
Kenthaber Kültür Kurulu

Fotoğraf, www.siirt.bld.gov.tr adresinden alınmıştır.

 ——————————————————————————————

 

Siirt İli Siirt Kaleleri

 

Derzin Kalesi (Baykan)Siirt ili Baykan ilçesinin 8 km doğusunda Adakale Köyünün yakınında bulunan Derzin Kalesi’nin yapım tarihi ile ilgili bir kitabe günümüze gelememiştir. Ayrıca kaynaklarda da bu kale ile ilgili yeterli bir bilgiye rastlanamamıştır. Bununla beraber yapı üslubundan kalenin Bizans döneminde yapıldığı sanılmaktadır.

Kale moloz taş ve harçlı olarak yapılmıştır. Gözetleme kulesi niteliğindeki bu kalenin yalnızca kulelerinden bazı kısımlar günümüze gelebilmiştir.

Beykent Kalesi (Kurtalan)

Siirt Kurtalan İlçesinin 6 km. güneyindeki Beykent Köyündü bulunan bu kalenin ne zaman ve kimin tarafından yaptırıldığını belirten bir belge günümüze gelememiştir.
Kalenin Bizans döneminde gözetleme niteliğinde yapıldığı sanılmaktadır. Moloz taş ve yer yer de tuğladan örülmüş duvar kalıntıları dışında başka bir kalıntı günümüze gelememiştir.

Garzan Kalesi ( Garzan)

Siirt iline 42 km uzaklıkta, Garzan (Yanarsu) ilçesinde bulunan kalenin yapım tarihi bilinmemektedir. Bu kalenin de ne zaman ve kimin tarafından yaptırıldığı bilinmemektedir.
Günümüze moloz taş duvarlarından pek az bir kalıntı gelebilmiştir. Kalenin bulunduğu yerde de yeterli bir araştırma yapılmamıştır.

Savtan Kalesi (Pervari)

Siirt Pervari ilçesi, Taşlı Köyü’nde bulunan bu kalenin ne zaman ve kimin tarafından yapıldığı konusunda kesin bir bilgi bulunmamaktadır.

Kale son derece büyük boyutlardaki taşlardan yapılmıştır. Günümüze büyük bir bölümü ayakta gelebilen sur duvarlarının büyük boyuttaki taşların benzerlerine diğer kalelerde rastlanmamıştır. Ayrıca kalenin yakınında bulunan Bünyan Duvarının da tarihte önemli bir yeri bulunmaktadır. Bu duvar Botan Nehri’nin geçtiği dar bir boğaz içerisinde büyük kayalar oyularak yapılmıştır.

Aydınlar, Pervari ve Şirvan ilçeleri arasında yer alan bu duvarın uzunluğu 85 m. yüksekliği de 10-15 m. arasında değişmektedir. Bazı kaynaklara göre Bizanslılar döneminde yapıldığı söylenen duvarın ne zaman yapıldığı kesinlik kazanamamıştır.

Körmas Kalesi (Şirvan)

Siirt ili Şirvan ilçesi, İncekaya Köyü’nde bulunan bu kale Osmanlı dönemine tarihlendirilmektedir. Büyük olasılıkla XVI.yüzyıla aittir.

İri moloz ve kesme taştan yapılan kale günümüze iyi bir durumda gelebilmiştir.
Kenthaber Kültür Kurulu

——————————————————————————————

 

Siirt İli Siirt Sivil Mimari Örnekleri

 

Siirt ilinin doğası, çevresindeki Botan Suyu, Reşan Çayı ve Akdağ’ın yamaçları sivil mimarisini de etkilemiştir. Ayrıca iklim koşulları da yapılanmada büyük rol oynamıştır. Siirt’in ilk kurulduğu ana merkez olan Akdağ yamaçlarındaki eski mahallelerdeki evler günümüze gelebilmiştir. Bunlar dar sokaklar boyunca sıralanmış, kalın ve yüksek duvarların arkasındaki evlerdir. Çoğunlukla bu duvarların kalın ve yüksek oluşunun nedeni yazın sıcağından, kışın da soğuğundan korunmaktır. Ayrıca evlerin dikdörtgen pencerelerinin çok küçük ölçüde oluşlarında da yine iklimin etkisi bulunmaktadır.Siirt evlerinde kapalı bir yaşam biçiminin etkisi açıkça görülmektedir. Evlerin kalınlığı 50-120 cm. arasında değişen yığma tekniğinde moloz taş duvarları Cas denilen bir nevi sıva ile sıvanmıştır.

Siirt sivil mimarisinde yaygın biçimde kullanılan Cas şehrin çevresinden sağlanan alçı taşının fırınlarda yakılıp öğütülmesi ile elde edilmiş bir kaba, alçı sıva türüdür. Bunun çabuk sertleşmesinden ötürü evlerde sık görülen kubbelerin kalıp dökülmeden yapılmasında büyük etken olmuştur. Bununla beraber dayanıksızlığından ötürü de nemden etkilenmiş ve sürekli onarıma gereksinim göstermiştir.

Siirt evlerinde ahşap malzemeye fazla yer verilmemiştir. Bunun nedeni de yörede ağacın az olup, taşın bol olmasıdır. Mimaride kubbelere, yuvarlak kemerlere ve tonozlara yer verilmiştir. Özellikle yuvarlak çizgiler yapılanmada etken olmuştur. Yöreye özgü değişik bir kubbe türü ortaya çıkmıştır. Kubbelerin, tonozların dikey boşluklarına Kambik denilen içerisi boş toprak kaplar yerleştirilmiştir. Böylece dolgularda ağırlıklar azaltılmıştır. Çoğu kez de kubbe ve tonozların üzeri dolgularla düzleştirilmiş ve yaz aylarında üst örtüler kullanılabilir konuma getirilmiştir.

Siirt sivil mimarisinde zengin kesimin evleri harem ve selamlık olarak bir avlu içerisinde yer almış, bunların ayrı ayrı kapıları olduğundan da erkek ziyaretçilerin harem bölümünü görmeleri engellenmiştir. Evlerin girişinde ortadaki ana bir avlu etrafında zemin katlarda mutfak, tandır ve depolar, üst katlarda da yine bir sofanın çevresinde odalar sıralanmıştır. Evlerin dış cephelerinde katları birbirinden ayıran silmelere yer verilmemiş, düz duvarlar üzerinde sıralanmış küçük pencere sıralarına dayanılarak evlerin kat sayısı anlaşılmıştır. Odaların içerisinde ahşap malzemeye yer verilmemiştir. Döşemeler bile Castan yapılmış, üzerleri kalın hasırlarla örtülmüştür. Ancak günümüzün yapılanmasında Casın kullanılması oldukça azalmış, onun yerini taş, tuğla ve briket almıştır.

Siirt evleri genellikle şehir merkezinde iki ve üç katlı olup, giriş kapılarına özen gösterilmiş, çoğu kez de devşirme malzemeler burada kullanılmıştır. Zenginlerin oturduğu evlerin giriş kapılarının çevresinde sütunlar, bunları birbirine bağlayan dilimli ve yuvarlak kemerler ile dinsel mimariyle adeta yarış edilmiştir. Bezeme olarak yalnızca bu giriş kapılarına önem verilmiştir.

Siirt’in kırsal kesimindeki evler çoğunlukla tek katlı, küçük kapılı ve pencereli düz damlı yapılardır. Döşemelerde sıkıştırılmış toprak, tavanlarda ise kavak ağaçları veya çalı-çırpı kullanılmış, bunların üzerine de sıkıştırılmış toprak döşenmiştir.

Siirt yöresinin Eruh, Kurtalan ilçelerinde mağara evlerle karşılaşılmıştır. Bu evlerde mağaralar oyularak odalar yapılmış, önlerine de yığma taşla örülmüş duvarlar çekilmiştir. Ayrıca uygun yerlere de pencere ve baca delikleri açılmıştır.

 

Kenthaber Kültür Kurulu

Fotoğraflar, www.siirt.gov.tr ve www.siirtliler.net adreslerinden alınmıştır.

 ——————————————————————————————-

 

Siirt İli Siirt Kaplıca ve İçmeleri

 

Siirt III.zaman ile IV.zaman arasında çeşitli yükselme ve çökmelere uğramıştır. Bunun sonucu olarak da il ve çevresinde çok sayıda kaplıca ve içmeler oluşmuştur. Bu kaplıcaların çoğundan ulaşım güçlüğü nedeni ile yararlanılamamaktadır. Siirt’teki kaplıcaların en önemlileri Sağlarca (Billoris) ve Hista Kaplıcalarıdır. Ayrıca Lif Ilıcası da yörenin önemli içmelerinden birisidir.Sağlarca (Billoris) Kaplıcası (Merkez)

Siirt’te 17 km. uzaklıkta, Siirt-Eruh yolu üzerinde, Botan Çayı kıyısındaki bir mağarada bulunan bu kaplıcadan mağaranın genişletilmesi ve düzenlenmesi ile yararlanılmaya başlanmıştır. Buradaki kaplıca havuzunu besleyen kaynağın yakınında ikinci bir kaynak daha bulunmaktadır. Bu kaynağın suyu doğrudan doğruya Botan Suyu’na karışmaktadır.

Kaplıcanın suyu 33 C -36°C sıcaklıkta olup, suyu Klorürlü, Sülfatlı, Bikarbonatlı, Sodyumlu, Hidrojen-Sülfürlü, Kalsiyum içermektedir. Suyun Ph değeri 6,4’tür. Kaplıca suyu, romatizma, deri, solunum yolları, kadın, sinir ve kas yorgunluğu, sinirsel hastalıklar, eklem ve kireçlenme, ameliyat sonrası rahatsızlıklar gibi hastalıklara olumlu etki yapmaktadır.

Lif Kaplıcası (Merkez)

Siirt il merkezinde, Kışlacık Köyü yakınında bulunan Lif Kaplıcası’nın verimi saniyede 30 lt.dir. Sıcaklığı 41 derecedir. Suyun kimyasal özellikleri Sağlarca Kaplıcasında olduğu gibi klorürlü, sülfatlı, bikarbonatlı, sodyumlu, hidrojen sülfürlü kalsiyum içermektedir.

Kaplıcanın suyu romatizma, solunum yolları, kadın hastalıkları ve sinirsel hastalıkların tedavisinde etkilidir.

Hista Kaplıcası (Eruh)

Siirt ili Eruh ilçesi, Düğünyurdu Köyü yakınında, Dicle Irmağı kenarında bulunan Hista Kaplıcasının suyu bir kaya yarığından kaynamaktadır. Buradan da 15 m. aşağıdaki bir havuza dökülmektedir. Suyun sıcaklığı 60 C.dir. Buradaki 8.00×4.00 m. ölçüsündeki havuzun üzeri tonoz bir tavanla örtülüdür.

Kaplıca suyu kükürtlü sodyum, kalsiyum sülfatlı sular grubundandır. Az miktarda demir içeren kaplıca suyu tortulu olduğundan yalnızca kaynağından içilebilmektedir. Kaplıca suyu romatizmal ve kadın hastalıklarının tedavisine iyi gelmektedir.
Kenthaber Kültür Kurulu

Fotoğraf, www.siirt.bld.gov.tr adresinden alınmıştır.

 ——————————————————————————————–

 

Siirt İli Siirt Saat Kuleleri

 

Saat Kulesi (Merkez)Siirt il merkezinde, Vilayet Konağı karşısında, park içerisinde bulunan Saat Kulesi 1974-1975 yıllarında yapılmıştır.

Kesme taştan yapılan Saat Kulesi, taş kaide üzerinde silmelerle birbirinden ayrılmış dört bölüm halindedir. Her bölümün üzerinde dikdörtgen çerçeveli birer pencere bulunmaktadır. Bu bölümlerin üzerinde dikdörtgen prizmanın her yüzüne birer saat kadranı yerleştirilmiş, üzeri daha küçük bir prizma üzerinde kubbe ile örtülmüştür.

Eski Saat Kulesi (Merkez)

Siirt Ulu Cami’sinin doğusunda 1905 yılında yapılan bu saat kulesi günümüze gelememiştir. Alaaddin Paşa tarafından yaptırıldığı ileri sürülen bu saat kulesinin yıkım tarihi kesinlik kazanamamıştır. Dr.Hakkı Acun bu saat kulesinin Olcaytu’ya dayanarak 1840 yılında yapıldığını belirtmektedir.

Kaynaklardan öğrenildiğine göre saat kulesi kare prizma üzerinde yukarıya doğru daralan ve üzerinde sivri külah olan bir yapı idi. Bu kule yıkıldıktan sonra üzerindeki saati Siirt’te yapılan yeni saat kulesine konulmuştur.
Kenthaber Kültür Kurulu

Fotoğraf, www.siirt.gov.tr adresinden alınmıştır.

 ——————————————————————————————

 

Siirt İli Siirt Doğal Güzellikleri

Siirt ili Güneydoğu Torosların Dicle Havzası’na girdiği bölümde yer almaktadır. İl toprakları bugünkü görünümünü şiddetli kıvrılma ve kırılmalar sonucunda III.Zamanda almıştır. Üst miyosen devrinde blok halinde il toprakları yükselmiş ve böylece Güneydoğu Toroslar oluşmuştur. Ayrıca çöküntü alanları da meydana gelmiştir. Bu çöküntüler akarsularla aşınmış ve batı, güneybatı ile güney yönünde bir takım vadiler meydana gelmiştir.Muş Güneyi Dağları

Muş Güneyi Dağları, Güneydoğu Torosların düzenli bir kesimini oluşturmuştur. Diyarbakır Havzasının kuzeyinde başlayan bu dağlar Diyarbakır-Muş-Siirt arasında doğudan güneydoğuya doğru uzanarak Siirt-Bitlis sınırını da oluşturmuştur. Bu dağ sırasının en büyük yükseltileri Aydınlık Dağı (Sason Dağı) (2.973 m.), Subaşı Dağı (Zubser Tepe) (2.721 m.) ve Tanrı Dağı’dır (2.044 m.). Bunlardan Aydınlık Dağı ilin en yüksek noktasıdır. Bu dağlar eski tarihlerde sık meşe ormanları ile kaplı idi. Ancak günümüzde bu ağaçlık alanlar orman niteliğini yitirmiştir.

Siirt Doğusu Dağları

Muş Güneyi Dağları’ndan sonra Bitlis Çayı vadisinin doğusunda uzanan bu dağlar Siirt’in doğusunu bütünüyle kaplamaktadır. Yükseltiler azalarak güneydoğudaki düzlüklere kadar uzanmaktadır. Sonra da Kavusşahap ve Hakkâri Dağları ile birleşmektedir. Bu dağ silsilesi daha çok ayrı ayrı kütleler halindedir ve Dicle Irmağı’na karışan küçük akarsularla da parçalanmıştır. Bu dağların ana kütlesini Yazlıca Dağı (Herekül Dağı) oluşturmaktadır. İlin en yüksek ikinci noktası olan Yazlıca Dağı’nı (2.838 m.) Meydan-ı Süleyman Tepe (2.444 m.) ile Körkandil Dağı, Uğurtepe (1.807 m.), Kelmehmet Dağı izlemektedir.

Bu dağ silsilesinin yanı sıra Siirt’in kuzeydoğusunda Doğruyol Dağı (Beknovil Dağı) (2.741 m.), Kapalı Dağı (2.631 m.) ve Küran Dağı (2.350 m.) dağları bulunmaktadır.

Siirt Doğusu Dağları yüksek ve sarp görünümdedir. Doğu Anadolu’nun yapraklı ağaçlarından oluşan ormanları burada bulunuyordu. Çoğunluğunu meşe ormanlarının oluşturduğu bu bitki örtüsünden de pek azı günümüze gelebilmiştir. Bunun da nedeni sorumsuzca ağaçların kesilmesidir.

Botan Çayı (Uluçay)

Nordüz Platosu’nun batısında, Siirt-Van sınırı arasındaki yüksek dağlardan kaynaklanan bu akarsu batıya ve sonra da kuzeybatıya doğru akmaktadır. Derin bir vadi içerisinde akan Botan Çayı Pervari yöresinin sularını toplayan Çatak Çayı ile Büyük Dere ile Çukurca’da birleşmektedir. Burada Botan Suyu ismini alır ve Siirt il merkezinin doğusundan, Aydınlar ilçesinden geçerek Bostancık yöresine ulaşır. Bu arada Muş Güneyi Dağları’nın sularını toplayan Bitlis Çayı ile Zarova Çayı’nı da sularına katar.

Botan Suyu’nun saniyede taşıdığı ortalama su miktarı 31 m3–274 m3 arasında değişir. Uzunluğu 300 km.ye ulaşan suyun toplama alanı da 7.600 km2’dir. Botan Suyu üzerinde Kip Köprüsü, Sağman Köprüsü ve Kayaboğaz Köyü yakınlarında 130 m.lik asma köprü bulunmaktadır. Botan Suyu’nun yükseltisi fazla olduğundan da akışı çok hızlıdır.

Siirt Mağaraları

Siirt ilinin jeolojik yapısının kalkerli oluşu çok sayıda mağaranın il topraklarında meydana gelmesine neden olmuştur. Bu mağaraların bir bölümünü insanlar konut olarak kullanmışlardır. Bu tür mağaralara Kurtalan ve Eruh ilçelerindeki köylerde rastlanmaktadır.

Bu mağaralar kalkerlerin erimesi ile ortaya çıkmış ve daha çok vadi boylarında yoğunlaşmıştır. Mağaraların en ünlüleri Botan Mağaraları’dır. Ayrıca Cudi Dağı üzerinde de ağzı dar, içerisi çok geniş, doruğa yakın yerde mağaralar da bulunmaktadır. Bu mağaraların duvarlarında hayvan kabartmalarının resmedildiği görülmüş ve bunların tarih öncesi çağlarda da kullanıldığı anlaşılmıştır.

Yaylalar

Siirt il topraklarındaki dağlardan sonra en önemli yeryüzü şekilleri arasında plato ve yaylalar gelmektedir. İl topraklarının %21’i plato ve yaylalarla kaplıdır. Yüksek düzlükler şeklinde olan bu platolar Siirt Doğusu Dağları, Kuran ve Yazlıca dağlarının Botan Suyu ve kolları tarafından yarılmış yamaçlarda toplanmıştır. Bunların başında Pervari ilçesindeki Çemikâri, Cema ve Herekol yaylaları, Şirvan ilçesinde Bacavan Yaylası gelmektedir.

Bu yaylalarda yağışlar düzensiz ve su kaynakları da oldukça kıttır. Orman örtüsünden yoksun oluşlarından ötürü de çayırların oluşturduğu toprak tabakaları da burada yetersizdir.

Kenthaber Kültür Kurulu

Fotoğraflar, www.siirt.pol.tr ve www.arcimaging.org adreslerinden alınmıştır.

 

——————————————————————————————–

Önemli Telefonlar

 

Valilik 0 (484) 223 10 01
Belediye 0 (484) 223 38 60
Hastane 0 (484) 223 10 21
Emniyet Müdürlüğü 0 (484) 223 10 15
Jandarma 0 (484) 223 44 40
Yangın İhbar 110
Polis İmdat 155
Hızır Acil 112
Jandarma 156

Alan Kodu:484

İL KÜLTÜR VE TURİZM MÜDÜRLÜĞÜ
Müdür : 223 57 90
Santral : 224 60 01
Fax: 223 28 70

SOSYAL HİZMETLERİ İL MÜDÜRLÜĞÜ
Yetiştirme Yurdu Müd. : 223 49 78
Fax: 223 12 16
Santral : 223 22 77

MİLLİ SAVUNMA BAKANLIĞI
Tetkik Krl. Böl.Bşk.: 223 63 83
Fax : 223 63 83
Askerlik Şube Başkanı: 223 10 12
Fax: 223 70 96

İÇİŞLERİ BAKANLIĞI KURULUŞLARI
Emniyet Müd. : 223 10 15

İL JANDARMA KOMUTANLIĞI
J.Kurmay Albay: 223 44 40
J.Yarbay : 223 44 40
J.İmdat: 156

İL ÖZEL İDARE MÜDÜRLÜĞÜ
Genel Sekreter: 223 15 12
Müdür Yrd.: 223 23 42
Santral: 223 37 52
Fax: 223 26 75

İL NÜFUS VE VATANDAŞLIK MÜDÜRLÜĞÜ
İl Müdürü: 223 23 42
Servis: 461 21 31
Fax: 223 46 67

İL SİVİL SAVUNMA MÜDÜRLÜĞÜ
İl Müdürü: 223 23 46
Merkez İlçe Müdürü: 223 54 27
Santral: 223 10 85
Fax: 223 42 51

MİLLİ EĞİTİM MÜDÜRLÜĞÜ
Müdür: 223 53 02
M.Eğt.Müd.Santral: 223 23 01
M.Eğt.Müd.Fax: 223 22 98

KARAYOLLARI 94. ŞUBE ŞEFLİĞİ
Şube Şefi: 223 22 95
Santral: 223 10 19
Fax : 223 23 39

ŞEHİRLERARASI OTOBÜS İŞLETMELERİ
Siirt Petrol Turizm: 223 16 16
Lüks Siirt Seyahat : 223 33 33

Burak Turizm : 223 56 56

 

SEYAHAT ACENTALARI
Bat-Air THY Bilet Satış : 223 75 74 – 223 75 84

Avrasya Sey Acentası : 223 26 26 – 223 61 00

Sualp Sey. Acentası  THY Bilet Satış : 223 39 54 – 223 60 00

Meydan Sey Acentası Atlas Jet Bilet Satış : 224 24 42 – 224 24 52

 

 

Yerel Etkinlikler

Etkinliğin Adı : Nevruz Bayramı

Tarihçesi :Orta Asya’da yaşayan Türkler, Anadolu Türkleri ve İranlıların yılbaşı olarak kabul ettikleri güne Nevruz adı verilir ki yeni gün anlamına gelir. Farsça Nev (yeni), Ruz (gün) kelimelerinin birleşmesinden meydana gelmiştir. Gece ve gündüzün eşit olduğu Miladi 22 Mart, Rumi 9 mart gününe rastlamaktadır.

Nevruz-i Sultani, Sultan Nevruz, Sultan Navrız, Navrız, Mart Dokuzu gibi adlarla da anılmaktadır.

Nevruz İranlılara mal edilmekte ise de Oniki Hayvanlı Türk Takviminde görüldüğü üzere Türklerde de çok eskiden beri bilinmekte ve törenlerle kutlanmaktadır.

Türklerde Nevruz hakkında başlıca rivayet, bugünün bir kurtuluş günü olarak kabul edilmesidir. Yani Ergenokon’dan çıkıştır. İşte bu nedenle bugün Türklerde Nevruz, yeni yılın başlangıcı olarak kabul edilmiş ve günümüze kadar bayramlarla kutlanagelmiştir.

Orta Asya’daki Türk topluluklarda Azeri, Kazak, Kırgız, Türken, Özbek Tatar,Uygur Türkleri, Anadolu Türkler ve Balkan Türkleri Nevruz geleneğini canlı olarak günümüze kadar yaşatmışlardır.

Amacı : Nevruz-Yenigün yeniden canlanmaya başlayan doğanını insanlara sunduğu bolluk , dirilik gönlümüzde yarattığı sevgi, kardeşlik. Paylaşma, barış ve dostluk duygularını pekiştirmektir.

Tarihi : 21 MART 1 gün
Düzenleyen Kuruluş :
Siirt Valiliği (İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü)

Etkinliğin Adı : Hıdrellez Kültür Bahar Bayramı

Tarihçesi : Hızır ve İlyas kelimelerinin birleşmesinden meydana gelen Hıdrellez, resmi ve dini bayramlardan olmamasına rağmen halk arasında bir gün niteliğini korumakta, bahar bayramı olarak kutlanmaktadır.

Yaygın inançlara göre Hızır ve İlyas bir araya geldiği gün olduğu inancıyla, kışın sona erip yaz mevsiminin başlama günü olarak kabul edilen Hıdrellez, doğrudan doğruya baharın gelmesi ile ilgilidir.

Amacı : Ülkemizde Hıdrellez hazırlıkları 6 Mayıs tarihinden bir hafta ya da bir gün önceden başlar. Bir hafta öncesinden yapılan hazırlıkların önemli bir bölümünü ev ve çevre temizliği oluşturur. Arefe olarak adlandırılan 5 Mayıs tarihinde Hıdrellez günü yenilecek yemekler pişirilir. Gerekli malzemeler satın alınır. (Kurban kesilecekse ortaklaşa koyun, kuzu vb. alınması) Bayramlık giysiler hazırlanır., vücut temizliği yapılır. Bütün bu hazırlıkların temelinde Hızır’ın kendi evlerine de uğrayacağı inancı vardır.

Tarihi : Mayıs ayı 1 gün
Düzenleyen Kuruluş:
Siirt Valiliği ( İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü)

Etkinliğin Adı : Mahalli Yumurta Bayramı

Tarihçesi : Her yıl Mayıs ayında kutlanan bu yöresel bayram nedeniyle, bütün evlerde yumurta kaynatılır. Nişanlı ve yeni evlilere 100 ile 500 arasında yumurta gönderilir. Kurulan bayram yerinde çeşitli renklere boyanmış yumurtalar tokuşturulur. Bir araya gelen erkekler çeşitli oyunlar oynar. Uzun atlama ve koşu (Şakulu-Zemce) müsabakaları yapılır. Mahalli Yumurta Bayramı oynama yeri Sabahları Tınaz Tepe (Sor Mevkiinde) ikindi vaktinde Zeynebül Mahaddisenin bulunduğu mevkiinde yapılırdı.

Amacı :Unutulmaya yüz tutmuş mahalli örf ve adetlerin yeniden canlandırılması ve halkın ilgisinin artırılması.

Tarihi : Mayıs Ayı’nın ikinci haftası – 1 Gün
Düzenleyen Kuruluş :
Siirt Valiliği (İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü)

Etkinliği Adı : İbrahim Hakkı Hz.Anma.

Tarihçesi :
İbrahim Hakkı Hz. İlmi konularını araştırmak ve tanıtmak üzere 1976 tarihinden beri kutlamalar düzenlenmektedir.

Amacı: İbrahim Hakkı Hz. Tanıtmak ve inanç turizmini geliştirmek.

Tarihi : 14-22 Eylül 1 Hafta
Düzenleyen Kuruluş:
Siirt Valiliği (İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü) (Aydınlar Kaymakamlığı)

Etkinliğin Adı : Yamaçparaşütü

Tarihçesi :
Gençlerimize Dağ ve Doğa Sporlarını sevdirmek amacıyla 2001 yılından beri gerçekleştirmektedir.

Amacı :İnsanlarımızı yamaçparaşütü sporunu çeşitli nedenlerle yaparlar. İyi bir pilot olup yarışmalara katılabilmek, uçmaya karşı duyulan özlem, Kendine güveni arttırmak, yükseklik korkusunu yenebilmek, doğayla daha iyi bütünleşmek, hobi, havacılığa olan tutku, yeni bir şeyler yapabilme bu nedenlerin başında yer alır. Amaç ne olursa olsun bu sporu emniyetli yapabilmenin ve geliştirmenin en iyi yolu her uçuşta yeni şeyler öğrenmektir.

Tarihi : Haziran – Temmuz ayları
Düzenleyen Kuruluş :
Siirt Valiliği (İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü)

Etkinliğin Adı : Rafting (Su Sporları)

Tarihçesi : Gençlerimize su sporlarını sevdirmek amacıyla 2001 yılından beri gerçekleştirmektedir.

Amacı :Akarsu sporları turizmine yönelik potansiyelin geliştirilmesi ve geniş kitlelere hitap edecek şekilde tanıtımının sağlanması .

Tarihi : Mayıs- Haziran ayları
Düzenleyen Kuruluş :
Siirt Valiliği (İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü)

Etkinliği Adı : Veysel Karani Hazretleri Anma .

Tarihçesi :Veysel Karani Hz. İlmi konularını araştırmak ve Anne Sevgisini gençlere tanıtmak amacıyla 1977 tarihinden beri kutlamalar düzenlenmektedir.

Amacı : Veysel Karani Türbesi, tarihi bir özelliği olmamasına karşın birçok yerli ve yabancının ilgisini çekmektedir. (Özellikle Arap ülkeleri: İran, Irak, Suudi Arabistan) Türbenin ana yola yakın olması Seyahat halinde olan Vatandaşların uğrak yeri yapmak, ve tüm dünyaya tanıtmak.

Tarihi : 16 Mayıs-04 Haziran
Düzenleyen Kuruluş :
Siirt Valiliği (İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü) (Baykan Kaymakamlığı)

Etkinliğin Adı : Mahalli Cigor Bayramı

Tarihçesi : Mahalli bayramların başında gelen cıgor, Mart ayının ikinci haftasında başlar, 3 gün devam eder. Bir zamanlar bölgede yaşayan Hıristiyanlara göre nazire olarak kullanılan Cigor’un Arapça gegir, gıcık (kızdırma) kelimesinden türemiş olabileceği, veya baharla birlikte insanların çevreye çıkmaları anlamında “Çık gör” olabileceği düşünülmektedir. İlk günde erkekler, diğer günlerde de kadınlar ayrı ayrı tepelere gezilecek yerlere giderler. Özellikle Botan Nehri kenarında bulunan Rasulhacer (Taşbaşı) Mağaraları’na gidilir. Burada, ilkbaharın müjdecisi olan, nergiz çiçeklerini toplarlar. Günün özel yemekleri olan Bunbar, cokat, pekmez tatlısı, rayoşu meketip ve mevsim meyvelerini beraberinde getiren halk, akşama kadar burada eğlenir. Bu bayram dolayısıyla nişanlı kız ve evli kadınlara hediyeler gönderilir. Aynı gece damlarda “Suke” denilen meşaleler yakılarak baş üzerinde dakikalarca çevrilir. Mevsim şartları el vermediği zamanlar bu törenler, evlerde yapılmaktadır.

Amacı : Unutulmaya yüz tutmuş mahalli örf ve adetlerin yeniden canlandırılması ve halkın ilgisinin artırılması.

Tarihi : Mart Ayı’nın ikinci haftası – 3 Gün
Düzenleyen Kuruluş :
Siirt Valiliği (İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü)

SİİRT AKTÜEL HABER

Cheap Holiday